“AKM Bina Olarak Yapılacak ancak Çok İyi de İşletilmesi Lazım”

Modernin İcrası: ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ, 1946-1977 Sergisi hakkında Vasıf Kortun ve Murat Tabanlıoğlu ile görüştük.

Selin Biçer: AKM’nin geleceği hakkında öngörünüz nedir?

Vasıf Kortun: AKM’nin geleceği üzerine fikir yürütmem olası değil. Biz SALT olarak yapının 30 yıllık tarihi üzerine eğildik.

Murat Tabanlıoğlu: AKM, Devlet Opera Balesi başta olmak üzere devletin beş kurumunun kullandığı kamusal bir yapı. Günümüzde bu tür binaların bir işletme modeline ihtiyacı var, Frankfurt Operası’nda, Tate Modern’de olduğu gibi, asıl sahibi hangi kurum olursa olsun, aralarında destekçilerin de yer aldığı vakıf tarzı oluşumlar bu tür yapılanmaları güçlendiriyor. Binanın sahibi belediye veya devlet olsa da özel sektörle işbirliği içinde olabiliyor. 2010 Kültür Başkenti’nde benzeri bir kurgu oluşturulmaya çalışıldı. Şu an var olan geleneksel yapılanmada, devletin kurumun başına atadığı bir müdür, aynı zamanda “binanın müdürü” oluyor; kurum ve binanın işletmesinden sorumlu bir yönetici var ve diğer kurumlar da binanın birimlerini, sahneleri ve tesisleri kullanıyorlar. AKM bünyesinde ayrıca – son dönemlerde değilse de bir zamanlar Türkiye’nin en büyük sanat galerisi işlevini yerine getirmiş olan – sanat galerisi var. Binanın işlevsel kapsamını, kullanıcı ihtiyacını, verimliliğini araştırmak çok önemli; bunun için 2010’da Kültür Başkenti Ajansı himayesinde yapılan çalışmalardan biri olarak, Serhan Ada’nın yürütücülüğünde, bir araştırma, analiz yapıldı. Binayı kimlerin ve nasıl kullandıklarına dair tespitler elde edildi. Bir sonraki aşama olarak da “burada ne olmalı” içeriğinde ikinci bir toplantı yapıldı. Sonuçta fikir birliğine varılan nokta, Frankfurt Operası örneği gibi ya da dünyada birçok kültür sanat kurumu için geçerli olduğu üzere, kişi ve özel sektörden kurumların katkılarının önemli hatta gerekli olduğu şeklindeydi. Ancak desteğin sağlanması binanın özelleştirilmesi, sermayenin denetimine girmesi anlamına gelmiyor. Frankfurt Operası’nın yönetim kurulunda Deutsche Bank CEO’su da var, bir kent gönüllüsü de katkısını sunuyor, yani çok daha farklı bir model ortaya çıkıyor. Bizlerin de, Türkiye’nin kanunlarına yönetmeliklerine uygun, kendine has bir yapılanmayı hep beraber geliştirmemiz lazım. Neticede AKM bina olarak yapılacak, ancak çok iyi de işletilmesi lazım.

VK: Konuyu iki parçada ele alabiliriz. Murat’ın anlattığı yönetim modelleri günümüze nasıl aktarılabilir? Mesele kamu hizmetinde olmaksa, kurum kamu hizmetinde olmayı sürdürüyorsa fonlanma biçimleri, özel ya da devlet, farketmez. Yani kamusallığını kazanmışsa ve sürdürüyorsa bir sorun yoktur. İşletme modelinin incelikleri tartışılır. Dünyada iyi işleyen ve kötü işleyen örnekleri var. İtalya’da şu an kötü işliyor, müzeler turizm sektörüne endekslendi. Londra’da şimdilik başarıyla işliyor.

İkinci olarak binanın zamanla hareket etme meselesi var. Bu tarz binaların zamanla birlikte bükülebilecek bir elastikiyete sahip olması gerekiyor.

MT: Bu da işletmeyle alakalı. Özellikle son senelerde, içinde bir temsil yoksa AKM’nin kapısı kapalıydı. Gişeler bile dışardan kullanılıyordu. Biz projeyi yaparken bunun üzerine gittik ve dedik ki “kapı açık” olmalı. Bu “açık olma” halini 10. İstanbul Bienali’nde yaşadık; ilk defa binanın fuayeleri gündüz açıktı, herkes içeri girebiliyordu ve bina meydanla birleşti. Oysa diğer zamanlarda, eğer konsere gitmiyorsak, binanın içine giremiyorduk, ama kapalı olsa da kapısının önünde buluşulurdu.

Dünyada bu tür kültür yapıları artık müthiş kapsayıcı ve davetkar, bunun en ekstrem örneği Londra Royal Festival Hall; yeni bina dönüştürülürken arka sokakla nehir kıyısını birleştiren bir plan kazanıyor, binanın içinden geçiyorsunuz. Bu neyi sağlıyor? Konser’e gitmemişsen bile hafif bir değmeni sağlıyor, bilet gişesi önüne çıktığında vesileyle belki bir bilet alıyorsun, açık amfi var orada oturuyorsun, belki sobet için, ya da bir kitapla, belki bir kahve, CD alıyorsun… O bina ile iç içe olmaya başlıyorsun, bina yaşamın bir parçası olarak akıyor. Taksim’in ortasında, böyle bir akışa merkez oluşturacak bina var aslında. Bu devirde içine giremediğin bir kültür yapısı yok artık, AKM’ye ise konsere, operaya gitmiyorsan giremiyorsun.

SB: Evet. Önünde dahi duramıyorsunuz. Bahçe kısmı bile kullanılamıyor. Kaldırımda duruyorsunuz.

VK: Yapının meydanla ilişkisi kesintiye uğratılmış durumda. Kendi meydanı bile kullanılamıyor, Paris’te Pompidou’dan, Stockholm’da Kulturhuset’e meydanın kültür kurumuyla ilişkisi önemlidir. İlişkiyi bırakın, bu tarz kurumlar buluşma, karşılaşma, türlü çeşitli ihtiyac gidermek üzerine de vardır. İçerisi dışarısı arasındaki eşik değil geçişkenlik gerekir.

MT: Oslo’daki operanın üzerine çıkıyor, yürüyorsun. Snoetta’nın yarışmayı kazanmış olmasının en önemli nedeni operanın kamusal alan olarak çok önemli bir buluşma zemini yaratması aynı zamanda.


Fotoğraf: Uğur Ceylan

VK: Evet önemli. Kamu hayatı bu zaten. Hem yapısal, hem de programatik bir mesele. Aynı zamanda AKM’nin deneyimleyebildiğimiz yerleri ile göremediğimiz yerleri arasında da bir ilişki olmalı. Bina aslında görmediğimiz yerden oluşuyor. Orası bir fabrika. Mesela Oslo Operası’nda olayın “mutfağına” geziler var.

MT: AKM’de sanatçılar ve memurlar, 1.000 kişi çalışıyor. Binanın arka tarafında, bizim izleyiciler olarak görmediğimiz bir mekanizma var. O kesit onun için önemli.

SB: Evet aslında haftada 5 gün çalışıyorlar, ama görmüyoruz.

MT: Çünkü arkası önü kapalı, geçiş yok. Ama Pompidou’da herkes bir kapıdan girer. Yükün dışında. Ve o da o trafiği yaratır. Mesela Milano’da sanatçı izleyiciyle aynı yerde kahvesini içiyor, fuayesi aynı yerde. Burada da öyle olması lazım.


Fotoğraf: Uğur Ceylan

SB: Peki bu yenileme projesinde bunun için herhangi bir şey yapıldı mı?

MT: Birinci derece tarihi eser olduğu için mimari olarak bir değişiklik yok. Ama bütün bunlara açık bir sistem var aslında.

SB: Mekanın organizasyonu mu değişiyor bir şekilde?

MT: Değişebilir. Biz onun mimari önlemini aldık. Ama önemli olan onu hayata geçirmek.

SB: Peki hiç kafanızdan geçen bir tarih var mı? Binanın düşündüğünüz şekilde yaşayabileceği bir tarih..

MT: Şu anda gerçekleşen fiziki işe paralel olarak bunun konuşulması lazım. Esasında önce bu modelin kurgulanması, binanın bu kurguya uyumlu olması gerekiyor.

VK: Her şey programla başlar.

MT: Neticede binayı bir müteahhit yapar. Ama asıl olan kullanıcı verisine, ihtiyaca göre şekillenen kapasitenin, performansın elde edilmesi. 2010 Ajansı çatısında yapılan çeşitli toplantılarda ele alındı, worksoplar, paneller yapıldı, yazıldı çizildi. Proje tek kişinin fikri olarak gelişmedi, o süreçte binada çalışanlar, mimarlar odası, sendikalar, sanatçılar, herkes vardı. Herkes birşeyler söyledi.


Fotoğraf: Uğur Ceylan

SB: Bütün bunların içinde Kültür Bakanlığı var mı mesela?

VK: Var. Tabii.

SB: Peki bu sergiye herhangi bir şekilde katkıları oldu mu? Maketin bağışlanması söz konusu ancak sergi ile ilgili onların bir geri dönüşü var mı?

MT: Kültür Bakanlığı inşaatı yaptırıyor. Bir kısmı için sponsor desteği alındı. Sonuçta AKM hepimizin binası.

SB: Çok teşekkür ediyoruz.

Etiketler

Bir cevap yazın