İç mimar, tasarımcı ve sanatçı Oğuz Yalım ile "Form Follows Freedom" sergisi ve sanat pratiği hakkında konuştuk.

Minnettar Bir Gezgin I&II
Oğuz Yalım: Öncelikle merhabalar. Bana en sık yöneltilen sorulardan biri, bu geçiş sürecine ve döneme dair oluyor. Çünkü geçişler, değişimler ve ara dönemler; anlatılması ve paylaşılması gereken, anlatıcı ile dinleyici arasında özel bir diyaloğa dönüşen özel deneyimlerdir. İç mimar ve mobilya tasarımcısı olarak otuz yılı aşkın meslek hayatım boyunca çok farklı projeler yapma ve deneyimler yaşama fırsatı buldum.
Özellikle 2013 yılı civarında; profesyonel yaşamımda da, -özgür gibi görünen ama aslında katı ve zor bir disiplin alanı olan- mesleğimde de yoğun bir düşünsel ve eleştirel dönemden geçiyordum.
Bu süreç, işlevselliğin ve ihtiyaçların giderek daha baskın hale geldiği, buna karşılık tasarım özgürlüğünün daraldığını düşündüğüm bir süreçti. Resim ve heykel başta olmak üzere sanatla her zaman güçlü bir bağım vardı; bir gün sanatsal bir dönüşüm yaşayacağımı içten içe hissediyordum. Ancak bunun ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğine dair somut bir planım, bir zamanlamam yoktu.
2016 yılından itibaren, geçmişte yaptığım desenlere yeniden dönmeye, onları karıştırmaya ve yenilerini üretmeye başladım. Şantiyelerden ofise döndüğüm akşam saatlerinde, günün stresini ve yorgunluğunu desenler çizerek atmak; benim için adeta arınma ve yenilenme saatlerine, bir nevi meditasyona dönüştü.
Okuyucuyu daha fazla yormamak adına süreci şu şekilde özetleyebilirim: Geriye dönüp baktığımda -ne kadar şanslıyım ki- bu dönüşüm; hiçbir zorlama, baskı ve beklenti oluşturmadan, benliğimde yıllarca, sessizce büyüdü, kendiliğinden oluştu ve gelişti. Zamanı geldiğinde de içgüdüsel olarak, doğal akışında ortaya çıktı.

Oğuz Yalım: Bu sorunun cevabını sergi metnimdeki yazımdan bir bölüm alarak cevaplayabilirim:
1896’da Louis Sullivan, modern mimarlığın kalbine bir cümle bıraktı: “Form follows function”
Sanayi devriminin gelişiminde yükselen gökdelenler, çelik iskeletler ve hızla genişleyen şehirler, bu ilkeyle şekillendi: Dönemin aşırı süslemecili yaklaşımına karşı form işlevin bir sonucu olarak ortaya çıkmalı ve işlevin hizmetinde olmalıydı; çünkü mimarlık, aklın, mühendisliğin ve düzenin sanatıydı.
Benim mesleki geçmişim de çoğunlukla bu yaklaşım içinde geçti. Yıllarca tasarladığım her mekân, her ürün; ölçülerin, oranların, ergonomi ve işlevin kusursuz doğrularının izini sürdü. Form, çoğunlukla, bazen isteyerek, bazen istemeyerek işlevi izledi.
Ama sanat, bu rasyonelliği kıran, yapmayı hep istediğim yepyeni bir alan sundu bana. İç Mimarlık ve Tasarımcı geçmişimde taşıdığım geometrik hafızayı; bilinmezliğin, sürprizin ve özgürlüğün alanına bıraktım. Artık form işlevin değil, hayal gücünün izinde. Sanat, geometriyi yalnızca rasyonel ve ciddi bir dil olarak değil; sezginin, rastlantının, eğlencenin hatta hatanın alanı olarak görmeme izin verdi. Böylece çoğunlukla “function” yani işlev izinde geçen mesleki geçmişim sanat ile birlikte “freedom” yani özgürlük kavramına kayarak bana yepyeni bir alanda kendimi ifade edebilme şansı sundu.

O Sadece Bir Fikirdi
Oğuz Yalım: Özellikle teknik ve malzeme konusunda, kendimi özgür bırakmayı ve deneysel çalışmayı seviyorum. Kendimi malzemeye ve sürece bırakma hali, iki farklı malzemenin bambaşka bir metod ya da düşünce ile birleşme ve yeni bir tanım oluşturma durumu, benim için çok heyecan verici. Yıllarca mesleki hayatımda yapısal birer ürün olarak kullandığım malzemeleri, şimdi sanat ile buluşturmak en sevdiğim çalışma biçimi.
Örneğin şantiyelerden artan duvar seramikleri, demir parçaları, ahşap plakalar, kullandığımız baretler ya da tanımsız atık parçalar; benim için birer sanat zemini ve parçası haline geliyor. Bir nevi sergimin başlığı gibi onlar da kendi tanımlı işlevlerinden çıkıp, özgürce yepyeni bir şekle ve anlatıma giriyorlar. Tüm bu durum hem iç mimar ve tasarımcı şapkam yani geçmişim ile güçlü bir bağ kuruyor hem de yepyeni ve özgür bir alanda yeni ifade şekilleri oluşturmama izin veriyor. Çok heyecanlı değil mi?

Uzak Olanla Yakın İlişkiler
Oğuz Yalım: Bunların bir kısmı profesyonel hayatımdaki geometrik hafızamdan, bir kısmı ise içgüdüsel yerleştirdiğim ve bilinçaltımda benimle olan nesneler, imgeler. Resimlerimi her zaman doğaçlama olarak yapıyorum. Hiçbir resmimde ön bir eskiz, planlama olmaz. Olma durumundan hoşlanmıyorum.
Benim için resim yapmak demek; yeni bir serüvenin, bilinmezliğin içine girmek demek. Beş dakika sonrasını bilmemek, o sürecin içinde yoğrulmak ve sonuca ulaşmak; bu da en sevdiğim durum.
Ben yaptığım ve bitirdiğimi düşündüğüm resmimin ilk izleyicisi oluyorum. Yani sevdiğin bir konuda bir film izlemeye başlamak, filmin birkaç dakika sonrasını bilmemek, ama heyecanlı bir şekilde onu izlemeye devam etmek, süreçten zevk almak ve sonunu sabırsızca beklemek gibi. Bu sebeple nesneleri özellikle baştan seçmiyorum. Nesneler, kompozisyon geliştikçe içgüdülerimin ve bilinçaltımın etkisi ile kendiliğinden resimlerin içine giriveriyorlar; bazen sebepsizce bazen de bir ana figür olarak.

Oğuz Yalım: 2021 de yaptığım “Şantiye Halleri”, baret ve tuvallerden oluşan bir sergi idi. Sergideki Baretler’in her biri; yıllarca şantiyelerde yaşadığım ve karşılaştığım olay ve anılarımdan esinlenerek ortamın farklı birer karakterine odaklanıyordu. Baretler; bir mimar, mühendis, şantiye şefi, kalıpçı, cepheci, boyacı, elektrikçi gibi farklı disiplinlere ait, şantiye ortamında bir araya gelen insanları temsil ediyordu. Tuvaller ise baretlerle ilişki kurarak şantiyedeki durum kompozisyonlarını temsil ediyordu.
Bu baretlerden birkaç tanesini “Form Follows Freedom” sergimin içine dahil etme fikri ise bu serginin hikayesine yakışacağını düşündüğümden kaynaklanıyor. Sonuçta onlar da “koruyucu şapka” işlevi dışında, özgürleşmiş ve bir sanat objesine dönüşmüşlerdir. Bu sergideki küçük konumları, hikayenin bütününde onlara da bir parantez açma isteğimdendir. O sergiden sonra yeni bir baret çalışmam olmadı. O sergi başlı başına bir şantiye durumu anlatımıydı ve ana karakterler baretlerden oluşuyordu.

Oğuz Yalım: Devam etmekte olan tuval çalışmalarımın yanı sıra malzeme araştırmalarım devam ediyor. Şu günlerde ve devamında, yine daha önce yıllarca mimarlık yaşamımda defalarca kullandığım ama henüz sanat hayatımda kullanmadığım birkaç malzeme ile denemeler yapmaya başladım. Sonuçlarını birlikte göreceğiz. Onun dışında bir tanesi yurtdışı bir tanesi yurt içi olmak üzere iki solo sergi hazırlıklarım var. Umarım yakın bir zamanda bu konularda da bir sohbet yapabiliriz. Teşekkürlerimle…