The Line ve Eleştiri

Çölde bir çizgi. Aynadan bir duvar. Kendi içinde serin, başka bir deyişle “iklimlendirilmiş” atmosfer vaat eden bir yaşam. Neom Şehri kapsamında The Line.

The Line Projesi Görseli (Kaynak: neom.com)

İnsanoğlu yaptıklarıyla etki ediyor dünyaya. Sıktığı deodorant ile, yaptığı bina ile… Her bir yapı doğal ortamı doğrudan bozan, topoğrafyayı değiştiren, canlıların hayatlarını doğrudan etkileyen faaliyetleri gerektiriyor. Bir tek yapı sadece bulunduğu noktayı değil, o bölgede yaşayan, o bölgeden geçen hayvanları da etkiler. Bir tek yapı böyle etki ederken şehirler ne derece etki eder, zararları neler olur! Yaşadığımız şehirlerde bunu tecrübe ediyoruz. Biraz geç olsa da farkına varıyoruz.

“Doğadan aldığımızı geri vermek” adına duyarlılık gelişti günümüzde. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri baş aktör oldu. Geri veremesek de “nasıl daha az zararlı oluruz” sorusu tartışılıyor. Çölün kenarında kocaman 2 aynalı duvar arasına şehir kurmak bu hassasiyetler ile taban tabana zıt işler.

The Line Projesi Görseli (Kaynak: neom.com)

Peki bu yapı bizi ne derece etkileyecek? Yakın çevresini öncelikle. Geniş zamanda da ekosisteme. Bunun araştırmaları yapılabilir, yapılacaktır. Ama bunun araştırmasına gerek duyulmadan bu yapı hiç yapılmasa. Prens çevresindeki, danıştığı mimarlar değiştirebilse fikrini… Malesef… Değiştirmek şöyle dursun kabul edildi. Bunu kabul etmeleri normal miydi mimarların? Hatta bu işi tasarlamaya istekli olmaları. Hani paraya, şöhrete hiç de ihtiyacı olmayan mimarların… Star mimarların… Eleştirilerin ise az sayıda kişiden kısık sesle olması… Hatta Suha Özkan’ın Yapı Dergisi’nde güzelleme yazısının yayınlanması…

Neom Sergisi açılış töreninden star mimarlar (Kaynak: neom.com)

Bir dönem Uludağ Üniversitesi’nden öğrenci arkadaşlarla “Avlu Sohbetleri” yapıyorduk. Konuları da onlar seçiyordu. Güncel mimarlık konularından. Bir hafta da bu yapı idi konumuz. Suha Özkan’ın da Yapı dergisindeki yazısı çıktığı zamanlar. Suha Özkan’ın yazısıyla tekrar düşündüm yapıyı. Yapının durumunu, önemini, yapılabilirliğini, yapılmasında ne sakınca olacağını… Ve genel kabul yapıya olumsuz eleştiri geleceği için ben de yapıyı savunuyum ve tartışma daha da çeşitlensin diye düşündüm. Derinleştirmek istedim konuyu. Hani orta okulda iken münazara yapılırdı. 2 ekip zıt fikirleri savunurdu. Kendisi öyle düşünmese bile savunup rakip takımı mağlup etmesi beklenirdi. Ne hazin bir durum. İnanmadığı bir konuda insan nasıl savunma yapabilir ki! Niye yapsın ki! Başka bir ifade ile niçin daha güçlü yalan söylemek daha iyi olsun ki!

Ben de kendimi inandıramamıştım yapıya. Suha Özkan’ın yazdıklarına. Düşündükçe daha da inanamadım mimarların bu yapıyı tasarlamak için yarışmasına. Olumsuz eleştiri yapmaktan kaçınılmasına. Mimari eleştir ise bambaşka bir konu. Olumsuz eleştirilerden olabildiğince kaçınan, yapı için güzellemeler içeren hatta bazı yapılar için zorlama övgüler dizilen bir alan. Olumsuz eleştiriyi de olabildiğince sönümleyen… Bu yapıdaki eleştiriyi göçmen kuşlara indirgeyen örneğin…

Suha Özkan’ın yazısında “Doğrusal Kentler” örneği ile geçmişle bağlantı kurarak konu yumuşatılmakta, “Sürekli Anıt” kavramı ile de farklı bir yöne çekilmekte. Çevresine bu kadar yabancı bir yapının bu kavramlarla parallelliği olmasa gerek. Doğrusal Kentler ile ilgili ben de yıllar öncesinde araştırma yapıp prototip üstünde çalışmıştım. Ülkemizde niçin hiç örneği yok diye düşünürdüm. Bilinmediğine yorardım, bilinmemesinin yanında yanlış da anlaşıldığını düşünüyorum artık. Doğrusal Kentler çevresinden kopuk yerleşimler değildi. Çevresi ile dengeli şekilde bağlantı kuran, tek bir hat üzerinde genişleyen, zamanla da genleşen, hattın oluşturduğu manevralarla da topoğrafyaya uyum sağlayarak organikleşebilecek bir kurgu idi. Başı sonu belli, dışarısı ile yaya yolu dahil hiçbir bağlantı kurmayan devasa bir yapının doğrusal şehir ile ilişkisinin olmadığı aşikar idi. Bir ilişki kurulacaksa ancak UFO ile kurulabilirdi adeta. “Tanımlanamayan cisim”. Gökten inmiş gibi. Ne deniz ile, ne çöl ile ilişkisi var.

The Line Projesi Görseli (Kaynak: neom.com)

The Line’da bir yaşam yok. Devam eden, devamında nasıl olacağını düşündüren / gösteren bir veri yok. İçinde mekan var ama mekanların yaşatışı yok. Bunu mimarların oluşturduğu görsellerden de anlıyoruz. Dış dünyadan kopukluk da yaşamı bir o kadar uzaklaştırıyor yapıdan.

Keops Pramidi (Anonim)

Yaşamı sorgulatan bir diğer unsur da anıt gibi olması. Muhammed bin Selman anıtı. Alt metinlerde Mısır Piramitlerinden “Keops”dan esinlenilmesi. Ama anıt mezar olarak tasarlanan Keops’dan… Ama The Line içinde kent bulunduran bir obje. Çünkü hem insanlar olmalı, hem alışveriş olmalı, hem parasal bir değeri olmalı. Maddi yönü olmalı. Mezar gibi maneviyat yetmez, maddiyatı olmalı, hem de en çok. Kapitalist dünyanın karşı konulmaz fonksiyonları. Ama bir anıt mezarın içinde. Mezar gibi de tasarlanmış bir şehir mi demek lazım o zaman “The Line” için. Merak ediyorum acaba Morphosis’in en yetkin 9 mimarı tasarlarken bu bağlantıyı düşündüler mi?

Suudi Arabistan’da Geleceğin Şehri: The Line

Suudi Arabistan’da Yapım Aşamasında Olan The Line Mega Kentinden Drone ile Çekilmiş Görüntüler Paylaşıldı

Etiketler

Bir yanıt yazın