“Kontenjan Sürekli Arttığı için Esnek Mekanlara İhtiyacımız Var”

Türkiye'deki mimarlık eğitimin durumunu tespit etmeyi amaçlayan Arkitera Kampüste projesi kapsamında ziyaret ettiğimiz İzmir Gediz Üniversitesi'nde sorularımızı İç Mimarlık Bölüm Başkanı Yrd.Doç. Bilgen Dündar'a yönelttik.

Arkitera: Gediz Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi olarak eğitiminizi İzmir’le nasıl ilişkilendiriyorsunuz? İzmir’in bu konuda size nasıl katkıları var veya Mimarlık, İç Mimarlık bölümleri olarak kente katkılarınız var mıdır?

Bilgen Dündar: Mimarlık eğitiminin kentle ilişkisi gerçekten çok önemli bir konu. Biz konum olarak İzmir’in çok merkezinde değiliz ama özellikle hem yurt dışından gelen çok fazla yabancı öğrencimiz hem de İzmir dışından gelen çok fazla öğrencimiz var. O yüzden ilk aşamada özellikle mimari proje problemlerimizi yakın çevrede, Foça’da, diğer ilçelerde yapıyoruz. Mesela Basmahane bölgesinin tümüne yönelik çalışmamız var. Kentsel dönüşümün olacağı bir bölge Basmahane bölgesi. Belediyenin de bir takım programları, planları var bu konuda. Biz de öyle bir projeye entegre olduk. Dediğim gibi genelde mimari proje problemlerini vererek kente dahil olmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan her dönemde bir kere olmak üzere bir workshop haftamız oluyor. O hafta boyunca tüm derslere ara veriliyor ve öğrenciler en az iki atölyeye ve iki film gösterisine katılmak zorunda oldukları bir hafta geçiriyorlar. Bu workshop haftasını kentte yapıyoruz. Mesela Kemeraltı’nda pasajlar üzerine bir workshop çalışması yaptık. Bunları Mimarlık Merkezi’nde sergiliyoruz. Her dönem tabii ki workshop konuları, yöntemleri değişiyor. Atölye yürütücüleri değişiyor. Dolayısıyla kentle öğrencilerimizi bu şekilde buluşturmayı düşünüyoruz ve İzmir Mimarlık Merkezi bu anlamda bize çok ciddi ev sahipliği yapıyor.

Diğer üniversitelerle de jüri organizasyonlarını birlikte yapma gibi bir ilişkimiz oluyor. İzmir’deki mimarlık okullarının arasında böyle bir arkadaşlık var. İzmir çok küçük bir yer. Her üniversitede bir süre beraber çalıştığımız en azından bir hocamız oluyor ve dediğim gibi yılsonu jürilerinde, dönem sonu jürilerinde hep bir araya geliyoruz ve ileriye dönük İzmir’e dair bir takım ortak projelerde üretilebilecek şeyler oluyor bu buluşmalar.

Ben çok önemsiyorum böyle şeyleri. Öğrencilerin kesinlikle okul dışında yani formel eğitimin dışında, hem kendi kentlerinde hem diğer kentlerdeki farklı mimarlık ve iç mimarlık ortamlarında bulunmaları gerekiyor, çünkü insanı o besliyor. Formel eğitim bir yere kadar. Biz burada rehberlik yapıyoruz öğrencilere ama asıl önemli olan şey onların o bilginin peşinde koşmaları ve farklı alanlarla kendilerini zenginleştirmeleri. Yani mimarlık dediğimiz şey sadece mimarlıkla sınırlı bir şey değil. Dolayısıyla bu yönde biz çok destek oluyoruz.

Diğer taraftan öğrencinin bu yolla kurduğu sosyal ağ çok önemli. Artık bu meslek eskisi gibi bireysel yapılmıyor. O yüzden kopmamaları, bir network oluşturmaları açısından burada iç mimarlık, mimarlık eğitimi üç dönem ortak veriliyor. Bizim hocalarımız arasında öyle bir ayrım yok. Kim hangi bölümde onu bile bilmiyoruz. Ortak eğitim verdiğimiz için. Açıkçası bunu önemsiyoruz.

Size göre mimarlık eğitimiyle mekan arasındaki ilişki nasıl olmalı? Günümüzde Türkiye’deki derslikler, stüdyolar mimarlık eğitimi için yeterli midir? Bu kapsamda kendi üniversitenizi nasıl değerlendirirsiniz?

Stüdyoların nasıl olması gerektiği bence temel soru. Atölye havasının olması gerek. Yani bir stüdyodan ziyade öğrencinin kendisinin benimsediği ve kendisinin kişiselleştirebileceği bir çalışma ortamının olması gerekiyor. Gece gündüz kullanabiliyor olması gerekiyor o mekanı ve belli boyutlarda olması gerekiyor. Yani sadece masayla sınırlı olmaması gerekiyor. Yeri geldiğinde panolara asabildiği, çalışmalarını görebildiği, çizim yapabildiği, diğer masaya geçip maketini yapabileceği alanlar… Yani kendisine ait hissettiği, soğuk olmayan, gerektiğinde duvarını kendisinin boyayabileceği, bir mekan olması gerekiyor. Şimdi tabii kontenjan bazı üniversitelerde çok fazla. Hatta bazen stüdyolarda birinci, ikinci, üçüncü sınıflar aynı anda ders yapıyor, dolayısıyla da atölyeyi böyle gelip geçici, sadece kritik alındığı ders saatinde dersin dinlendiği bir mekanmış gibi algılıyorlar ve aslında çok fazla sahiplenmiyorlar. Biz olabildiğince aidiyeti arttırmaya çalışıyoruz çünkü bunun böyle olması gerektiğine inanıyoruz. Yani bu iş bir usta çırak işi. Asistanlarımızla ilişkimiz de öyle. Yani insan görmeden, aklında bir şey olmadan o şeyi tasarlayamaz. Dolayısıyla kendi kritiğini alsanız bile, o stüdyo saatinin çok verimli geçirilmesi gerekiyor. Gerektiğinde bir proje üzerine konuşulması gerekiyor, gerektiğinde maketin yapılması gerekiyor. Yani bir üretim alanı aslında. Nasıl bir marangoz atölyesinde üretim vardır, burada da aslında öyle. Biz ne yapıyoruz? Burada sadece maket inşa etmiyoruz, fikir inşa ediyoruz. Fikir inşa etmenin alt yapısının çok ciddi şekilde beslenmesi gerekiyor ve sadece o formel bir şey, bir nesne üretmek değil aslında. Dolayısıyla atölye ortamının böyle interaktif bir eğitime uygun olması gerekiyor. Çünkü hala, yani bizim verdiğimiz eğitim öyle, birebir kritik üzerinden gidiyoruz. Ve dolayısıyla bu eğitimi çok fazla önemsiyoruz.

Şu anda sayımız fazla olmasına rağmen küçük gruplar halinde çalışıyoruz. Jürilerimizi ortak yapıyoruz. Mekanın da buna uygun olarak esnek hale gelmesi gerekiyor. Yani ben yeri geldiğinde 20 öğrencimi alıp bir mekanda bağımsız bir şey konuşup bağımsız çalışabilmeliyim. Aradaki paneller açıldığı zaman iki grup bir araya gelip bir jüri mekanı oluşabilmeli. Biraz esnekliğe ihtiyacımız var; çünkü sayılar, gruplar değişebiliyor. Bizim şu andaki koşullarımız fiziksel anlamda iyi. Öğrencilerin kendilerine ait masaları var, mekanları var. Ama tabii binamız yapıldığında biz daha iyi koşullarda olacağız. Şu anda bir takım dönüştürme işlemleriyle stüdyolar elde ediliyor. Grup grup çalıştığımız için şu anda mekanlarımız yeterli. Ama biraz daha motivasyonu arttıracak fiziksel koşullara ihtiyacın olduğunu düşünüyorum ben.

Başka eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Biz genç bir ekibin, dinamik bir ekibin hoca kadrosunda olmasını önemsiyoruz. Tasarım temelli mesleklerde beraber çalışma disiplini çok önemli çünkü siz bir odaya girip yirmi kişilik sınıfa sunum yapmıyorsunuz, bir konuyu aktarmıyorsunuz. Siz ortak akılla, etkileşimle bir şey ürettiriyorsunuz aslında öğrencilere. Dolayısıyla o ekibin uyumu çok önemli. Çok farklı alanlardan gelen hocalarımız var. Tarihçi var, strüktür üzerine çalışan var, akustikçi var, rölöve, restorasyon üzerine çalışanlar var, ekoloji üzerine üzerine çalışan hocalarımız var. Ne kadar farklı alanda uzmanlıkları olursa da olsun tasarım noktasında tartıştığımız, eleştiriyi kabul edebilen, yeniliğe açık kendisini geliştirebilen bir hoca ekibi var ve bu kemikleşmeyi önlemek aslında bizim buradaki iki bölüm için amaçlarımızdan bir tanesi. Yani bunu çok önemsiyoruz. Ne zaman monotonluğa girse, ne zaman belli bir dengeye gelse orada silkelenip kendimize geleceğimiz bir takım şeyler yaratmaya çalışıyoruz. Yarışmalar olsun, makaleler olsun… Kendimizi böyle zinde tutmaya çalışıyoruz. Elimizi her taşın altına sokuyoruz. Katkımızın olabileceği işleri de önemseyip üzerine düşüyoruz.

Etiketler

Bir cevap yazın