2. Ödül [KAAworks], Antakya Köprübaşı Kent Meydanı ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması

PROJE RAPORU

Antakya, tarih içerisindeki adıyla ‘Antioch’, geçmiş dönemlerde çok yüksek bir dağın etekleri ile sahil surlarını yalayan Orontes arasında kurulmuştur. Eski çağlarda şehri çevreleyen surların üzerinden yürüyerek kent çepeçevre dolaşılabilirmiş. (1) Yıllar içinde çeşitli medeniyetlerin, farklı davranma biçimleriyle yaşam alanlarını oluşturmasıyla, taş ve ahşabın bir arada olduğu, dar sokaklardaki evler, meyilli kiremit kaplı çatıları, dağınık yönelimlerinin kesişimlerinde çıkan küçük meydanlar ve meydana gölge veren ağaçlar kentin tam anlamıyla karakterini oluşturmuştur.

Kentin Helenistik Çağ’dan başlayan uzun geçmişi, yirmi üç asırdır devam eden bu geçmiş içinde var olan çeşitli uygarlıklar, farklı kültürler ve o uygarlıklardan günümüze kalan izler…

‘Mesele mekanı icat etmek değil, mekanı yeniden icat etmek hiç değil, mesele mekanı sorgulamak, daha yalın bir ifadeyle mekanı okumak; çünkü alışagelmişlik adını verdiğimiz şey belirgin değil, bulanıktır: Bir körlük biçimi, bir uyuşma hali.’’

Species of spaces and other pieces, Georges Perec

Alışageldiğimiz her şeyin aslında yüzyıllar öncesine döndüğümüzde oluşan imgeyle, günümüze varana kadar, birçok katmanda müthiş bir değişime uğraması bu bulanıklığı oluşturur.

Bu kadar güçlü bir geçmişi ve bize sunduğu zenginlikleri okumayı başardığımızda, amacımızın burayı baştan aşağı, yeniden tasarlamak olmadığına emin olduk.

Burada mesele, yapılmış olanla, oluşmuş olanın ara kesitinde bir yer üretmek. Müthiş coğrafyanın bize sundukları (Habib-i Neccar, Asi, ovalar, taşlar, portakal ağaçları…) üzerine çeşitli katmanlarda günümüze ulaşan dönem izleri, sur kalıntıları, tarihi taş evlerin dağınık gibi gözüken ama esasında tam da olması gerektiği gibi konumlanışlarının oluşturduğu doku, camiler, kiliseler, sokaklar boyu uzanan zemin taşlarının özgün karakteri ve bizim tüm bunları bugüne nasıl taşıdığımız meselesi…

Kentin bize evvelden beri söylediklerini hatırımızda tutarak alana dair ilkelerimiz;

1) Genişçe ve ölçeksiz araç yollarıyla bölünüp parçalanan ve nehir ile kent arasındaki ilişkiyi koparan dokuyu; yaya öncelikli, kentin tüm unsurlarının (nehir, sokak, meydan, araç, yaya vs.) varoluşundan bu yana olduğu gibi tekrar bir arada ve birbirleriyle ilişkili hale getirmek,

2) Kendi dokusuna, tarihine, kültürüne sahip çıkarak, ziyaretçisine bunu en iyi şekilde aktarabilen, kente yüzyıllardır yüklenen bu sorumluluğu olması gerektiği gibi insanlığa sunabilen bir mekanlar dizimi ortaya koyabilmek,

3) Nehrin niteliğini bağlayıcı, dinamik ve nehrin çeperini bütünleştirici bir çerçevede ele alabilmek,

4) Farklı kullanıcılara, çeşitli zamanlarda, kültürel ve sosyal altyapıyı sunabilmek,

5) Asi Nehri Boyunca suya dokunan çeperlerde yeşil dokuyu ve su arıtıcı bitkileri artırıp uygun alanlarda genişleyen yeşil alanların bazen sokaklara sızarak bio-çeşitliliği güçlendireceği bir denge yaratmak,

6) Alana dair malzemeleri, iyi okuyup yeniden yorumlayarak, eski mahallelerden gelen doku sürekliliğini sağlayabilmek,

Şeklindedir.

Bu ilkeler doğrultusunda önerilerimiz;

1) Eski Doku, Sokak Aksları ve Zemin İnşaası

Eski kent diye adlandırılan taş evlerin, camilerin, hamamların dağınık yerleşimi ve organik dokudaki dar sokaklarından gelen aksların, alan içinde ve devamında sürekliliğinin sağlanarak bütünlük oluşturulması amaçlanmıştır. O taş sokakların kent meydanlarına ve nehir kenarlarına kadar sızdığı, Ulu Camiinin içinden gelen avludaki taş dokusunun meydana açıldığı bir kurgu… Dünyanın her tarafındaki antik Roma kentlerinde halen görebildiğimiz görkemli ve incelikli bu taş dokunun, İslam kentlerinin organik dokusuyla değişmiş ve yaşatılmış hali burada kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Projenin tarihi okumasının farklı parçalarını birbirine bağlayan bu zemin dokusu tüm tasarım kararlarını yönlendiren ana unsurlardan biridir. Eski planlardan ve haritalardan referansla, Medine Sokak gibi Ulu Camii’nin kuzeyinde devam eden, günümüzde izi silinmiş sokakları yeniden var ederek tüm tarihi dokunun alana sızması, halen varlığını koruyan Uzun Çarşı gibi önemli aksların şehrin merkezine kadar bir iz olarak rehber olması, sokak aralarında kalan bölgelerin farklı yönelim ve fonksiyonlarda meydancıklar oluşturması üzerinden bir mekanlar dizilimi önerilmektedir.

2) Arkeo-Meydan

Mevcutta, Saray caddesinde bir beton kuyu içerisine hapsolmuş, Roma Döneminden kaldığı bilinen, su kemeri olabileceği düşünülen kalıntının, projenin katmanlı tarihi okumasından sonra, ele alınması gereken önemli ipuçlarından biri olduğu düşünülmektedir. Bu işe öncelikle tarihi kalıntıyı betondan arındırarak başladık. Sonra devam ettiği fotoğraflarda aşikar olan kemer kalıntısının kalan kısmını ortaya çıkarabilmek adına yırtığı açmaya devam ettik. Bununla birlikte ortaya çıkan şevlerle, sanki su kemeri vadi arasına oturuyor, taş amfi ise bir akropolün eğimli taş yollarından sizi indiriyor gibi…

Bu arkeolojik kazı alanı önerisi hem ziyaretçilere hem de şehirlilere kentin antikiteye dayanan tarihsel varlığını hatırlatır; ortaya çıkacak olan su kemeri ve çeşitli buluntular ise bu bilinci taçlandırır ve somutlaştırır, mekânsal olarak altyapısını hazırlar. Aynı zamanda kazı alanına inen ve taş dokuyu devam ettiren avlu, tüm yaya ve araç trafiği arasında mekânsal bir duraklama, soyutlanma, nefes alma ve birliktelik alanı üretir.

3) Ulu Camii Meydanı

Kentin en uzun ömürlü imge ve mekanlarından olan Ulu Camii, avlusu, avluyu çevreleyen dükkanları ve hemen önündeki ağaçlı oturma alanıyla uzun süredir olduğu gibi günümüzde de işlek ve yoğun bir kullanıma sahip. Mekanın ve kullanıcısının hafıza ve alışkanlıklarını değiştirmeden, bu yoğun kullanımı karşılamaya devam edecek, Kültür ve Tanıtım Meydanının atölye mekanlarının mekânsal ihtiyacına fayda sağlayacak, camii avlusunu çevreleyen dükkanlar ile birlikte işlemeye müsait ve şehrin içine akan yaya trafiğini yönlendirecek bir meydan organizasyonu önerilmiştir. Camii önündeki meydanda gölge veren ağaçlar tutulmuş, önerilen taş dokuya uygun kent mobilyaları ile donatılmıştır.

4) Kültür ve Tanıtım Meydanı

Alana dair edindiğimiz imar planlarında kamulaştırılacak alanlar olarak gösterilen parsellerden, ilk aşamada güneydeki kent parçasının üzerindeki Ulu Camiinin silüetine de zarar veren, çok katlı betonarme binaların kaldırılarak burada; bölgeyi dinamik tutacak, ziyaretçisine kentin gastronomisini, el işçiliklerini tanıtacak, etkinlik ve eğlencelere, sergilere ev sahipliği yapacak bir ‘Kültür ve Tanıtım Meydanı’ olarak öngörülmüştür. Meydanda kültürel ve turistik tanıtım ofisleri, atölye ve sergi mekanları gibi çeşitli fonksiyonlara hizmet eden tek katlı pavilyonlar tasarlanmıştır. Bir kaçının izleri imar planında da verilen bu birimler ve takibinde aralarında çıkan avlular, sokaklar, aynı zamanda 1929 planlarından referansla işenmiştir. Şehirdeki önemli kültürel ve sosyal akslardan olan Uzun Çarşı Caddesinden uzayan aks üzerine konumlanan pavilyonların, çarşıdaki kültürel ve ekonomik üretimin devamlılığını sağlayacağı öngörülmektedir. Eski Planlarda var olan ve yeni meydanda canlandırılan diğer sokaklar ise, Kunduracılar Çarşısı Sokağından devam ettirilerek oluşturulan meydan aksı ve şehrin içini dolaşmaya devam eden Meydan Çarşısının Bakırcılar Girişi aksının devamı olan Medine Sokak. Şehirden gelip meydanın içine sızdırılan bu akslar, bunlara referans alarak konumlanan pavilyonlar ve arakesitlerinde oluşan farklı taş dokuları, yarışma alanı içindeki kamulaştırma senaryoları için bir örnek teşkil edecek şekilde kurgulanmıştır. Tüm bu referansların ve aksların çalışılması, kentsel dokunun analizi sonucu oluşturulan bu pavilyon kütleleri eski şehrin doluboş ilişkisinin devamlılığını onarıp kentsel dokuyu Asi kıyılarına kadar taşımakta, eski ve yeni kent arası buluşamayan kent dokusu için bir geçiş mekanı üretmektedir.

5) Çarşı Meydanı (Gelecek Dönem Öneri Kamulaştırma Alanı)

Meydan Çarşısı’nın Bakırcılar Girişi’ni gören ve kamulaştırılan parsel önerisi ile daha açık bir kent mekanının devamı niteliğinde olan Çarşı Meydanı, Asi Nehri kıyısının mekânsal ve peyzaj mimarisinin yeniden düzenlenmesiyle birlikte bu kıyı ile birlikte çalışan, yarışma alanı içerisinde en yoğun araç trafiğine sahip İnönü Caddesi’ne sınır oluşturan ve kentin son yıllarında olduğu gibi geniş otobüs durakları ve yolcu bekleme noktalarının olduğu bir geçiş mekanı olarak tasarlanmıştır. Yarışma alanı boyunca görülen ahşap çatkılardan oluşturulan tasarım dilinin devamlılığındaki saçaklar, Çarşı Meydanı’nda otobüs durakları ve Yeraltı Çarşısı’nın girişi niteliğinde çalışmaktadır. Meydanın konumlandığı parsel imar planında kamulaştırılacak alan olarak gösterilmiş olup, kentsel tasarım sürecinin devamlılığında içerisine ek fonksiyonlar eklenerek büyüyen daha nitelikli bir kent mekanı haline getirilmesi planlanmaktadır.

6) Nehir Kıyılarının Karakteri

Geçmişten günümüze Asi Nehrini, biçimini, kıyı fonksiyonlarını incelediğimizde, hep kente olabildiğince dahil olan, kentin de Asi’ye dahil olduğu, yoğun kullanımlı karakterini okuyabiliyoruz. Roma döneminde şehir surlarının, Habib-i Neccar dağlarıyla Orontes (asi) arasına kurulmasıyla, nehrin kent duvarlarıyla ilişkisi başlamıştır. Bu sur duvarlarının alçaklı-yüksekli, basamaklı, odacıklı sirkülasyonunda tüm kent çepeçevre dolaşılabilirmiş. Osmanlı dönemine doğru ise nehir kıyısında, farklı yüksekliklerdeki taş duvarlar üzerinde, ahşap çatkılı konut dokusu oluşmaya başlamıştır. Konutun olmadığı yerler ise ya toprak ve yeşil ile doğasına bırakılmış ya da taş parapetlerle yürüyüş yolu arasına sınır çekilmiştir.

Eski fotoğraflarda da gördüğümüz, kentin her öğesinin birbirine karıştığı, dahil olduğu bu şiirsel dokuyu yeniden yakalayabilmeyi amaçlarken, günümüzün şartlarından kaynaklı bazı problemleri nasıl avantaja çevirebileceğimizi sorguladık. Eskinden araç yollarının neredeyse olmadığı kentin her bucağı yaya için dokunmuştu. Şimdi ise araç yolundan, yapı yoğunluğundan neredeyse bir mekan yaratmanın çok zor olduğu kısıtlı alanda, nehir kenarında yaratacağımız çift cidar bir dolaşım aksı ve terasların hem eskiye iyi bir referans olacağını hem de nehirle ilişkide biz zemin sağlayacağını düşündük. Nehre yakın olan birinci cidar, su ve taşkın için set oluştururken ikincil duvarlar arasında kalan düzlem bir mekan yaratır. Silüetten baktığımızda yol seviyesini geçmeyen ya da bir parapet boyu kadar geçen bu duvarlar, farklı kotlarda nehri deneyimlemeyi sağlar. Bazıları izlem noktaları ve teras yaratırken, 3-4 basamak inildiğinde açık sergi alanında taş duvarlarda sergilenen eski Antakya görselleri, ufuk çizgisinde nehrin bir kısmı ve karşı tarafındaki yeşilin tonlarıyla bütünleşir. Biraz daha inilerek kapalı sergi mekanına erişildiğinde, sanki bir sur odasında gibi, nehir kıyısını sadece kuş, ağaç, su sesleriyle deneyimlemek mümkün.

Şevlerin genişlediği yerlerde ise olabildiğince oturulabilir kent parkları oluşturmayı amaçladık. Özellikle yeni şehir tarafında Atatürk Kent Ormanının nehre yeşili akıttığı, diğer tarafa baktığımızda eski taş sokakların meydanlara, oradan nehir kıyısına sızdığı dokuyu okumak ve böylece Asi’nin kent için bütünleştirici bir unsur haline geldiğini söylemek yerinde olacak…

Antakya Köprübaşı Kent Meydanı ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması

Antakya Köprübaşı Kent Meydanı ve Yakın Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması Sonuçlandı

Etiketler

Bir cevap yazın