Çağdaş İran Mimarlığında Yeni Bir İnisiyatif: CAAI

Bu röportaj serisinde, doktor adayı Farivash Ghanadi ve Prof. Dr. Hilal Tuğba Örmecioğlu; CAAI akademik koordinatör Alireza Taghaboni, kurucular Elham Razavi ve Hooman Talebi ile eğitmen Yaser Mousapour ile bir araya gelerek, CAAI’nin mimarlık eğitimi, genç kuşaklar ve çağdaş İran mimarlığı üzerindeki etkisini tartışıyor.

Son yıllarda ülkemizde, mevcut eğitim kurumlarının programları dışında, mimarlık üzerine yoğunlaşan farklı yapılarda ortamlar ve programlar oluşturan bağımsız platformların giderek daha görünür hale geldiği bir gelişim yaşanıyor. Bu oluşumlar, genç mimarların eleştirel düşünceyi geliştirmelerine, güncel mimarlık pratikleriyle buluşmalarına ve formel eğitimin sınırlarını aşarak çok katmanlı bir öğrenme deneyimi edinmelerine imkân tanıyor. Benzer bir yaklaşım, son yıllarda mimarlık alanında dikkat çekici bir yükseliş yaşayan İran’da da CAAI (İran Çağdaş Mimarlar Derneği) aracılığıyla kendini gösteriyor.

2014 yılında kurulan CAAI, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olarak, İran’da mimarlık kültürünün gelişiminde yeni bir kanal açıyor. Dernek, mimarlığı yalnızca akademi ve piyasayla sınırlı bir disiplin olmaktan çıkararak; yeni fikirlerin üretildiği, paylaşıldığı ve tartışıldığı özgür ortamlar yaratmayı amaçlıyor. Bu doğrultuda eleştirel düşünce odaklı programlar düzenliyor, genç mimarları destekliyor ve uluslararası mimarlarla iş birlikleri kurarak çağdaş İran mimarlığının gelişiminde önemli bir dayanak noktası sunuyor.

Bu röportaj serisinde, doktor adayı Farivash Ghanadi ve Prof. Dr. Hilal Tuğba Örmecioğlu; CAAI akademik koordinatör Alireza Taghaboni, kurucular Elham Razavi ve Hooman Talebi ile eğitmen Yaser Mousapour ile bir araya gelerek, CAAI’nin mimarlık eğitimi, genç kuşaklar ve çağdaş İran mimarlığı üzerindeki etkisini tartışıyor.

Nasıl ve Neden CAAI?

Farivash Ghanadi: CAAI oldukça özgün bir model. Bu özel derneğin kuruluşunun arkasındaki hikâyeyi anlatabilir misiniz? Örneğin, sizi böyle bir oluşumu hayata geçirmeye yönelten temel itici faktörler ve doldurulmamış boşluklar nelerdi?

Alireza Taghaboni (Görevde olan CAAI dekanı): Bu girişimin arkasındaki temel neden, İran’daki mimarlık eğitiminin durumuydu. Ülke genelinde 100’den fazla üniversite ve fakülte bulunmasına rağmen, bunların çoğu bürokratikleşmiş, katı programlara sahip kurumlara dönüşmüş durumda. Bazıları ise mimarlığı esasen bir propaganda aracı olarak gören, yoğun biçimde ideolojik yapılar sergiliyor.

Ayrıca, öncü (avant-garde) mimarlarla akademik kurumlar arasındaki bağın giderek zayıflaması, eğitim kalitesinde gözle görülür bir düşüşe yol açtı. İran’ın en yetenekli mimarlarının birçoğu üniversite eğitimine katılmıyor; bu da kurumların giderek vasat ya da devlet bağlantılı mimarlarla dolmasına neden oluyor.

Bu durum, mimarlığın yalnızca bina inşa etme ya da ideolojik amaçlara hizmet etme aracı olmasının ötesinde, hayatı ve insanlığı düşünme biçimi olarak ele alınmasının eksikliğini ortaya çıkardı. Biz de buna karşılık, bu boşluğu doldurmak için küçük, bağımsız ama güçlü ve etkili bir enstitü kurmanın gerekli olduğuna inandık.

Girişimimizin özündeki fikir, hayal gücü, eleştirel düşünce ve mevcut düzeni sorgulama üzerine yoğunlaşmaktı. CAAI’deki yaşam tarzımız; deney, sıkı çalışma, mimarlık tarihi ve teorisiyle derinlemesine ilgilenme temelleri üzerine kuruludur. Bu yöntem, büyük veya küçük resmî kurumların tavrından temelden farklı. Amacımız, mimarlığın sınırlarını zorlamak, onu toplumda daha güçlü bir etkiye sahip hale getirmek ve İran’da bir sonraki öncü mimarlar kuşağını oluşturacağına inandığımız yetenekleri keşfetmek ve geliştirmek.

Elham Razavi (CAAI Kurucusu): İlk hedef, mimarlık alanında içerik üretmekti. İlk olarak İran’daki mimarlık camiasının gerçekten nelere ihtiyaç duyduğunu ortaya koyan bir liste hazırladım. İran eğitim sisteminde yakın zamanda önemli bir değişim yaşanmıştı: Daha önce mimarlık, güzel sanatlar fakülteleri bünyesinde yer alıyordu; bu da öğrencilerin sinema, heykel, resim ve fotoğraf gibi alanlardaki akranlarıyla aynı ortamı paylaşarak sanatsal bir atmosferin içinde bulunmalarını sağlıyordu. Ancak yeni sistemle birlikte mimarlık programları teknik fakültelere taşındı ve öğrenciler bu sanatsal ortamdan koparıldı. Bunun sonucunda birçok genç mimar sanatla temas etme imkânından mahrum kaldı. Bu kuruluş, bu boşluğa bir yanıt niteliğindeydi—mimarların sanatla yeniden bağ kurabilecekleri bir mekân oluşturmak istedim.

Hooman Talebi (CAAI Akademik kurucu): İran’da üniversiteler son derece politik, bürokratik ve ağır işleyen yapılara sahiptir ve akademik özgürlükleri sınırlıdır. 2014 civarında, ülkenin dünyaya açılmaya başlamasıyla birlikte yurt dışından dönen birçok öğrenci yeni fikirlere büyük bir istek duyuyordu. Elham tarafından kurulan Kanun (CAAI), bu umut verici ortamda küresel mimarlık söylemiyle yeniden bağ kurmak için bir merkez olarak ortaya çıktı; düzenlediği konferanslar ve atölye çalışmalarıyla yeni paradigmalar ve düşünme modellerini tanıttı.

Yaser Mousapour (CAAI Eğitmeni): İran’da doktora çalışmalarıma başladığımda sorunun teori ile pratik arasındaki sıradan uçurum olduğunu düşünüyordum. Zamanla meselenin daha derin olduğunu fark ettim: İran’daki mimarlık teorisi, Christopher Alexander ya da Jan Gehl gibi birkaç isme sıkışmış dar bir kanonla sınırlıydı ve küresel söylemin bütün kapsamını göz ardı ediyordu.

Bu nedenle odağım, teoriyi pratiğe uygulamaktan çok, teorinin temellerini sorgulamaya ve genişletmeye kaydı. Mimarlık tarihinin daha geniş bir yelpazesini ve çağdaş düşünceyi İran söylemine kazandırmayı kendime görev edindim—Ancak bunu Batı’daki fikirlerin pasif bir aktarımı olarak değil, İran’ın kendi bağlamına dayalı bir yorumlama süreci olarak gördüm.

İran, Vitruvius gibi yazılı bir kuramsal geleneğe sahip olmadığı için, bizim görevimizi “aşılama” (grafting) olarak değerlendiriyorum: Güncel gerçeklerimizi mimari fikirlerin uzun sürekliliğine bağlayarak yeni bir büyüme üretmek. Benim için teori, kendi durumumuzu gözlemlemek ile tarihi incelemek arasındaki diyalogda ortaya çıkar—tıpkı Venturi’nin cepheler üzerine çalışmasında ya da Eisenman’ın “deri” üzerine düşüncelerinde olduğu gibi kıvılcımlar burada doğar.

Bu bakış açısıyla teori ile pratik arasındaki uçurum bir eksiklik olarak değil, İran mimarlığının gerçekliklerini küresel mimarlık tarihiyle anlamlı bir diyaloğa yerleştirme fırsatı olarak yeniden çerçevelenir.

CAAI Öğrencileri

Farivash Ghanadi: Eğitiminizin sonunda, öğrencilerinizin diğer mimarlardan nasıl farklılaşacağını hayal ediyorsunuz?

Alireza Taghaboni: Bence öğrencilerin CAAI eğitimlerinden kazandığı en önemli beceri, eleştirel düşünme yeteneği. Yani gerçekliği analiz edebilmek ve çevrelerini derinlemesine gözlemleyebilmek. Gözlem, deney ve diyaloğu ve ekip çalışmasını ön plana çıkaran işbirlikçi derslerimiz aracılığıyla öğrenciler, gerçek dünyadaki sorunlarla etkileşim içinde olan mimari çözümler geliştirmeyi öğreniyorlar. Mimarlığı yalnızca bir inşa aracı olarak değil, daha iyi bir geleceği şekillendirmenin ve yaşam ile düşünce kalitesini artırmanın bir yolu olarak görmeye başlıyorlar.

Bizim yaklaşımımız, öğrencileri araştırma, gözlem ve sorgulama yoluyla tasarım yapmaya teşvik ediyor; her zaman yeni yollar aramaları için onları yönlendiriyor. Bu açıdan , geleneksel üniversite modelinden temelde farklılaşıyor; çünkü geleneksel model genellikle sabit ilkeler ve işlevsel tasarım yöntemlerine odaklanıyor, mimarlığın derin özü—yani ruhu—üzerine değil.

Elham Razavi: İran’da CAAI öğrencilerin, küresel kültürün farklı yönlerini özümseme fırsatına sahip olduğuna inanıyorum; bunların en önemlilerinden biri, sıkı çalışmanın değerini öğrenmeleri ve başarısızlık korkusunu yenerek yeni şeyler denemeye daha açık hâle gelmeleri. Uluslararası düzeyde ise küresel muadilleriyle eşit şartlarda durabileceklerini fark etmek onlara avantaj sağlıyor. Mezunlarımızın çoğu bunu başardı, birçok kişi Harvard Üniversitesi gibi önde gelen kurumlarda eğitimlerine devam etti veya Zaha Hadid Architects gibi prestijli ofislerde çalıştı.

Hooman Talebi: Bence eleştirel düşünme, keskin gözlem yeteneği ve yaratıcılık gibi bazı özellikler evrenseldir. İran’da çalışmak fikirlerinizi yerel bir bağlama uyarlamaya imkan sağlıyor ama bu nitelikler milliyetle sınırlı değil; dünyanın her yerindeki mimarlar bu özellikleri taşıyor. Biz CAAI’de bu özellikleri geliştirmeyi amaçladık. Odağımızı yalnızca bilgi aktarmaktan, öğrencilerimizi birey olarak yetiştirmeye kaydırdık. Meta-becerilere verdiğimiz bu vurgu, yetkin, gözlemci ve düşünceli gelecek mimarlarını şekillendirmede merkezi bir rol oynadı.

Yaser Mousapour: Ben derslerimin sonunda, öğrencilerin yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı zamanda eleştirel düşünme becerisi kazanmasını umuyorum. Yani teorinin, ancak yaşanmış gerçeklikle bağlandığında anlamlı olduğunu kavramalarını istiyorum. Mimarlık teorisi, bir müzede korunmuş bir eser gibi ele alınmamalı. Bunun yerine öğrenciler, fikirleri bağlamdan okumayı ve teori deneyimledikleri gerçeklerle uyuşmadığında çelişkilerle yüzleşmeyi öğrenmeli.

Badiou’nun da söylediği gibi, düşünme riskli bir iştir, çünkü sadece teorisyenlerin söylediklerini tekrarlamaktan daha fazlasıdır. Gerçek düşünce, bir fikirle kitapta karşılaşmak ile sokakta, hayatın içinde karşılaşmak arasındaki gerilimde, o anda neyin geçerli olduğuna ve ne yapılması gerektiğine karar verme karmaşasında ortaya çıkar.

İran’daki akademilerde, benim “somut körlük” olarak adlandırdığım bir durumu gözlemledim. Mesela öğrencilere modern mimarlığın Pruitt-Igoe[1]’den sonra öldüğü öğretiliyordu, ama dersten çıkıp eve dönerken Ekbatan[2] gibi canlı bir modern konut kompleksinin içinden geçiyorduk. Bu tür çelişkileri görmezden gelmek ve soyut iddiaları öğretmeye devam etmek, bana göre bir tür kuramsal nihilizm. Benim için düşünme, fikir ile gözlem arasındaki mücadeleden doğmalı. En çok hayal kırıklığına uğradığım şey, yabancı dergilerin Ekbatan sakinlerinin aidiyet duygusuna dair çalışmalar yayımlarken, bu yaşanan gerçekliğin İran’ın kendi akademik çerçevesinde görünmez kalmasıydı.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Öğrencilerinizi nasıl seçiyorsunuz? Seçim için kriterleriniz ve izlediğiniz prosedür nedir?

Alireza Taghaboni: Bizim, “Kanun (Kanun-e memaran-e Moaser) Pastası” adını verdiğimiz bir yapımız var; bu yapı katlı bir pastaya benziyor. Başlangıçta yalnızca tabanı oluşturan bir katman vardı; bu katman, pandispanya gibi, etkinlikler ve atölyelerle dolduruluyordu. Daha sonra oldukça yoğun bir yıllık kurs olan İleri Program’ı geliştirdik.

İleri Program’a için çağrı açıyoruz. Başvuran öğrencilerin portfolyoları inceleniyor, mülakatlar yapılıyor ve yaklaşık 30 ila 40 arası öğrenci seçiliyor. Her 10 kişilik öğrenci grubuna bir eğitmen atanıyor ve tüm öğrenciler ortak bir mekanda birlikte çalışıyor. Şu anda bu programın 8.sini yürütüyoruz.

Yaklaşık bir yıl önce de, Temel Program’ı başlattık. Bu program bir yıl sürüyor ve yapısı açısından farklı bir yaklaşım sunuyor. Programda uzun bir stüdyo dersi, birkaç atölye ve bazı teorik çevrimiçi dersler bulunuyor. Temel Program daha açık ve erişilebilir bir giriş noktası sunuyor; bir öğrenci Temel Program’daki tüm dersleri başarıyla tamamladığında, İleri Program’a kolayca geçebiliyor.

Bu öğrencilerden özellikle yetenekli olanlar, İleri Program için maddi destek alabiliyor. Ayrıca, bağışlarla desteklenen Yetenek Destek Fonu sayesinde, İran genelinde yetenekli bireyleri tespit edip destekleme imkanı buluyoruz.

CAAI Eğitmenleri

Farivash Ghanadi: İran’daki tanınmış mimarların, resmi eğitim sisteminde konuk öğretim üyesi olarak ders vermek yerine neden CAAI’de ders vermeyi tercih ettiklerini merak ediyoruz. Bildiğiniz gibi İran’da da Türkiye’deki gibi tanınmış mimarlar mimarlık fakültelerinde stüdyolarda görev alıyorlar. Peki, İran’ın önde gelen mimarlarının üniversiteler yerine CAAI’yi tercih etme sebeplerini nasıl açıklıyorsunuz? Ayrıca, CAAI’de ders veren eğitmenler arasında formel eğitim sisteminden gelen akademisyenler bulunuyor mu?

Alireza Taghaboni: Evet, CAAI daha cazip geliyor çünkü burası maceracı bir ortam sunuyor, yeni düşünme biçimlerini teşvik ediyor ve üniversitelerin sıklıkla göz ardı ettiği konulara odaklanıyor.

Eğitmenlerin çoğu gerçekten yardım etmeye istekli. CAAI, tanınmış mimarların bile özgürce etkileşimde bulunabileceği bir alan sağlıyor ve öğrenciler çalışmalarını üst düzey mimarlara sunma fırsatı buluyor—bu da İran’da mimarlığın hâlâ derin bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.

Elham Razavi: CAAI’de eğitmen seçimimiz hiçbir zaman doktora gibi akademik unvanlara dayalı olmadı; daha çok paylaşılan vizyon, bilgi ve öğretme yeteneği ön plandaydı. Daha da önemlisi, İran mimarlık eğitimindeki hakim kültürel normları sorgulamayı amaçladık. Geleneksel olarak hocalar uzak ve hiyerarşik figürler olarak görülürken; biz CAAI’de öğrencilerle eğitmenleri aynı seviyeye konumlandırdık. Ve öğrenmeyi, sonuçların çoğu zaman birlikte keşfedildiği çift yönlü bir süreç olarak kurguladık. Ayrıca, eğitmenler arasında iş birliğini teşvik ederek İran mimarlık ortamında sıkça görülen rekabeti dengelemeye çalıştık.

Yaser Mousapour: Çoğu İranlı mimar doktora derecesine sahip değil; bu da onların formel eğitimdeki rollerini sınırlıyor. Üniversiteler ise hâlâ kapalı ve katı yapılara sahip. Ders içerikleri, müfredat veya kıdemli öğretim üyeleri tarafından belirleniyor. Araştırma yöntemlerinin yeterince benimsenememiş olması, çalışmaları çoğu zaman tekrarlayıcı, marjinal ve raflarda toz toplayan tezler haline getiriyor. Bu kısıtlılıklar, birçok kişiyi daha fazla özgürlük ve etki imkânı sunan informel kurumlara yönlendiriyor.

CAAI Dersleri

Farivash Ghanadi: CAAI’de dersleriniz tarihsel boyutları da içeriyor. Peki, öğrencilerinizin tarihsel öğeleri veya yaklaşımları tasarımda nasıl kullanacaklarını düşünüyorsunuz?

Alireza Taghaboni: Eleştirel düşünceyi geliştirdiğinizde, herhangi bir kavramı nesnel olarak ele alma ve onu eleştirel bir bakış açısıyla sorgulama yetisi kazanırsınız. Tarih bizim için önemli çünkü bir konu hakkında bir duruş sergilemek istiyorsanız, önce onun tarihini anlamalısınız, konu ne olursa olsun.

İran mimarlık tarihi ve genel olarak mimarlık tarihi, yalnızca akademik ya da kronolojik bir çerçevede değil, aynı zamanda yeni fikirler üretmek için yaratıcı bir motor olarak ele alınmalı. Benim için CAAI’nin tarih ve geçmiş üzerine bir anlatı kurması çok değerli. Biz CAAI’de özellikle kişisel ve alternatif anlatılarla ilgileniyoruz; hayal gücüne ve düşünceye dayalı bakış biçimleriyle, resmi tarihle değil.

Yaser Mousapour: Benim derslerimde öğrenciler doğrudan tasarım yapmaya başlamaz; bunun yerine “eseri okumak” dediğim bir ara aşamayı kullanırım. Bu süreç daha sonra onların tasarım düşüncelerini şekillendirir. Öğrenciler önce bir eserin bileşenlerini tanımlayıp analiz etmeyi sağlayan biçimsel okuma yapmayı öğrenirler. Ardından bu formların ekonomi, politika, cinsiyet gibi daha geniş dinamiklerle nasıl etkileşime girdiğini incelerler. Biçimsel okuma, temel oluşturur. Nasıl ki Hitchcock’un “Rope” filmi sadece sinema tarihi bağlamında anlaşılabilirse, Farnsworth Evi de mimarlık geleneği içindeki kolon-kiriş ilişkisi analiz edilmeden tam olarak kavranamaz.

Bu yöntem, öğrencileri “mimarlığın bedenini çözümlemeye” alıştırıyor. Formu teori ve tarih ile ilişkilendirerek, binaları yalnızca görsel nesneler değil analiz edilebilir düşünsel yapılar olarak görmelerini sağlıyor. Örneğin, Nishizawa’nın Moriyama Evi’ni bir ev yerine odalar mahallesi olarak okuduğumda, bu yaklaşım birçok öğrencinin kendi projelerinde test ettiği bir stratejiye dönüştü.
Farivash Ghanadi: Yapısal sistemler, taşıyıcı sistemler vb. konuları ele alan dersler var mı? Varsa, bu derslerin amaçları nelerdir; yoksa, neden böyle dersler bulunmadığını açıklayabilir misiniz?

Alireza Taghaboni: Yapısal sistem kritik öneme sahip, özellikle İran deprem kuşağında bulunduğu için önemi daha da artıyor. CAAI’de mimariyi yapı sanatı olarak ele alıyor ve tektonik bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Bu alanda bazı dersler sunuyoruz, ancak İran’daki mimarlık eğitiminde bu konunun çok daha fazla dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, malzeme ve yapı arasındaki ilişkiye odaklanan Tektonik Bölümü’nü kurduk. CAAI’nin her zaman alışageldik mesleki pratikten anlamlı bir mesafe korumaya çalışması bizim için çok önemli. Mesleki pratik, İran’da ve dünya genelinde çoğunlukla piyasa tarafından şekillendirilir. Biz ise piyasa değerlerinin belirleyici olmadığı, yaratıcılık ve eleştirel düşüncenin ön planda olduğu bir alan yaratmayı hedefliyoruz.

Bu mesafe, öğrencilerimizin özgürce düşünmesine ve gerçeklikle—finansal veya ticari değil, daha derin ve insani bir gerçeklikle—etkileşimde bulunmasına olanak tanıyor. Dolayısıyla yapısal sistemlere yaklaşımımız, piyasanın taleplerine göre değil, yapının nasıl ifade edici olabileceği ve yeni yaşam ve inşa biçimleri üretebileceği üzerine odaklanıyor.

“Yapı”yı düşünmenin iki yolu olduğuna inanıyoruz:

1. Basitleştiren ve standartlaştıran profesyonel yaklaşım.

2. Yapıyı form ve anlam üreten bir araç olarak kullanan tektonik yaklaşım.

CAAI’de biz, yapıyı yalnızca teknik bir gereklilik olarak görmek yerine, mimari hayal gücünün kaynağı olarak ele alan ikinci yolu benimsiyoruz ve bu yolda üzerinde kararlıyız.

Farivash Ghanadi: CAAI’de mimarlığın teknik yönlerini dikkate alıyor musunuz? Örneğin, yapıyı bir “teknokültür” mü (technoculture) yoksa “teknobilim” (technoscience) olarak mı ele alıyorsunuz?

Yaser Mousapour: Benim için teknokültür yalnızca mimarlık bağlamında anlam kazanıyor; yani teknoloji veya kültürü bağımsız olarak değil, mimarların bunları nasıl kullandığı açısından değerlendiriyorum. Mesela, Le Corbusier örneğinde, mevcut teknolojiler ve kültürel değişimler O’nun beş ilkesinde bir araya geliyor, böylece hem teknoloji hem de kültür mimarlığın içinde yeniden yorumlanıyor. Bu etki, teknolojik yeniliklerin mimarlığın tarihsel ve teorik çerçevesiyle bütünleştiriyor.

Hooman Talebi: Yaklaşımımızın daha çok teknokültür odaklı olduğunu söyleyebilirim, ama bu bir zorunluluktan kaynaklanmıyor. Aslında başka bir seçenek olmadığı için böyle bir yol izliyoruz. Eğer teknobilim ve alanında uzman kişilere erişimimiz olsaydı, bunu da yapabilirdik.

Farivash Ghanadi: Alireza bey, mimarlığın çeşitli yönlerinde eleştirel düşünceyi geliştirme ve hayal gücünü artırmanın önemini vurguladı. Peki, bu kavramlar mimarlık tarihi derslerinde, yapısal ve taşıyıcı sistem derslerinde ve alanın küresel teknolojik gelişmeleri bağlamında nasıl uygulanıyor?

Hooman Talebi: CAAI’de “yapısal” veya “teknolojik” gibi katı kategorilerden kaçınıyoruz. Dijital teknolojilerle etkileşim ise başlangıç yıllarından bu yana çok ilerlemiş değil. İlginç bir şekilde, bu sınırlılık özgün sonuçlar doğurdu: öğrenciler hâlâ iddialı ve karmaşık formlar peşinde koşuyor, ama bunlara alternatif, dijital olmayan yöntemlerle ulaşıyorlar; bu da özgün çıktılar yaratıyor. Bu anlamda, gelişmiş araçların yokluğu, alışılmadık yaratıcılık için bir alan açtı ve dersin yönünü belirledi. Ayrıca müfredatı daha teorik ve eleştirel derslerle güçlendirmeye başladık, bu da heyecan verici yeni bir yönelimi işaret ediyor.

Farivash Ghanadi: Bu noktada aklıma bir soru geliyor. belirli eğitmen profiline sahipsiniz ve pratikten gelen eğitmenlerin öğrencilerinizin çalışmalarına katkısı büyük görünüyor. Peki, mimarlık eğitiminin teorik kısımlarını nasıl tamamlıyorsunuz?

Hooman Talebi: İran’da mimarlık söylemini şekillendirenler teorik kurumlar değil, mimarlık ofisleri; bu da araştırma ve sürekli diyalog açısından büyük bir boşluk yaratıyor. Bizim amacımız, CAAI’de ders veren profesyonellerin çalışmalarını stüdyolar aracılığıyla öğrencilere aktararak bu boşluğu doldurmak. Deneysel işler yapan bu mimarlar, çalışmalarını sürdürürken bir yandan da öğrencilerle paylaşıyorlar; bu iki taraf için de karşılıklı fayda yaratıyor. Bunlara ek olarak da, mimarlık topluluğunda eleştirel düşünce ve diyaloğu teşvik etmek için amacıyla teorik dergimizi başlatmış bulunuyoruz.

Yaser Mousapour: Teori öğreten bir doktora sahibi olarak, ben kişisel olarak mimarlık eğitiminin teorik boyutunu koruyorum; ancak bu, kurumumuz için hâlâ devam eden bir zorluk. Yaklaşımımızı farklı kılan nokta, teoriyi pratikten ayırmamamız. Bunun yerine “eseri okumak” yöntemini kullanıyoruz; böylece kavramların yapılı mimaride nasıl ortaya çıktığını ve mimarların teoriyi yenilik için nasıl bir araç olarak kullandığını gösterebiliyoruz. Amacımız soyut dersler vermek değil, teorinin eleştirel analizi keskinleştirdiğini ve yaratıcı pratiği beslediğini göstermek. Bu şekilde öğrenciler hem teorik derinlik hem de pratik içgörü kazanıyor.

5- CAAI’nin etkileri ve hedeferi

Farivash Ghanadi: Öğrenci sayınız sınırlı olsa da, İran’daki daha geniş mimarlık alanı üzerinde önemli bir etki yarattınız. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Hooman Talebi: Daha geniş etkimizi büyük ölçüde Alireza Taghaboni’ye borçluyuz; o, CAAI’nin halka açık etkinliklerini geliştirmek için durmaksızın çalıştı. Bu etkinlikler, topluluğumuzu genişletmek ve diyalogu teşvik etmek için hayati platformlar hâline geldi. Önemli girişimlerden biri, 70’li, 80’li ve 90’lı yaşlarındaki deneyimli mimarların çalışmalarını yeniden gündeme taşımak oldu. Bu sayede İran mimarlığında uzun süredir var olan nesiller arası kopukluğu birleştirmek mümkün oluyor. Birçok etkinlik aynı zamanda farklı disiplinleri de kapsıyor ve fikirlerin karşılıklı olarak zenginleşmesini sağlıyor. Kısacası, halka açık etkinlikler, erişimimizi genişletmek ve mimarlık diyalogunu zenginleştirmek için vazgeçilmez hale geldi.

Yaser Mousapour: Bizden mezun olduktan sonra öğrencilerimiz farklı yollar izliyorlar; şehirlerine dönüyor, kimi üniversitelere katılıyor, kimisi ise kendi ofislerini kuruyor. Ama hangi yolu seçerlerse seçsinler bulundukları yeni ortamları etkiliyor ve aldıkları eğitimin etkisini genişletiyorlar. Benim için eğitimde ölçeklenebilirliğin gerçek anlamı tam da burada ortaya çıkıyor: zihinlerin çoğaldığı ve bilincin ölçüsüz biçimde genişlediği adeta sihirli bir süreç.

Farivash Ghanadi: CAAI için gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Elham Razavi: CAAI için uluslararası bağlantılar çok önemli, ancak siyasi ve sosyal engeller hâlâ erişimimizi sınırlıyor. Yine de, İran’ın er yada geç daha güçlü küresel bağlar kuracağına inanıyorum. Bu da bize uluslararası geçerliliği olan sertifikalar sunma imkânı sağlayacak. CAAI’nin sürdürülebilirliği için iki öncelik var: uluslararası ağlarımızı genişletmek ve güvenilir yayınlar ile sertifikasyon sistemleri oluşturmak.

Uzun vadeli vizyonum ise, CAAI’nin en az bir asır boyunca yaşamaya devam etmesi, öğrencilerin nesiller boyu geri dönerek eğitmen olması ve bu topluluğu canlı tutmaları.

Yaser Mousapour: Benim için de CAAI’nin geleceği, yurtdışıyla daha güçlü bağlantılar kurmasında yatıyor. Biz eğitmenler olarak, deneyimlerimizi İran dışındaki eğitim çevreleriyle paylaşarak uluslararası mesleğin gelecekteki zenginliğine katkıda bulunabiliriz.

  1. 1950’lerde St. Louis’te inşa edilen Pruitt-Igoe konutları, 1972’de yıkıldığında Charles Jencks tarafından ‘modern mimarlığın ölümü’ olarak ilan edilmiştir; bu ifade, modernizmin toplumsal sorunlara yanıt veremediği eleştirisini simgeler.
  2. Ekbatan, 1975–79 yıllarında Tahran’da inşa edilen ve günümüzde hâlâ yaşayan bir modernist toplu konut kompleksidir.
Etiketler

Bir yanıt yazın