Batu Kepekcioğlu ve ekibinin Bursa Setbaşı-Yeşil-Emirsultan Tarihi Aksı Kentsel Tasarım Fikir Yarışması için tasarladığı proje, satın alma ödülü kazandı.
Bursa’da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar…
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.
…. Ahmet Hamdi Tanpınar, 1941.
Tanpınar’ın dizelerinde yankılanan, zamanın katman katman biriktiği hafıza mekânı Bursa, alelade bir sanayi kenti değil; kuruluşu Roma Dönemi’ne uzanan, Uludağ’ın etekleri boyunca tepelere konumlanmış külliyelerle zaman içinde büyüyen eski bir Osmanlı başkentidir. Uludağ’ın yamacındaki tepelerle hemhal olmuş abidevi yapıların avlularındaki asırlık çınarlar ve hazirelerindeki servilerde; çok az kalmış olsa da külliyeleri saran organik sokakların iki üç katlı kiremit çatılı renkli evlerinde ve sokakları kesen derelerin üzerindeki köprülerde Tanpınar’ın şiirinde tasvir ettiği Bursa’yı solumak zor da olsa hala mümkündür.
“Bursa Zamanı” başlığı altında, kentin zamanla dokunmuş bu tarihsel katmanlarını günümüz yaşam katmanlarıyla buluşturarak sürekliliğini sağlamak amaçlamaktadır. Tasarım, tarihi Bursa’yı gündeme getirerek yeniden hayat kazandırma fikrinden hareket eder.
1960 sonrası sanayinin de getirilmesiyle göç almaya başlayan tarihi kent dokusu, artan nüfus etkisiyle yükselmiş ve lastik tekerlekli araçlara göre yakın geçmişte yeniden düzenlenmiştir. Bu dönüşümün etkileri kendini başta Yeşil Türbe ve Emirsultan Camisi gibi manevi yönden de büyük önem taşıyan abidelerin yakın çevresinde en acımasız şekilde gösterir. Bu hasar sadece Dünya Miras Listesi’nde yer alan abidevi yapıları etkilemekle kalmaz aynı zamanda çevresindeki kentsel ve doğal dokuyu bozar. Önerilen yaklaşımda tarihsel haritaların yardımıyla hem ikinci boyutta (plan ölçeğinde) hem de üçüncü boyutta (hacim, yükseklik ve silüet düzeyinde) bir yeniden okuma içerir. Amaç, Setbaşı–Yeşil Türbe–Emirsultan aksında tahrip olan kültürel ve ekolojik kaynakları baştan tasarlamak değil, bölgenin var olan değerlerini insan ölçeğinde geri kazandırarak kent belleğiyle uyumlu bir kamusal süreklilik yaratmaktır. Bursa Zamanı, geçmişin bir temsilinden öte; geçmişi, bugünü ve geleceği yekpare bir zaman olarak ele alan bütünleşik bir mekânsallaştırma önerir.
Bursa’nın modernleşme sürecinde bozulan doğal topografya-su sistemi-yapı dokusu ilişkisini onarmayı ve güçlendirmeyi hedefleyen tasarımın mekânsal kurgusu, yalnızca fiziksel bir müdahale olmanın ötesinde, şehrin özgün kimliğini oluşturan tarihsel izlerin çağdaş bir yeniden kurulumunu amaçlamaktadır. Bu bağlamda kentsel tasarımın en temel kararları, mevcut aks üzerindeki abidevi yapıların ortaya çıkmasını sağlamak için çevre yapıları yeniden boyutlandırarak kenti insan ölçeğine kavuşturmak; kentin ekolojik dengesi ve hafızası için kritik öneme sahip olan doğal dere izlerini açığa çıkartmak ve tüm aks boyunca araç trafiğini sınırlandırıp kamusal alan kalitesini yükselterek kesintisiz yayalaştırmayı sağlamak olmuştur.
1- Uludağ’ın Yamaçlarında Kent Silüetinin Onarımı
Bursa’nın kentsel karakterini belirleyen temel unsur, Uludağ ile kurduğu görsel ve topografik ilişkidir. Tasarım bu ilişkiyi yamaçlardaki mahallelerin yeniden erişilebilir kılınması, tepelerde kentsel odakların oluşturulması ve vadilerde mavi-yeşil sistem sürekliliğinin sağlanması üzerinden yeniden tanımlar. Böylece hem görsel hem de ekolojik bir süreklilik sağlanarak kentsel silüetin tarihsel sürekliliği onarılır ve yeniden kurgulanır.
2- Tarihi Peyzajın Geri Kazanımı
Kentin çok katmanlı tarihi dokusu, tasarım önerisinin temelini oluşturur. Bu bağlamda 1862 tarihli haritadan elde edilen tarihi kent dokusu mekânsal kararların ana referansıdır. Kültürel miras, statik bir koruma nesnesi olarak değil, yaşayan bir kamusal değer olarak ele alınır. Tarihi izlerin temsil edildiği çok işlevli alanlar, kentsel belleğin somutlaştığı yeni kamusal odaklar yaratır. Bu kamusal odaklar alanın özgün karakterini yansıtmanın yanı sıra bu karakteri Bursa’nın gündelik yaşamına ve tarihi kent kimliğine entegre eder.
3-Su İzleriyle Kentsel Ekosistemin Yeniden Kurulumu
Uludağ’ın eteklerinden süzülen dereler ve doğal su yolları, kentsel ekosisteminin omurgasını oluşturur. Projede bu doğal sistem, yeşil sistem ile bütünleştirilerek yeniden kente kazandırılmıştır.
Özellikle Gökdere’yle birleşen proje alanının ekolojik değeri farkına varılarak dönüşüm stratejileriyle birlikte nehir ve dere ıslahı sağlanabilmiştir. Tarihi haritalardan tespit edilen dere izleri topografik verilerle canlandırılmak üzere yeniden ele alınmıştır. Özellikle Karınca Deresi gün yüzüne çıkartılarak alandaki ekolojik kurgunun başat aktörü olmuştur. Böylelikle kent merkezinden geçen dere yatakları yeşil sistemle entegre edilebilmiştir. Bu alanlar döngüsel su yönetimi, yağmur bahçeleri ve geçirgen yüzeylerle desteklenir. Bu yaklaşım, afet dirençli altyapı ve mikroiklim düzenlemeleri yoluyla hem iklim adaptasyonu hem de biyolojik çeşitliliğin devamlılığını sağlar.
4-Gündelik Yaşam ve İnanç Mekânlarının Birlikteliği
Proje alanının omurgasını oluşturan tarihi aks, kültürel, dini ve gündelik yaşamın iç içe geçtiği bir hafıza koridorudur. Setbaşı-Yeşil-Emirsultan arasındaki bu koridor batıda Hanlar Bölgesine doğuda Zeyniler Camii’ne dek uzanır. Tasarım bu birlikteliği kapsayıcı kamusal karşılaşma mekânları, yaya sürekliliği ve kültürel rotalar aracılığıyla yeniden kurar. Böylece inanç mekânlarıyla gündelik yaşam alanları arasında geçirgen, canlı ve bütüncül bir kentsel deneyim önerilir. İnanç mekanlarının kullanım desenlerini ve izlerini günümüz ihtiyaçlarıyla bir araya getirerek kapsayıcı mekân kurgusu sunar.
Tarihi Haritalarla Yeniden Kurulum ve Mekânsal Dokunun Dönüşümü:
Projenin mekânsal yaklaşımı, Bursa’nın geçmişine dair çok katmanlı arşiv verilerini ve 1862 tarihli kadastral planı referans alır. Bu planlar, 1960 sonrası imar faaliyetlerinde önemsenmediği görülen geleneksel kente uyumlu bir şekilde eklemlenebilmek için yeniden okunmuştur. Tarihsel haritalar yalnızca bir belge olarak değil, tasarımın ikinci boyuttaki (plan düzlemindeki) kurucu unsuru olarak ele alınmıştır. Sokak dokuları, su yatakları ve açık alan hiyerarşisi, bu belgeler üzerinden yeniden tanımlanarak güncel kent dokusuna aktarılmıştır. Bu sayede, geçmişin mekânsal ritmi günümüz kentsel sistemine gömülü bir biçimde yeniden inşa edilecektir. Üçüncü boyutta ise, bu tarihsel izlerin hacimsel izdüşümü fotografik kayıtlardan okunmuştur. Diğer bir deyişle, 19. yüzyılda Uludağ’ın eteklerinde yer alan geleneksel mahallelerin abidevi yapılarla kurduğu oransal ilişki, bugünün yapı kütlelerinin oranlarıyla karşılaştırılmış ve bu ilişkinin yeniden kurulması önerilmiştir. Böylece, kent silüeti yapı kitleleri ve gabarileriyle onarılmış, yeni tasarım insan ölçeğine çekilmiştir.
Yapı Yoğunluğunun Azaltılması ve İmar Hakkı Transferi:
Setbaşı–Yeşil–Emirsultan aksına cephe veren adalarda, özellikle son dönemlerde artan yapı yoğunluğu kentsel silüeti bozmuş, abidevi yapılarla yarışacak boyutlara ulaşan çevre yapılar sebebiyle tarihi aksın algısını zayıflatmıştır. Bu nedenle tasarımda, aks boyunca yapı yoğunluğu azaltılmış ve yapı yükseklikleri düşürülmüştür. Bu karara, tarihsel fotoğrafik kayıtlardan ve tarihsel haritalardan elde edilen yapı oranlarıyla karşılaştırmalı incelemer sonucu ulaşılmıştır. Böylece, görsel süreklilik, doğal ışık geçirgenliği ve insan ölçeği yeniden sağlanmıştır. Yoğunluk azaltımı yalnızca fiziksel bir kesinti değil, aynı zamanda ekonomik bir dönüşüm aracıdır. Kentsel tasarımda önerilen yoğunluk azaltımı ve silüet kontrolünün hayata geçirilmesinde imar hakkı transferi (İHT) planlama uygulama aracı olarak önerilmektedir. Aks üzerinde bulunan, dönüşüm ve kamusallaşma potansiyeli yüksek parsellerde yapı hakları, çevredeki gelişim bölgelerine aktarılabileceği öngörülmektedir. Böylece özel mülkiyetin yaygın dönüşüm uygulamalarında olduğu gibi mağdur edilmediği, rasyonel ve uygulanabilir bir koruma planlaması modeli oluşturulmuştur.
Dere’nin Açıması ve Ekolojik Dönüşüm
Yıllardır kapalı bir künk sistemi içerisinde akarak kentsel ekosistemden kopan Karınca Deresi’nin gün yüzüne çıkartılması en önemli tasarım kararlarından biridir. Dereyi tekrar görünür kılmak; doğal su döngüsünü onaran, suyun taşkın riski yaratmadan kontrollü biçimde akmasını sağlayan, mikroiklimi iyileştiren ve biyoçeşitliliği artıran ekolojik bir müdahaledir. Açığa alınan dere, sucul ve karasal türler için yeni habitatlar oluştururken; buharlaşma etkisiyle ısı adası etkisini azaltmakta, çevresinde oluşturulan yeşil bant sayesinde yaya deneyimini güçlendirmekte ve doğal gölgeleme sağlayan bitkilerle bütünleşmiş bir rekreasyon koridoru yaratmaktadır.
Derenin açığa çıkarılması, geçirimli yüzeyler ve biyofiltre alanları sayesinde yağış suyunun kaybedilmeden tutulması ve filtrelenerek toprağa süzülmesi amaçlanmıştır. Böylece hem sel riskine karşı tampon alanlar oluşturulmuş hem de yaz aylarında artan buharlaşma ve su ihtiyacına karşı sürdürülebilir bir kaynak yaratılmıştır.
Bursa’nın doğal bitki örtüsünde yer alan ağaç türleri, çalı formunda aromatik ve düşük su tüketimli türler, çayır etkisi yaratan yerel otsu türler ve Uludağ eteklerinde doğal olarak görülen gölge uyumlu bitkiler peyzaj tasarımının temelini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, hem fauna için yaşama alanı sağlar hem de bakım maliyetlerini ve su ihtiyacını azaltır. Öneri, Bursa’nın tarihî aksını ekolojik olarak güçlendirirken halkın açık yeşil alanlara erişimini artıran, iklim duyarlı, dayanıklı ve sürdürülebilir bir peyzaj vizyonu sunmaktadır.
Yayalaştırma ve Doğal Topografyanın Yeniden Kazanımı:
Tasarımın temel mekânsal kararı, aksın tamamının yayalaştırılmasıdır. Bu karar, yalnızca konforlu bir yaya hareketi sağlamakla kalmaz; aynı zamanda alanın tarihsel topografyasını yeniden okunabilir kılar. Zamanla dolgu, araç trafiği ve altyapısı bozulmuş olan doğal eğim çizgileri, proje kapsamında yeniden düzenlenmiştir. Zemin kotları, su yolları ve yamaç geçişleri, “insan ölçeğinde kentsel peyzaj” anlayışıyla yeniden biçimlendirilmiştir. Böylece topografya, artık bir engel değil, deneyimi zenginleştiren bir peyzaj unsuru hâline gelmiştir.
Askı Yol Sistemi ve Hafif Raylı Sistem:
Yaya öncelikli bir çevre yaratılırken, kentin ulaşım sürekliliği korunmuştur. Bunun için alanda, tarihi aksın çeperine çevresel “askı yol sistemi” önerilmiştir. Askı yollar alanın doğal topoğrafyasına uyumlu bir şekilde yön çalışmalarıyla optimize edilerek araç trafiğini omurganın dış çeperlerine alır; servis ve acil durumlarda ise hareketli bariyerler sayesinde erişim sağlanır. Böylece hem erişilebilirlik korunur hem de aksın bütünlüğü bozulmaz. Bu yol sistemi hem taşıt trafiğini aksın dışında toplar hem de karbon emisyonu düşük bir tarihi kentsel alan oluşturur.
Ada ortalarında önerilen otopark alanları, günlük hayatta özel araçla tarihi alanlara erişim için son noktalar olarak kabul edilir. Dış çeper yolları üzerinde tur otobüsleri için indi-bindi alanları oluşturulmuştur. Yolcular indirildikten sonra bu otobüslerin duraklamaları için özel otopark alanları önerilmiştir.
Aksın kendi içinde ise, hafif raylı sistem (tramvay) kurgusu önerilmiştir. Bu sistem, tarihsel haritalarda görülen eski ulaşım yollarının izlerini takip ederek, Setbaşı–Yeşil–Emirsultan hattı boyunca uzanır. Durak noktaları Yeşil, Hocataşkın ve Emirsultan bölgelerinde tanımlanmış, her biri kentsel odakların merkezine yerleştirilmiştir.
