“Mimarlığın Rolünü Bir İmge Üretmekten Çok, Kamusal Hayatı Mümkün Kılacak Bir Zemin Kurmak Olarak Tanımladık”

Teğet Mimarlık ekibi ile Basketbol Gelişim Merkezi (BGM) projesinin tasarım ve yapım süreci üzerine konuştuk.

Özge Durmaz: Basketbol Gelişim Merkezi (BGM), İstanbul Surları, Balıklı Rum Hastanesi Kampüsü ve Marmara Denizi gibi güçlü tarihsel ve mekânsal katmanların arasında konumlanıyor. Bu çok katmanlı bağlam içerisinde, yapının ölçeğini ve dilini belirlerken hangi sınırları özellikle korumayı önceliklendirdiniz?

Teğet Mimarlık: Marmara Denizi’nin kara ile buluştuğu köşede Yedikule Zindanları’ndan başlayarak kuzeye doğru devam eden tarihi sur hattına doğuda panoramik cephe veren bir parsele yerleşiyor Basketbol Gelişim Merkezi. Hem plan hem kesit düzleminde, yerleşke ve surlar arasındaki bu ikili ilişkiyi hassas ve ölçülü bir şekilde ele almaya çalıştık. Öte yandan projenin doğusunda, tarihi 18. yüzyıla dayanan, şehrin sivil mimarisinin önemli yapı taşlarından biri olan, Balıklı Rum Hastanesi yer alıyor. BGM’nin en büyük referanslarından biri bu örüntü. Hastanenin doğu – batı gridine tutunan farklı işlevdeki kütleler, zaman zaman bir meydana, yeşil alana veya avluya açılıyorlar. Bu arada içlerinde sakladıkları salon ve atrium gibi yüksek tavanlı hacimler, çeperlerini saran portiko dizileri veya daha alçak çatı grupları vasıtasıyla ölçekleniyor.

Öte yandan 1960’lardan sonra bölgeye demiryolunun gelişi ile birlikte iç-dış ilişkisi nispeten çözülmüş, sur önündeki tarım ve hayvancılık temelli üretim azalmış, atölyelerin yerini, testere ya da kırma çatılı, sarı boyalı cepheleri ve ritmik dikdörtgen pencereleri ile fabrikalar almaya başlamış. Bu bakımdan BGM’yi, indirekt gün ışığı alan geniş hacimleri, sıvalı yüzeyler üzerine oturan testere çatıları ve geniş saçaklarıyla bulunduğu yerin yapı tipolojisinin, malzeme manzumesinin ve tektonik çözümlerinin çağdaş bir yorumu olarak ele aldık.

Dolayısıyla, projenin sınırlarını çizen, dilini ve ölçeğini belirleyen; yapının bulunduğu yerle, hafızası ve fiziki çehresi ile kurulan aşinalık ve diyalog oldu.

Özge Durmaz: Proje, tekil ve baskın bir spor yapısı yerine yedi ayrı kütleden oluşan, sokaklar ve meydanlarla örülmüş bir yerleşke olarak ele alınmış. Bu parçalı kurgunun, hem kamusal algı hem de kullanım ve tasarım senaryoları açısından Teğet Mimarlık olarak nasıl bir karşılık üretmesini hedeflediniz?

Teğet Mimarlık: BGM, odağında spor olan çok programlı bir yerleşke. Tıpkı bir şehir örüntüsünde olduğu gibi, farklı işlevdeki yapılar avlu, sokak ve meydan dizileri arasına yerleşiyor. Bu parçalı kurgu, yerleşkeye tekil ve baskın bir yapının getireceği durağanlıktan ziyade, gündelik hayatı zenginleştiren bir dinamizm kazandırıyor. Kullanıcıların mekanla kurduğu ilişki tek bir giriş ya da senaryo üzerinden değil, farklı deneyimler üzerinden çeşitleniyor.

Teğet olarak bu yaklaşımı, spor yapılarının çoğunlukla kent çeperlerinde konumlanan, çevresiyle ilişkisi sınırlı, kendi içine kapanık mega-nesneler olma hâline bir alternatif üretmek amacıyla benimsedik. Parçalı kütleler ve aralarındaki kamusal açık alanlar sayesinde, spor programı sahadan sokağa, sokaktan meydana doğru genişleyen bir süreklilik kazanıyor. Böylece BGM, yalnızca belirli anlarda kullanılan bir etkinlik yapısı değil; farklı yaş gruplarının, farklı zamanlarda ve etkinliklerde bir araya gelebildiği, kamusal algısı güçlü bir kentsel yerleşke olarak çalışıyor.

Bu sayede dolaşım, yalnızca yönlendirici değil, mekanla ilişkiyi kuvvetlendiren kamusal bir katmana dönüşüyor

Özge Durmaz: Ana salon etrafında kıvrılan iç sokak kurgusu, mekânın zamanla keşfedilmesini sağlayan bir deneyim öneriyor. Spor yapılarında sık rastlanmayan bu dolaşım fikri, proje sürecinde mimari bir risk olarak mı, yoksa kaçınılmaz bir gereklilik olarak mı görüldü?

Teğet Mimarlık: İç sokak kurgusunu ne bir risk ne de kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gördük; bu, spor yapısından çok bir şehir örüntüsü tasarlamanın doğal sonucuydu. Ana salonun iç sokak boyunca kademeli olarak keşfedilmesi, geleneksel kentlerde ana mekanın avlular ve geçişler aracılığıyla açığa çıkmasıyla benzer bir deneyim sağlıyor. Bu sayede dolaşım, yalnızca yönlendirici değil, mekanla ilişkiyi kuvvetlendiren kamusal bir katmana dönüşüyor.

“Anonim” olarak tarif ettiğimiz mimari dil, bir tür mimari altyapıyı; yapının kendisinden ziyade, ürettiği ilişkiler ağını görünür kılan bir yaklaşımı temsil ediyor

Özge Durmaz: Basketbol Gelişim Merkezi, mega-ikonik spor yapılarının aksine, bağlam ve program üzerinden gelişen “anonim” bir mimari dil öneriyor. Günümüz kamu yapılarında görünürlük ve simgesellik beklentisi bu kadar güçlüyken, bu bilinçli geri duruşu savunmak sizin için nasıl bir mimari duruş anlamına geliyor?

Teğet Mimarlık: Bugün spor yapısı denince akla, şehirlerin periferisinde, çevresi ile ilişkilenmesi zayıf, içe dönük mega yapılar geliyor. Bulunduğu yere kendi kurallarını dikte eden ve dış dünyadan soyutlanan; yapının bağlamını, kullanımını ve potansiyelini geri plana iten böyle bir yapı üretmek yerine, tasarım probleminin kendisini konu edinen, mütevazı ve içgörülü bir yaklaşımda bulunmayı tercih ettik.

BGM’de mimarlığın rolünü, kendi başına bir imge üretmekten çok; bulunduğu bağlamı okumak, çok işlevli bir programı organize etmek ve kamusal hayatı mümkün kılacak bir zemin kurmak olarak tanımladık. Bu nedenle “anonim” olarak tarif ettiğimiz mimari dil, bir tür mimari altyapıyı; yapının kendisinden ziyade, ürettiği ilişkiler ağını görünür kılan bir yaklaşımı temsil ediyor.

Özge Durmaz: Tarihi surların hemen karşısında konumlanan yapıların saçak yükseklikleri, çatı kurgusu ve kabuk dili oldukça kontrollü bir şekilde ele alınmış. Bu ölçülülük, tasarım sürecinde kendiliğinden mi oluştu, yoksa baştan tanımlanmış net bir ilke miydi?

Teğet Mimarlık: BGM’nin bulunduğu arazi “sur tecrit bandı” içinde kaldığı için anıtlar süreci projenin önemli bir parçasını oluşturuyor. Projenin en başında mahya üst kotları ve surlara olan mesafelenme ile ilgili sınırlarımız vardı. Aynı zamanda bu bir kamu projesi, oldukça dar bir takvim ve bütçe söz konusuydu. Buradaki yaklaşımımız söz konusu fiziksel ve ekonomik kısıtları bir dezavantaj olarak değil, projeyi şekillendirecek önemli kriterler olarak ele almak oldu. Projenin en başından itibaren, yerleşim kararlarından nokta detay çalışmalarına kadar, çözümlerimizi olabildiğince verimli, basit ve tutarlı olacak şekilde geliştirdik.

Özge Durmaz: Basketbol Gelişim Merkezi yalnızca müsabakaların yapıldığı bir yapı değil, sporun gündelik hayata karıştığı bir “basketbol köyü” olarak tanımlanıyor. Bu dönüşüm, Türkiye’de spor yapılarının geleceği için nasıl bir alternatif model sunuyor?

Teğet Mimarlık: Türkiye’de spor yapıları çoğunlukla müsabaka günlerinde ziyaret edilen, tek işlevli mekanlar olarak çalışıyor. Odağı spor olan BGM’nin ana dinamosu gençler ve onları destekleyen federasyon. Üç altyapı sahasında senede 8 bin maç yapılması planlanıyor. Aileleri ile birlikte gelen gençler neredeyse tüm günlerini burada geçiriyor. Benzer şekilde kampüsün önemli programlarından biri basketbol lisesi. Burada çocuklar eğitim alıyor, açık ve kapalı sahalarda pratiklerini gerçekleştiriyor, idolleri ile aynı kentsel mekanı paylaşıyorlar. Öte yandan BGM, federasyon ofisleri için çalışma; milli takımlar için hazırlık ve kamp alanı sağlıyor. Dinamik ve yoğun bu program, basketbol müzesi ve kütüphanesi gibi yan işlevlerle dışarıya açılıyor ve bir iletişim kanalı sağlıyor. Yeme içme alanı ve çoğu spor temalı ticari birimler ise yerleşkeyi ekonomik olarak desteklerken, kamusal canlılığı ve çeşitliliği artırıyor.

Bu bütüncül kurgusu ile BGM, spor yapı tipolojisini mekansal ve kavramsal olarak genişleterek gündelik hayatın bir parçası haline getiren alternatif bir model sunuyor.

Kamusal yapılardan tanımları gereği gündelik hayatın bir parçası olabilen, erişilebilir, çevresi ile iletişim kurabilen, süreklilik sağlayabilen, program ve kullanım çeşitliliği vadedebilen mekanlar yaratmasını bekleriz

Özge Durmaz: Müze, kütüphane, etkinlik avluları ve yeme-içme alanlarıyla desteklenen karma program, yapının günün her saatinde yaşayan bir kamusal alan olmasını hedefliyor. Bu sürekliliğin, kamusal yapılar açısından sizce en kritik kazanımı nedir?

Teğet Mimarlık: Kamusal yapılardan tanımları gereği gündelik hayatın bir parçası olabilen, erişilebilir, çevresi ile iletişim kurabilen, süreklilik sağlayabilen, program ve kullanım çeşitliliği vadedebilen mekanlar yaratmasını bekleriz. Fakat çoğunlukla karşımıza çıkan kamusal yapılar kavramın zayıf bir temsili olarak kalırken, değişime kapalı, tek işlevli, kontrollü, sınırlı alanlar üretmekten öteye geçemiyor. BGM temsil ve etkinlik arasındaki dar boğaza sıkışmayan işlevsel ve mekânsal bir örgütlenmeyle kuruyor kamusallığı. Bu bakımdan kamusallık iddiasında olan yapılar için çalışan çağdaş bir örnek teşkil ediyor.

Özge Durmaz: Arkitera İşveren Ödülleri kapsamında Kamu Kategorisi’nde ödül alan Basketbol Gelişim Merkezi, Teğet Mimarlık için nasıl bir anlam taşıyor? Bu projeyle birlikte spor yapılarının kentle kurduğu ilişkiye dair nasıl bir yaklaşım benimsendi? Benzer ölçekte kamusal spor projeleri geliştiren tasarımcılar ve ofisler için bu deneyimden çıkarılabilecek temel önerileriniz neler olur?

Teğet Mimarlık: Projenin senaryosunu, teknik ihtiyaçlarını, toplumsal etki alanlarını, sportif, kültürel ve ticari hedeflerini tartıştığımız tasarım süreci boyunca aktif rol alan, ihtiyaçları ve beklentileri yapıcı bir şekilde paylaşan Türkiye Basketbol Federasyonu, mimariye pek çok açıdan yön verdi. İnşaatın tamamlandığı son ana kadar dinamik ve samimi bir mimar – işveren ilişkisi yaşadık. Her iki taraf da sınırlarını zorlayarak, kısıtlı zaman ve imkanlar içinde, en iyi üretimi gerçekleştirmeye çalıştı. Bu ödülü söz konusu ilişkiyi takdir eden bir jest olarak aldık ve memnun olduk.

Basketbol Gelişim Merkezi

Arkitera Ödülleri 16. Kez Sahiplerini Buldu

 

Etiketler

2 yorum

Bir yanıt yazın