Altkat Mimari Fotoğrafçılık’ın kurucusu Alp Eren, “Yerin Ruhu” serisinin 4. durağında Arter'i ele alıyor.
Serinin dördüncü yapısı olarak Arter’i ziyaret ettim. Bir kez daha Beyoğlu’ndaki bir mekanı fotoğraflarken bu sefer mahallede olup bitenleri daha da fazla gördüğümüz bir seri ortaya çıkardım. Arter ve Dolapdere’de son yıllarda yapılmış diğer yapıları ele aldığımız zaman, onları bulundukları yerden koparmak imkansızlaşıyor.
Son yıllarda şehrin birçok farklı noktasında gördüğümüz soylulaştırmanın bir bölgedeki küçük bir iz düşümünü yine fotoğraflar ve belirli kelimeler ile aktardım.
Üniversite zamanında bir sene boyunca gittiğim Dolapdere’ye tekrar ziyaretimde, öncelikle Kurtuluş tarafından yapıya doğru yaklaştım. Müzeye gitmeden önce ilk aklıma gelen, sokak aralarından; insanlarla ve mahalledeki diğer yapılarla birlikte binayı fotoğraflamaktı. Bu ilk ziyaret esnasında gördüklerim: çalışan dükkanlar, kurumakta olan çamaşırlar, yapılardaki süslemeler, yıpranmışlıkla ortaya çıkan organik süslemeler, yaşayanların eşyalarını sakladıkları örtülerin renkleri ve rüzgar sebebiyle uçuşan perdelerdi… Müzenin yol cephesine indiğim zaman da dikkatimi çeken, o sırada rüzgardan uçuşmakta olan perdeler oldu. Böylece mahalle ve yapı arasındaki paralelliklere dair fikrim oluşmaya başladı. Kıyafetler, perdeler, brandalar vb. o gün uçuşanları genel olarak “örtü” kelimesi altında düşünmeye başladım. Örtü, örten, örtük…
İçeridekini, güzeli, çirkini, ayıbı saklayan; tehlikeden koruyan, mesaj veren, temizleyen kumaş parçaları, örtüler. Görünürde olanın üstü örtülmüş derindeki anlamları. “-mış” gibilik, söylenilen ile yapılanın çelişmesi, amaçlanan ile sonucun uyumsuzluğu…
Sergi katlarını gezerken gördüğüm eserlerin -bazen sanatçılar tarafından belirtilmiş olarak- mahalledeki benzer anlara sahip sahneleri, bazen tesadüfi veya bilinç dışı örtüşmeleriyle mahalleyi, bir ayna gibi olmasa da bir işlemden geçirerek yansıtmalarını gözlemledim.
Fotoğraf çekimi esnasında sergilenmekte olan çalışmalar, yapının çevresindeki hayatın bir yorumlaması olarak sokaklarda olup bitenin paralelinde dört duvar arasında yer alıyordu. Kimi zaman müze ve mahalle arasındaki benzerliklere bakarken anlattığım konuya yakınlaşarak, kimi zaman da kopukluk nedeniyle mesafelenerek fotoğrafları çekip seriyi oluşturdum.
