2025 yılının Arkitera Genç Mimar Seçici Kurul Teşvik Ödülü kazananlarından KAA Works kurucu ortakları Ece Avcı Kantarcı ve Bahadır Kantarcı ile kariyerinin gelişimi ve yarışma pratiği hakkında konuştuk.

Bahadır Kantarcı: Bu biraz zor bir soru. Ofis kurma isteği öğrenciyken veya mezun olduktan sonrasında herkesin içinde vardır. Ece’yle tanıştıktan sonra konuyla ilgili bir takım adımlar attık.
Örneğin ilk yarışma projemiz olan “Torbalı Belediyesi Belediye Hizmet Binası Pazaryeri ve Otopark ile Yakın Çevresi Ulusal Mimari Proje Yarışması” projemizi, home-office olarak kullandığımız dairemizde çizdik. Bu yarışmadan birinci mansiyon ödülü almamız, bizi biraz daha cesaretlendirdi. Ardından “Bursa Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Tasarım Proje Yarışması”nda birinci ödülü aldık. O başarı da bizi profesyonel anlamda bir ofis mekanına taşımış oldu.
Ece Avcı Kantarcı: Ofis kurma süreci anlık gelişen ya da prosedürler zincirinden ibaret bir şey değil, aksine bir serüven. Önce istemekle başlıyor, hayata geçmesi için ise isteklerin, kararların, fırsatların birbiriyle örtüşmesi gerekiyor. Ofis olma serüveninizi, muhtelif zamanlarda ortaya çıkan bir takım örtüşme noktaları sonucunda inşa ediyorsunuz.
Bahadır’ın bahsettiği gibi ilk projemizi home-office olarak tuttuğumuz bir dairede çizdik, ondan önce evimizin salonunda ufak tefek işler yapıyorduk. Bence o zaman da ofistik, çünkü kendimizi her zaman KAA olarak tanımlıyorduk. 5 yıl önce ise şu an bulunduğumuz ofisi tuttuk ve burada ekip haline geldik.
Ofis kurmak üst üste binerek, kümülatif bir şekilde büyüyen bir süreç ve bu süreçteki bazı işler sizi iyice olgunlaştırıyor. Bursa Hanlar Bölgesi Kentsel Tasarım Projesi’ni tekamül katalizörlerimizden biri olarak görüyoruz.
Bahadır Kantarcı: Mimarlıkta tek bir doğru olduğuna inanmıyoruz. Süreç içerisinde doğrular yanlışa, yanlışlar doğruya dönüşebiliyor. Birlikte çalıştığımız farklı aktörlerden, bir projenin konusundan veya konuya dair yaptığımız araştırmalardan birçok şey öğrenmiş oluyoruz. Bu yüzden hep kendimizi geliştirmeye, gözlemlemeye, öğrenmeye muhtacız. Üretim süreçlerinde bireyselliktense ekip olmanın daha çok doğruyu ürettiğini düşünüyoruz.
Ece Avcı Kantarcı: Herkes gibi biz de bildiğimiz kadarıyla en iyisini yapmaya çalışan iki meslektaşız. Süreç içerisinde birbirimizden, coğrafyadan, aktörlerden öğrendiklerimiz sayesinde, proje de olumlu anlamda birçok değişime uğruyor. Projeler; zamana yaydıkça, aktörler devreye girdikçe, kullanıcı deneyimlerini, yerin dününü ve bugününü araştırdıkça olgunlaşıyor. Süreç, projenin girdilerinden biri diyebiliriz.
1. Ödül, Bursa Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Tasarım Proje Yarışması
Ece Avcı Kantarcı: Bu, yeri yaşamak, hissetmek ve anlamakla ilgili bir durum. Yarışma sürecinde biz alanı gezmiştik ama uygulama sürecine kadar bu kadar çok içine dahil olmamış ve bazı şeyleri anlayamamıştık. Oradaki taşı toprağı elledikçe, yerin tarihini öğrendikçe projeye oraya ait şeyler koymak istedik.
Bahadır Kantarcı: Ece’nin de bahsettiği gibi çalıştığımız alanda ne kadar çok vakit geçirirsek o kadar bilgiye sahip olmuş oluyoruz. Ne kadar okuyup araştırsak da, orada yaşayan kullanıcılar, yapılar, yapma biçimleri bize daha çok şey öğretebiliyor.
Ece Avcı Kantarcı: Örneğin Bursa’daki taşları Söğüt’teki bir ocaktan getirdik. Fabrikaya gidip kırım teknikleri deneyerek zemin örüntüsüne karar verdik ve getirdiğimiz taşları Bursa Taşı ile birlikte kullandık.
Söğüt, konsept aşamasında aklımızda olan bir yer değildi, yakınlarda bir ocak arayışına çıkınca keşfettik. Söğüt, Osmanlı’nın ilk kurulduğu yer, o zamanlardan kalan taşlar zemin altında yatıyor ve şimdi tekrar Hanlar Bölgesi’ne geldi. Belki de Hanlar Bölgesi, bir zamanlar yine o taşlardan inşa edilmiştir.
Sonrasında kazı yapılırken ortaya bir hazire alanı, kayrak taşları çıktı. Bundan haberdar değildik ve süreç içerisinde projede değişiklikler yapmamız gerekti.
Bahadır Kantarcı: Son yıllarda Türkiye’de proje yapma biçimi çok zor. Özellikle de sıfırdan başlayıp bir iş alma potansiyeli yaratmak daha da zor. Yarışmalar bunun için bize önayak olmuş oldu.
Her bir yarışma projesi bizim için birer dönüm noktası olmuş oldu. Çünkü her biri sonucunda öz eleştirilerimiz, araştırmalarımız veya ortaya çıkan ürün bizi fazlasıyla geliştirdi. Bazen yaptığımız hataları, bazen savunduğumuz şeylerin doğru olmayabileceğini gördük. Geçmişten gelen her bir araştırmanın ve okumanın verdiği etkiyle, her seferinde bir sonraki projeye yaklaşımımız değişmiş oldu.
Bursa Hanlar Bölgesi Kentsel Tasarım Projesi ise bizim için planladığımız gidişatı değiştirdi.
Ece Avcı Kantarcı: Ben neredeyse yaptığımız her işi kariyerimizde farklı birer sıçrama noktası olarak görüyorum. Hepsinde ayrı ayrı çok güzel insanlarla tanışma fırsatımız oldu. Akabinde bazılarıyla dost olduk, bazılarıyla ortak işler yaptık, her biri de süreç içinde farklı iyilikleri doğurdu. Kariyerdeki başarılar nihayetinde tek başınıza edindiğiniz şeyler değil, dış etkenler ve destekçileri de bu noktada telaffuz etmeye değer buluyorum.
Yarışmalar, kişisel kimliğimizden sıyrılıp daha adil bir platformda projelerimizi sunabilme fırsatı sağladı. Yarışma olmasaydı, Bursa Hanlar Bölgesi gibi UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki 19 kültürel mirasımızdan birini, 20’li yaşlarımızda projelendiremezdik.
2020’nin başında açılan “Torbalı Belediyesi Belediye Hizmet Binası Pazaryeri ve Otopark ile Yakın Çevresi Ulusal Mimari Proje Yarışması” ise profesyonel anlamda birlikte katıldığımız ilk yarışma oldu ve birinci mansiyon ödülü kazandık. Ama benim için birinci ödül gibiydi, çünkü cesaret toplama ve istikrar sağlama anlamında büyük bir ateşleyici etkisi oldu.
Aynı senenin sonunda “Bursa Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Tasarım Proje Yarışması”ndan birinci ödül aldık. Bursa Hanlar Bölgesi’nin dönüşümü, 20 yıldır konuşulan bir projeydi. Bize denk gelmesi, bizim için önemli bir sıçrama noktası oldu.
Bir yıl sonra “Antakya Köprübaşı Kent Meydanı ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması” açıldı. Orası için de uzun bir araştırma, görme, anlama, çizme imkanımız oldu. Oradan da ikinci ödülü kazandık. Ne yazık ki depremle birlikte, tarihi kent de dahil olmak üzere kent merkezinin epey bir kısmı yok oldu. Ama yaptığımız araştırmalar ve bölgeyi tanıma çalışmalarımız, depremden sonra elimizi taşın altına koyabilmemiz için imkan sağlamış oldu. Bu sayede orada çalışan ekiplere dahil olduk, hala takibimizi sürdürüyoruz.
2. Ödül [KAAworks], Antakya Köprübaşı Kent Meydanı ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması
Bahadır Kantarcı: Antakya Tarihi Kent için Bünyamin Derman ile beraber, Türkiye Tasarım Vakfı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile çalıştık, uygulama süreci devam ediyor.
Tasarım ya da mimarlık anlamından da öte yaşam kalitesi, ticari boyutlar, mekana ait hafızanın canlandırılması anlamında; hak sahipleri ve depremzedeler, en iyisini hak ediyorlar. Oradaki mimarlık, mimarın kendi egosundan yoksun olmalı.
Bölgede Yalın Mimarlık ile birlikte çalıştığımız bir sosyal konut projesinin inşaatı da devam ediyor. Onun da bir an önce tamamlanıp, hak sahiplerinin kullanımına açılmasını umuyoruz.
Deprem bölgesinde 2026 ve sonrası için temennimiz, yaraların iyileşmesi.
Ece Avcı Kantarcı: Deprem bölgesi için yapılan her iş, hem çok hızlı hem çok yavaş ilerliyor. Bunun dengesini bulmak çok zor. Umarım kent dokusu yeniden iyi bir şekilde örülür.
Ece Avcı Kantarcı: Ülkede 2026 ve sonrası için daha yavaş ve daha az mimari iş yapılmasını diliyoruz. Biraz daha üzerine düşünerek, doğayı ve kenti birlikte varolabilir kavramlar olarak ele alan projeler yapılmasını umuyoruz.
Bahadır Kantarcı: Yaptığımız her iş, bizi takip ediyor. Biz de yaptığımız işin sorumluluk bilinciyle, en doğru olanı yakalamaya çalışıyoruz. Günümüzde çok hızlı bir üretim süreci var. Hem kendimizi hem dünyayı daha fazla düşünerek üretim yapılmasını umut ediyoruz.
Yapının sürdürülebilirliği, ekonomik katkısı, şehre etkisi gibi konular üzerine daha fazla düşünülüp üretim yapılsa, çok daha iyi bir noktada olabilirdik.
Ece Avcı Kantarcı: Artık bizim gibi genç mimarların bile arşivlerindeki proje sayısının üç rakamlılara geçmiş olması, bence korkunç bir durum. Keşke az proje üzerine, uzun süreler düşünüp çalışabilsek. “Ne kadar hızlıysa o kadar iyi” diye düşünülüyor, oysa ki üzerine oturup aylarca tartışmak gerekiyor.
Sadece kendi ofisimiz için değil herkes için, memleket için iyi bir mimarlık diliyoruz.