Ali Berkay Tenlik, Deniz Can, Eren Yiğit Beleş, Meva Cambekli ve Zeynep Kabaklı tarafından “Kaira Looro Architecture Competition 2026” kapsamında hazırlanan proje önerisi.
Güney Senegal ekosistemini şekillendiren Casamance Nehri\’nin akışkan karakterini tasarım metodolojisinin rehberi olarak alan bu proje; yerel malzeme ekolojisini, iklimsel performansı ve mekânsal akışkanlığı, topluluk odaklı bir mekân içinde bir araya getirerek, yaşamın kesintisiz aktığı doğal bir dolaşım mimarisi kurgulamaktadır. Yerel geleneklere ve toplumsal ihtiyaçlara kök salan bu mimari; kadınların üretim süreçlerini, çocukların oyun alanlarını, kolektif öğrenme anlarını ve ortak karar alma süreçlerini esnek bir mekânsal açıklık aracılığıyla desteklemektedir.
Bölgenin sosyo-ekolojik bir katalizöre en çok ihtiyaç duyan yerleşimlerinden biri kabul edilen Niaguis Kasabası, bu tasarımın merkezini oluşturmaktadır. Niaguis, Casamance Nehri ile yoğun ama bir o kadar da kırılgan bir ilişki sürdürmektedir; burada nehir yalnızca coğrafi bir sınır değil, iklim krizi, su kıtlığı ve kadınların tarımsal emeği üzerinden okunan toplumsal bir eşiktir. Yalnızca fiziksel bir kabuk olmanın ötesine geçen önerilen yapı; yerel kadınların güvenle üretim yapıp ekonomik bağımsızlık kazanabildiği atölye ve pazarlardan, eğitim mekânlarına ve kolektif kutlamalara kadar geniş bir işlev yelpazesini aynı anda barındırabilen bir sosyal altyapı sunmaktadır.
Tasarımın mekânsal kurgusu, Senegal’e can veren ve deltalarını besleyen Casamance Nehri’nin karmaşık ve akışkan ağından ilham almaktadır. Yapının kalbinden doğal bir formla geçen bu dolaşım bölgesi, iki ana avlu arasında kesintisiz bir akış kurmaktadır. Nehrin kolları gibi mekânlara sızan bu iç sokak, işlevler arasındaki katı hiyerarşileri ortadan kaldırmaktadır. Bu “nehir”, geleneksel Afrika demokrasisinin ve uzlaşı kültürünün simgesi olan bir Palaver Ağacı’nı barındıran ana meydana doğru genişleyerek akmaktadır. Meydanı çevreleyen mekânlar, hareketli bambu panolar sayesinde iç ve dış mekân arasındaki eşiği tamamen ortadan kaldırmaktadır; bu paneller açıldığında, kapalı mekânlar meydanla kusursuzca bütünleşerek tartışmaları ağacın birleştirici gölgesi altına taşımakta ve alanı dinamik bir siyasi sahneye dönüştürmektedir. Öz-üretim yoluyla inşa edilmek üzere tasarlanan, topluluk merkezinin son derece esnek ve taşınabilir mobilyaları, büyük ölçekli topluluk buluşmalarında ortak kullanımı desteklemek amacıyla gerektiğinde bu meydana taşınabilmektedir. Bu dolaşım aksı boyunca şekillenen derslikler ve kütüphane, bölgenin en kritik sorunlarından birine doğrudan yanıt veren, ana dilde eğitimi destekleyen ve yerel sözlü ile yazılı tarihin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan kolektif bir hafıza mekânı olarak işlev görmektedir. İç sokakla bağlantılı ikinci, daha küçük ölçekli avlu ise bir çocuk oyun alanı olarak kurgulanmıştır. Oyun alanı ile atölyeler arasında kurulan doğrudan görsel ilişki sayesinde, yerel kadınlar üretim süreçlerine aktif olarak katılırken çocuklarını güvenle gözetleyebilmektedir. Yapı, edilgen bir kütle olmaktan çıkıp, yaşamın ve kolektif emeğin sürekli aktığı, toplumsal olarak üretilmiş bir “çerçeveye” dönüşmektedir.
Projenin malzeme paletinin oluşturulmasında, yerel yapım teknikleriyle uyum içinde, yerel, sürdürülebilir ve ekonomik açıdan erişilebilir alte atifler tercih edilmiştir. Projenin merkezinde, doğal dolaşımı yönlendiren ve kamusal eşikleri kuran, doğrudan yerel topraktan elde edilen kerpiç tuğlalardan inşa edilmiş anıtsal bir omurga yer almaktadır. Bu tuğla duvarların düzeninde stratejik olarak yerleştirilen gözenekli açıklıklar, yapının kütleselliğini kırarak mekânlar arasında geçirgenlik hissi ve sürekli hava akışı sağlamaktadır. Yüksek termal kütlesi sayesinde bu tuğla omurga, gündüz kavurucu güneş radyasyonunu emip geceleri yavaşça geri vererek iç mekân mikroklimasını doğal yollarla düzenlemekte, aynı zamanda projenin gömülü karbon ayak izini en aza indirmektedir. Bu masif kerpiç duvarların üzerinde, yerel ve sürdürülebilir yabani bambudan üretilmiş parametrik bir çatı strüktürü yükselmektedir. Hızla yenilenebilen bir kaynak olan bambu, olağanüstü çekme mukavemeti ve esnekliğiyle hafif ama son derece dayanıklı bir yapısal çözüm sunmaktadır. Çatının aerodinamik geometrisi, baca etkisini tetikleyerek sürekli bir çapraz havalandırma yaratmakta; böylece sıcak iç hava yükselip en yüksek noktalardan dışarı çıkarken, çatı örtüsünden toplanan yağmur suyu da bio-kum (biyolojik kum filtresi) filtrasyon yöntemiyle yeniden kullanıma kazandırılmaktadır. Işık, gölge ve hava akışını dengeleyen bu hafif çatı örtüsü, tropikal iklim koşullarına karşı kendi kendini düzenleyen, çağdaş, mikroklimatik ve ekolojik bir mimari çözüm sunmaktadır.