Dijital Olarak Göremediğimiz Veriyi Edinmek, Yeri Deneyimleyerek Mümkün Oluyor

2025 yılının Arkitera Genç Mimar Seçici Kurul Teşvik Ödülü kazananlarından ED Works'ün kurucusu Ediz Demirel ile kariyerinin gelişimi ve mimarlığa bakış açısı hakkında konuştuk.

Ada Umay Cansız: Eğitim hayatınızda ve kariyerinizde attığınız güçlü adımların ardından, 2022 yılında ED Works’ü kurdunuz. Farklı ölçeklerde projeler tamamladınız, 2024’te ise tasarım ve inşasını birlikte üstlendiğiniz ilk proje olan Cabin in Woods projesini Tuna Ökten’le birlikte hayata geçirdiniz. Şu anda da aktif olarak üretim içerisindesiniz. Ofisinizin kurulma sürecinden bahsedebilir misiniz?

Ediz Demirel: Ofis hala kurulma sürecinde. Gözüm kapalı bir şekilde suya atlamış değilim, aksine merdivenle iner gibi iki basamak ileri bir basamak geri şeklinde ilerliyorum. Çok hızlı bir şekilde ofis kurmak; mevcut piyasa koşullarında sürekli bir masraf yaratma riskinin yanı sıra, tasarımcının özgürlük alanını ve iş seçebilme özgürlüğünü kısıtlama riski taşıyor. Home-office düzeninde çalışmayı tercih etmem de bundan kaynaklanıyor. Ne yapmak istediğim ve istemediğim zihnimde çok net olduğu için yavaş da olsa gitmek istediğim doğrultuda ilerliyorum. Direksiyonu hafif hafif kırarak ilerliyorum, karar alma süreçlerinde ani virajlar almamaya çalışıyorum.

Çok büyük ölçeklerde çalışmaktan kaçınıyorum. Projenin detaylarına daha uzun zaman ayırabildiğim ölçeklerde çalışmayı tercih ediyorum.Bu durum, kontrol isteğiyle de ilgili olabilir, çünkü detayların kontrolümden kaçmasından korkuyorum. Projede teknik detayların okunabilir olmasından keyif alıyorum.Nicelikten dolayı niteliği kaybetmekten endişe ettiğim için yavaş ve temkinli ilerlemeye çalışıyorum.

Yeni kurulmakta olan ofislerin nasıl oluştuğunu gerçekten çok merak ediyorum.Her bulduğumda onları yakalayıp muhasebe defterlerini kurcalamaya çalışıyorum. Çünkü bir taraftan nitelikli işler üretip, bir taraftan sürdürülebilir bir mali sistem oluşturmak, aynı zamanda da durgun bir piyasada yeni işler bulabilmek çok zor. Zorluğunun yanı sıra gerçekleşmedikçe, genç mimarların üzerindeki baskı daha da artıyor.

Bunlar mimarlığın araştırma alanına dair oyunlu kısımlar

Ada Umay Cansız: Mimari pratiğiniz kapsamında farklı ölçeklerde üretim yaparken aynı zamanda atölye ve konuşmalar düzenliyorsunuz. Bu çeşitliliğin yaratıcılığınıza ve tasarım sürecinize nasıl etkileri var?

Ediz Demirel: Konuşmaların, atölyelerin ya da jürilerin; tasarım sürecine şu an için doğrudan bir etkisi yok. Bunlar mimarlığın araştırma alanına dair oyunlu kısımlar. Alternatif üretim pratikleri ve pratiğe dayalı üretim fikri, öğrencilik yıllarımdan beri hayalini kurduğum bir şeydi. O zamanlarda atölyelere giden, etkinlikten etkinliğe koşan biri değildim. Tüm zamanımı kendi projeme odaklı şekilde geçiriyordum, o yüzden kolektif üretime pek aşina değilim. Ama bir pratik üretmek ve alternatif metotlar kullanarak atölyeler düzenlemek, uzun zamandır olgunlaştırmaya çalıştığım bir fikirdi.

Nihayetinde bu yaz iki atölye gerçekleştirdik. İPA Ders – Yaz Atölyeleri kapsamında İdil Bayar ve Elif Durğun’la birlikte gerçekleştirdiğimiz Tekhne Atölyesi’ydi. Orada maket ve mimarlık tekniğini merkeze alan bir pratik oluşturmaya çalıştık. İkincisi ise yine İdil’le birlikte düzenlediğimiz Cabin in Woods‘da gerçekleştirdiğimiz Kozak Tasarım Atölyesi’ydi. Bu atölyelerin, uzun vadede katılımcılarıyla birlikte genişleyip gelişmesini ve farklı bir pratik imkanı sağlamasını umuyorum.

İPA Ders Yaz Atölyeleri: “Tekhne Atölyesi”

Mimarlığın çok daha geniş bir alana dokunabiliyor olması gerekiyor

Bunlara ek olarak, ocak ayında başlamış olan ve sürekliliğini sağlamayı hedeflediğimiz bir Maket Atölye Stajı programı yürütüyoruz. Burada yapmaya çalıştığımız şey, katılan genç mimarlarla birlikte maket ve alternatif temsil pratikleri üzerine çalışmak; bu süreçte üretme bilgisini paylaşarak, geliştirerek ve birlikte deneyimleyerek ortak bir kültür inşa etmek.

Benim hayal ettiğim üretim ortamı; masada bilgisayarların olduğu steril bir çalışma ofisinden ziyade, maketlerin olduğu dağınık bir atölye. Bu da belki bizim üretim kültürümüzü oluşturacak temel nokta olabilir.

Günümüzdeki yaygın mimarlık anlayışı; proje çizme alanına çekilmiş ve maddi sürdürülebilirliği kurmak için nitelikten feragat edip sadece niceliğe odaklanmış bir ofis düzenine hizmet ediyor.

Oysa ki mimarlığın çok daha geniş bir alana dokunabiliyor olması gerekiyor; elleri kirletip sahadaki uygulamaları takip etmek, maketle çalışmak, alternatif pratikler geliştirmek gerekiyor.

Kozak Tasarım Atölyesi’25

Bir projeye başlarken ilk eskizim, bir birleşim detayı bile olabiliyor

Ada Umay Cansız: Henüz kariyerinizin başlarında olmanıza rağmen özgün bir tasarım dili yaratabildiniz; özellikle topografyayla kurduğunuz ilişki dikkat çekiyor. Bu süreçte benimsediğiniz bir çalışma sistemi var mı?

Ediz Demirel: Topoğrafya ile ilişki kurmak benim için gerçekten önemli bir konu. Bu da yerinde tasarlamakla, orada vakit geçirmekle mümkün oluyor. Çünkü haritada dijital olarak göremediğimiz veriyi edinmek, yeri deneyimleyerek mümkün oluyor.

Malzeme ve teknikle düşünmeye başlamak gerekiyor. En üst ölçekten en detay ölçeğe kadar malzeme ve yapı tekniği tasarıma içkin bir mesele, bu yüzden onları birbirinden ayrıştırmak mümkün değil.

Tasarım en büyük ölçekten en detay ölçeğe kadar sistematik olarak çözülen bir süreçten öte; ölçekler arası gidip gelen, iki adım ileri bir adım geri şeklinde ilerleyen bir süreç. Örneğin bir projeye başlarken ilk eskizim, bir birleşim detayı bile olabiliyor. Malzemeyi, detayı görebildiğim ve tekniği okuyabildiğim ölçekte çalışmaktan keyif alıyorum.

Maket yapmak ise bana mimarlığın oyunlu kısmı gibi geliyor. Dijitalde de çok çalışıyorum ama maketle üretmek farklı bir bilgi sağlıyor. Dijital araçlar yaygınlaşsa ve tasarım sürecinde çeşitli kolaylıklar sağlasa da maket ile çalışmaktan vazgeçmemek gerektiğini düşünüyorum

Özellikle mimarlık stüdyolarında, proje teslimi sırasında “yalnızca teslimi tamamlamak” amacıyla yapılmış maketlere sıkça rastlıyoruz; çoğunlukla oluklu mukavvanın lazerle kesilip üst üste yapıştırılmasıyla üretilmiş işler bunlar. Oysa maketle çalışmak, düşünme sürecinin içinde pek çok alternatifi tetikliyor ve tasarımı farklı yönlere açıyor. Bu potansiyel nedeniyle yeni maket atölyesi programımız konusunda oldukça heyecanlıyım.

Şu anda maket atölyesi sayesinde, maket üretimini tasarım sürecinin içine daha doğrudan dahil etmek mümkün oluyor. Tasarım üzerinde çalışırken maketi birlikte geliştiriyor; aynı zamanda diğer temsil yöntemlerini deneyip ilerletirken, maketin ve tasarımın temas ettiği farklı alanlarda da üretimler gerçekleştirebiliyoruz.

Maket Atölyesi

…onu meşrulaştıran belirli dayanaklara yaslanması ve mekanın izlerini tutmaya çalışması bence çok değerli

Ada Umay Cansız: Portfolyonuzda öne çıkan bir diğer tipoloji ise konut ölçeğindeki renovasyon projeleri. Bu tip projelerin üretiminizdeki yerinden bahsedebilir misiniz?

Ediz Demirel: Bu projeler, bütçe ve imalat hızı açısından denemeler yapmak için uygun bir ortam sağlıyor. Renovasyon konusundaki yaklaşımım; mevcut durumun geçmişteki izlerini tamamen silip ortaya yeni bir şey koymaktan ziyade, mekanın hafızasını okunabilir kılacak şekilde tasarımı geliştirmeye çalışmak oluyor.

Jürilerde hocaların sıkça altını çizdiği üzere, bir tasarımın “kerameti kendinden menkul” olmaması; aksine, onu meşrulaştıran belirli dayanaklara yaslanması ve mekanın izlerini tutmaya çalışması bence çok değerli.

Oysa ki niteliksiz renovasyon projelerinde, formlar birer biçimsel referansa indirgeniyor. Gerçekten algılamak yerine basite indirgenmiş bir form göndermesi yapılıyor ve rahatsız edici bir durum ortaya çıkıyor.

Cabin in Woods

Mimarlık, ister istemez rant üreten bir meslek

Ada Umay Cansız: 2026 yılı için belirlediğiniz mesleki hedefleriniz veya tamamlamayı beklediğiniz projeler var mı?

Ediz Demirel: Şu anda Nesin Vakfı’yla birlikte yürüttüğümüz bir dizi proje var. Bunlar farklı ölçeklerde, farklı bağlamlarda ve kendilerine özgü meseleleri olan, deneysel ve oyunlu projeler. Vakıfla birlikte çalışmanın en değerli yanı, mimarın emeğinin nereye dönüştüğünü net biçimde görebildiğiniz bir tasarım alanı açması. Çünkü mimarlık ister istemez olarak rant üreten bir meslek; ancak mimar hiçbir zaman bu rantın neye dönüşeceğinin kararını verecek pozisyonda olmuyor. Bu nedenle Vakıf’la çalışmak, meslek etiği açısından da bir tatmin sağlıyor.

Mesleki bağlamlarda, bireysel başarı kültürü odaklı bir bakış açısı ister istemez oluşuyor

Hedeflerimizden konuşurken, bunların aslında hikâyenin çok küçük bir parçası olduğunu hatırlamak gerekiyor. Mesleki bağlamlarda (etkinliklerde, söyleşilerde ya da sunumlarda) bireysel başarı kültürü odaklı bir bakış açısı ister istemez oluşuyor. Bu bakış açısı da genç mimarlar ve öğrenciler üzerinde ek bir baskı yaratıyor. Kendimi bunun dışında tutmuyorum. Durumun böyle olduğunu bilinçli olarak bilsek bile, bireysel başarı anlatıları yetenekli ve çalışkan genç mimarlar üzerinde “potansiyelini gerçekleştirememe” hissini güçlendirebiliyor. Oysa mimarların kendi potansiyellerini tam olarak ortaya koyamaması her zaman bireysel bir mesele değil. Bu söyleşiyi okuyan genç bir mimar kendi üzerinde ilerleme ve başarı baskısı kurmamalı; çünkü bu baskı çoğu zaman mesleğin yapısal ve sistematik sorunları görünmez kılıyor. Bu sorunların çözümünü tekil başarı hikâyelerinde aramak yerine, ortak bir mesleki bilinç etrafında gelişen kolektif üretim ve dayanışma pratiklerinde aramanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Etiketler

Bir yanıt yazın