Bodrum Değirmenburnu Yarışması: Fikir Projesi mi, Fikrin Kılıfı mı?

Bir yarışmanın en temel şartı, yarışmacının neye göre değerlendirileceğini baştan bilmesidir. Değirmenburnu yarışmasının şartnamesi ve soru-cevapları bu konuda oldukça netti: alanın doğal ve kültürel değerlerinin korunması, tarihi değirmenlerin özgün kimliğinin gözetilmesi, silüet etkisinin dikkate alınması, topoğrafyaya mümkün olduğunca az müdahale edilmesi, kazı ve dolguların asgari düzeyde tutulması özellikle vurgulandı. Hatta yarışmacılardan Bodrum kent merkezi yönünden silüet çizimi özellikle istendi. Soru-cevaplarda ise alanın 1. derece doğal sit olduğu, henüz arkeolojik bir çalışma yapılmadığı ve kazı sırasında neyle karşılaşılacağının bilinmediği açıkça belirtildi.

Yani yarışmacıya verilen mesaj oldukça açıktı: Bu alanı yeniden inşa etmekten çok, mevcut değerlerini koruyarak ele alın.

Ne var ki sonuçlara baktığımızda, yarışmanın kendi kriterleriyle ödüllendirilen projeler arasında ciddi bir uçurum ortaya çıkıyor. Bazı ödül alan projelerde ciddi betonarme müdahaleler, büyük ölçekli hafriyat ve topoğrafyanın yeniden şekillendirilmesini gerektiren tasarımlar görülüyor. Bazılarında ise tarihi değirmenlerin içleri boşaltılarak başka işlevlerle yeniden kurgulanıyor. Arkeolojik çalışma yapılmadığı, kazının bilinmezlik taşıdığı ve müdahalenin asgari tutulması gerektiği söylenen bir alanda bu ölçekte müdahaleler nasıl değerlendirildi? Yarışmacılara “mümkün olduğunca az müdahale” denilirken, ödüllendirilen projelerde bunun çok daha ileri götürülmesi hangi kriterle açıklanıyor?

Aynı çelişki silüet konusunda daha da çarpıcı. Jürinin silüete verdiği önemin en somut göstergelerinden biri, yarışmacılardan özellikle silüet çizimi istemesi. Buna rağmen, silüet değerini açıkça hiçe sayan bir projenin ödüllendirilmesi ve kolokyumda bunun “çok değişik ve güzel bir fikri olduğu” şeklinde açıklanması ciddi bir tutarsızlık yaratıyor.

Daha da düşündürücü olan ise, bu müdahalelerin “ama bu bir fikir projesi” denilerek meşrulaştırılmaya çalışılması. Fikir projesi kavramının, sanki yarışmacıların ve mimarlık camiasının ne olduğunu bilmediği bir sihirli kelimeymiş gibi kullanılmasını kabul etmek mümkün değil. Bizler fikir projesinin ne olduğunu bilerek bu yarışmaya girdik. Fikir projesinin uygulama projesi kadar teknik ayrıntıya girmemesi; bağlamdan, yerin değerlerinden, silüetten ve tasarımın temel sorumluluklarından muaf olması anlamına gelmediğini gayet iyi biliyoruz. Jüri de bunu biliyor olmalı.

Dolayısıyla “fikir projesi”ni, devasa beton müdahalelerini, ağır topoğrafik değişiklikleri ya da silüete yönelik açıkça problemli kararları açıklamak için kullanmak, katılımcıları bu kadar temel bir kavramı bilmeyecek kadar bilgisiz yerine koymaktır. Bu bir öğrenci projesi, hele bir öğrenci yarışması değil. “Proje alanı anlamamış, bağlamla sorunlu bir ilişki kurmuş ama fikrinde bir ışık var, o yüzden ödüllendirelim” yaklaşımı profesyonel bir fikir yarışmasının değerlendirme ölçütü olamaz.

Bir projenin fikrinde potansiyel görmek başka, o fikrin alanla kurduğu açık çelişkileri ödüllendirmek başkadır. Eğer ölçüt gerçekten “fikrin güzelliği” ise, o zaman bir sonraki yarışmada New York’ta mükemmel işleyecek bir fikri Bodrum’a getirip, alanla hiçbir ilişkisi olmasa, silüeti bozsa, topoğrafyayı değiştirse ve beton dökse bile “Ama fikrim çok güzel” diyelim. Anlaşılan bu şekilde de ödül alınabiliyormuş.

Üstelik ödüllendirilen projelerden birinin yarışma sonucuyla birlikte resmi olarak paylaşılan tek görselinde dahi ciddi özensizlikler göze çarpıyor. Görselin yapay zekâ ile üretildiği açıkça anlaşılırken, tarihi değirmenlerin bazılarının biçimleri bozulmuş, değirmen kanatları gerçekçi olmayan biçimde aşağıya inmiş ve yapının kendisine ait temel öğeler dahi hatalı üretilmiş görünüyor. Burada mesele yapay zekâ kullanılması değil; jürinin ödüllendirdiği bir projenin kamuya sunulan tek görselinin bile bu kadar temel görsel hatalar açısından kontrol edilmemiş olması. Yarışmanın konusu doğrudan tarihi değirmenlerken, görselde değirmenlerin kendisinin yanlış temsil edilmesi, en azından yarışmanın sunum ve değerlendirme ciddiyeti açısından ayrıca düşündürücü.

Bütün bunların üzerine yarışmacıların karşısına çıkarılan lojistik yük de ayrıca düşündürücü. A0 paftaların fotoblok üzerinde Bodrum’a gönderilmesi istendi. Şehir dışından katılan bir yarışmacının tek seyahat imkânı varsa, kolokyuma mı gelecek, paftasını mı alacak? Serginin kolokyumdan sonra devam edecek şekilde planlanması, paftaların teslimini de yarışmacı açısından ayrı bir probleme dönüştürüyor.

Üstelik sonuçlar açıklanırken ödül alan projelerin tüm paftalarının PDF’leri dahi resmi olarak paylaşılmadı; yalnızca tekil görseller yayınlandı. Sonradan bazı ödüllü katılımcılar kendi inisiyatifleriyle projelerini Arkitera’da paylaşmış olabilir. Fakat yarışmaya katılan diğer projelerin, özellikle de ödül alan projelerin tamamını karşılaştırmalı biçimde inceleyebileceği merkezi bir kaynak bulunmuyor.

Bu kadar teknolojiye erişimin olduğu bir dönemde, yarışmanın resmi sonuç duyurusunda projelerin PDF’lerini yayınlamamak neden tercih edilir? Yarışmacıların sonuçları anlamak, karşılaştırmak ve jüri kararlarını kendi gözleriyle değerlendirmek için ihtiyaç duyduğu bilgiye erişimin bu kadar kısıtlı bırakılması, katılımcıya verilen değeri sorgulatıyor.

Jürinin katılımcılara karşı mesafesi ve sorumlulukları konusundaki problem bununla da bitmiyor. Eşdeğer ödül alan KAAT Architecture’ın yarışma projesini paylaştığı gönderinin altında, asli jüri üyelerinden Aslı Özbay’ın bıraktığı 👏👏👏👏❤️🔥 şeklindeki son derece coşkulu yorum, zaten tartışmalı bir sonuç sonrasında ayrıca dikkat çekiyor.

Bu yorum tek başına “torpil” kanıtı değildir. Ancak jüri üyesi ile ödüllü ekip arasındaki bu kadar görünür sosyal yakınlık, özellikle değerlendirme sürecinin yeterince şeffaf olmadığı bir ortamda, tarafsızlığın görünüşü açısından son derece rahatsız edicidir. Jüri üyelerinin yarışmacılarla arasındaki etik mesafeyi koruması, yarışmanın güvenilirliğinin bir parçasıdır.

Ve bütün bu tabloyu kendi projemin elenme gerekçelerine baktığımda daha da anlaşılmaz buluyorum. Bana verilen gerekçe birkaç cümleden ibaretti: “sert zeminlerin alanla problematik ilişkisi”, “taşıyıcı ayakların zemine etkisi” ve “ziyaretçi merkezinin anlaşılamaması.”

İlk iki eleştiriyi okuduğumda dönüp ödüllendirilen projelere bakıyorum: benimkinden katbekat fazla beton, çok daha ciddi topoğrafya müdahaleleri ve çok daha büyük yapısal etkiler görüyorum. Benim sistemim beton bir platform üzerine oturmuyor; kolon uçlarındaki prekast beton pabuçlarla zemine noktasal olarak değiyor ve asıl dolaşım omurgası ahşap. Jürinin “sert zemin” olarak eleştirdiği şey, projenin ana karakterini oluşturan bir betonlaşma değil.

“Ziyaretçi merkezi anlaşılamadı” eleştirisi ise benim açımdan daha da tartışmalı. Çünkü yarışmacılara herhangi bir ihtiyaç programı hiç paylaşılmadı. Bu, kapalı bir ziyaretçi merkezi tasarlamanın zorunlu olduğu anlamına gelmediği gibi, tam tersine bu konudaki yorumu yarışmacının kendi inisiyatifine bırakıyordu.

Ben alana baktığımda ise başrolün zaten değirmenler olduğunu düşünüyorum. Değirmenlerin çevresinde onların hikâyesini anlatan bir rota kurgulanabilecekken, tarihi yapıların yanında ayrıca “ziyaretçi merkezi” adı altında yeni bir kapalı bina üretmeyi gerekli görmedim. Sergilenecek belirli bir koleksiyon ya da kapalı alana ihtiyaç duyduğu tarif edilmiş bir program da yoktu.

Bu nedenle benim projemde ziyaretçi merkezi bir bina değil, ziyaretçinin değirmenlerle kurduğu deneyimin kendisi olarak yorumlandı.

Bu elbette jüri tarafından beğenilmeyebilir. Ancak o zaman bunun gerekçesinin açıklanması gerekir. İhtiyaç programı vermeyip, yarışmacının yorumuna bıraktığınız bir konuyu daha sonra “anlaşılmadı” diyerek eleme gerekçesine dönüştürmek ne kadar adildir?

Burada artık tek tek projelerden daha büyük bir mesele ortaya çıkıyor.

Yarışmanın başından sonuna kadar katılımcılardan istenenler, onlara çıkarılan lojistik zorluklar, paftaların Bodrum’a taşınması, kolokyum ve sergi sürecinin organizasyonu, sonuçların yalnızca isim ve tekil görseller üzerinden duyurulması, ödül alan projelerin tamamının resmi olarak incelenebilir hale getirilmemesi, jüri gerekçelerinin sınırlılığı ve bütün bunların üzerine jüri üyelerinin ödüllü ekiplerle kurduğu görünür sosyal yakınlık birlikte düşünüldüğünde, ortaya yalnızca tutarsız bir değerlendirme değil, katılımcıya karşı ciddi bir saygı ve sorumluluk problemi çıkıyor.

Çünkü yarışmacıdan istenen şey yalnızca paftasını teslim edip sonucunu beklemek değildir. Yarışmacı bu sürecin bir parçasıdır ve jürinin de yarışmacıya karşı sorumlulukları vardır.

Katılımcılardan bu kadarını isteyen bir organizasyonun, sonuçları açıklarken onlara bu kadarını bile borçlu hissetmemesi asıl anlaşılmaz olandır.

Benim açımdan mesele projemin ödül almaması değil. Bir yarışmada elenmek son derece normal. Mesele, projemin elenme gerekçesi olarak sunulan üç cümleyi, ödüllendirilen projelere baktığımda kendi içinde tutarlı bulamamam.

Bir yarışmacının projesini elemek jürinin hakkıdır.

Ama neden elediğini açıklamak, yarışmacıya yapılmış bir lütuf değildir.

Bu, yarışma etiğinin gereğidir.

Belki de bütün bu sürecin sonunda jüri üyelerinin bir kısmının hangi tür yarışma değerlendirmesine daha aşina olduğunu yeniden düşünmek gerekiyor. Öğrenci projelerinde “farklı fikir”, “ilginç yaklaşım” ve “burada bir ışık var” diyerek potansiyel aramak elbette değerlidir. Ancak profesyonel bir mimarlık yarışmasında jüri üyeliği yapmak; fikri beğenmenin ötesinde, o fikrin yerle, bağlamla, şartnameyle ve yarışmacıya ilan edilen kriterlerle kurduğu ilişkiyi değerlendirmeyi gerektirir.

Çünkü burası bir öğrenci jürisi değil. Yarışmacılar da “fikrinde ışık var” denilerek not verilen öğrenciler değil; profesyonel mimarlardır.

Sonuç olarak, bu yarışmanın bütün süreci boyunca katılımcılara karşı sergilenen bu denli ilgisiz, açıklamadan uzak ve saygısız bir tutuma çok az rastladığımı söylemek zorundayım. Yarışmacılardan beklenen özverinin, emeğin ve sorumluluğun karşılığında; aynı özenin, şeffaflığın ve sorumluluğun yarışmanın diğer tarafında da gösterilmesini beklemek sanırım fazla değil.

Bir yarışmayı yalnızca kazananları seçmek değil, o yarışmaya katılan herkese gösterilen saygı da nitelikli kılar. Bu süreçte ise ne yazık ki en çok eksikliğini hissettiğimiz şey tam olarak buydu.

Bodrum Değirmenburnu Tarihi Yel Değirmenleri ve Yakın Çevresi Fikir Projesi Yarışması

Etiketler

2 yorum

  • Aslı Kırkıl says:

    Yapilan elestirilere tamamen katilmakla birlikte gercekten yarisma kurulunun kamuoyu ile paylastigi proje gorsellerini cok yetersiz buldum. Fakat ben yapay zeka konusunda ayni fikirde degilim. En azindan bir yarisma projesinde esit emek dagilimi, akillarda soru isareti kalmamasi ve en onemlisi final urunun kalitesi acisindan yapay zeka kullanimina musade edilmemeli.

  • Ecem Kukul Barış says:

    Yazıdaki tespitlerin tamamına harfiyen katılıyorum. 3 ayını bu projeye vermiş bir katılımcı olarak; projemiz içeriğine dahi bakılmadan, özensizce yazılmış tek bir cümleyle elenirken; şartnamede defalarca vurgulanan araç ve otopark ihtiyacını karşılamayan, arazinin mevcut kotlarını, kazı şartlarını, doğal SİT koşullarını hiçe sayan ve emsal ile KTA 7 gerekliliklerine uymayan yaklaşımların öne çıkarılması tam bir çelişki. Jüri ekibinin bizlere iletilen şartnameden bihaber olduğunu ve fikir üretme iddiasıyla açılan bu süreçte emeklerin yüzeysel gerekçelerle heba edildiğini düşünüyorum. Bu durumu net bir şekilde dile getirdiğiniz için teşekkürler.

Bir yanıt yazın