THX Architects tarafından "Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması" için tasarlanan proje, mansiyon ödülü kazandı.
Tasarım yaklaşımının temelinde alanın kentsel hafızadaki yerinin örselenmeden bütüncül ve güçlü bir dönüşümün hayata geçirilmesi fikri yer alır. Bu bağlamda meydan, aktif yeşil alanlar ve yeni spor alanları günlük aktivite, spor ve hareket üzerinden alanın özelliklerini farklı bir yaklaşımla yeniden üretir. Önerilen yeni kurgu, merkezine çok yönlü ve esnek kullanımlara olanak tanıyan, aynı zamanda sürdürülebilir bir kentsel altyapı anlayışını yansıtan kamusal bir aktivite odağını yerleştirir. Alanın topoğrafik ve morfolojik özellikleri dikkate alınarak farklı kotlara dağıtılan işlevler aracılığıyla, kullanıcı deneyimini çeşitlendiren ve süreklilik sağlayan yeni bir kentsel yaşam merkezi tanımlanmaktadır.
Mevcut yeşil sahanın kentte yarattığı boşluk ve sahayı 3 tarafından enkapsüle eden tribünler kentli için önemli bir görsel ve yapısal hafızadır. Bu mevcut durumun aslında geçirgen olmayan hâli yeni öneride yarı geçirgen bir şekilde yeniden tanımlanır. Bu yaklaşım, mevcut durumun güçlü bir duvar ve eşik çizgisi olarak kentlinin karşısında durma biçimini hafıza olarak korurken, işlev olarak davet edici ve aktivite programlarına yönlendirici bir rol üstlenir.
Mevcut saha izi kent boşluğu olarak yerinde olmaya devam ederken hem işlev hem de kot seviyesi olarak farklı biçimlere bürünür. Avlu kotunda (mevcut saha kotu) kentliyi karşılayan bir buluşma noktası olarak var olurken, üst kotta alanın kuzey ve güney uçlarını birbirine bağlayan bir izleme rotasına dönüşür. Mevcut kent boşluğu öneri projeyle birlikte 3 ana işleve hizmet etmek üzere tanımlanır. Kuzey yönünde park akışı önemli bir proje girdisidir. Park kotunu avlu kotuna bağlayan yeşil amfi, kullanıcılar için bir durak görevi görürken aynı zamanda avlu kotunda yer alan kent meydanı için de organik bir seyir imkânı sağlar. Alanın güney tarafında halihazırda var olan yeşil dokuya görsel olarak ulaşma alışkanlığı korunurken, bu alışkanlık fiziksel temas ile zenginleştirilir. Bu bölümde kentli çayır ve aktif yeşil bahçe ile ilişki kurar. Bireysel ve grup aktiviteleri, piknik, spor, ağaç teması bu yeşil dokunun esas amaçlarıdır. Yeşil amfi ve çayır arasında kalan alan ise sert peyzaj düzlemi olarak tanımlanmıştır. Alan doğu tarafında korunan mevcut tribün ile, batı yönünde ise sanat atölyeleriyle desteklenerek farklı işlevlere potansiyel zemin oluşturur. Resmi törenler,
konserler, kutlamalar, sanatsal etkinlikler bu olası programlardan bazılarıdır. Kızlarpınarı Caddesi potansiyel olarak alanı en besleyici aks olarak belirginleşir. Bu aks gerek cadde üstü yaya ve araç trafiği gerekse alt kotta metro bağlantısı ile önemli bir düğüm noktasıdır.
Cadde seviyesinde bu yoğun akış yarı kontrollü bir sistem ile alana taşınır. Cadde ile çok amaçlı avlu düzlemi arasında bir tampon bölge görevi gören ve geleneksel sokak yapısından referans alan bu kurgu üst kotta hareketli yaya akışını tanımlarken avlu kotuna seçici geçirgen bir sakinlik imkânı tanır. Bu tampon bölge ara sokaklarıyla avlu kotuna yer yer fiziki bir bağlantı sağlarken, yer yer ise görsel temas sağlanır. Otobüs durakları, bisiklet parkları, banka kioskları, dükkanlar, kafe, emekli ve kadın lokalleri bu tampon bölgeyi kendine içkin bir dinamizmle diri tutar ve sokak kültürüne yeni bir örnek oluşturur.
Tasarımın kütle karakteri ile materyal ve arkitektonik dili, Ankara’nın vernaküler mimari mirasına referans veren bir ölçek ve oran anlayışı üzerinden kurgulanırken, aynı zamanda kentin modern mimarlık birikimini görünür kılan çağdaş bir ifade dili ile bütünleşir. Bu bağlamda kütle organizasyonu; parçalı, insan ölçeğine yakın ve topoğrafya ile uyumlu bir yerleşim mantığına dayanırken, cephe ve strüktür kararlarında modernist sadelik, okunabilirlik ve rasyonalite ön plana çıkar. Böylece geçmişin yerel üretim pratikleri ile Cumhuriyet dönemi modernleşme idealleri arasında süreklilik kuran hibrit bir mimari dil hedeflenir.
Kullanılan brüt ve işlenmemiş malzemeler; Ankara’nın bozkır coğrafyasının toprak tonları, taş dokuları ve doğal yüzey karakterleri ile doğrudan ilişki kurar. Beton, taş ve yer yer ahşap gibi malzemelerin yalın ve dürüst kullanımı, hem yapının strüktürel mantığını görünür kılar hem de malzemenin doğasına müdahale etmeyen bir tasarım yaklaşımını temsil eder. Bu malzeme dili, yüzeylerde zamanla oluşacak patina ve yaşanmışlık izlerini de tasarımın bir parçası olarak kabul ederken, yapının bulunduğu çevre ile birlikte evrilen bir karakter kazanmasını sağlar.
Bu bütüncül yaklaşım, yalnızca fiziksel bir uyum üretmekle kalmaz; aynı zamanda kentli ile yapı arasında duyusal ve kültürel bir bağ kurmayı amaçlar. Tanıdık malzeme dokuları, yerel referanslar ve ölçek kararları aracılığıyla kullanıcıda aidiyet hissi uyandıran bir atmosfer oluşturulur. Böylece tasarım, Ankara’nın kolektif hafızasına eklemlenen, hem geçmişe referans veren hem de çağdaş yaşam pratiklerine açık bir mekânsal deneyim sunan bir mimari çağrı niteliği taşır.
Kinetik saçak sistemi, kamusal mekânlarda iklimsel konforu artırmak ve mekânsal sürekliliği desteklemek amacıyla tasarlanmış hafif ve uyarlanabilir bir üst örtü elemanı olarak kurgulanmıştır. Bu sistem, çelik taşıyıcı elemanlar üzerine entegre edilen hareketli ve modüler bileşenler aracılığıyla güneş kontrolü, gölgeleme ve yarı açık mekân üretimi sağlar. Saçağa entegre edilen sarıcı bitkiler, strüktür ile birlikte çalışarak organik ve inorganik bileşenler arasında bütüncül bir ilişki kurar; bu sayede hem mikroklimatik koşullar iyileştirilir hem de kullanıcılar için korunaklı, geçirgen ve nitelikli kamusal alanlar oluşturulur. Bitkisel katman, zaman içerisinde gelişerek tasarımın performatif bir parçasına dönüşürken, gölge yoğunluğu ve mekânsal geçirgenlik mevsimsel olarak değişkenlik gösteren dinamik bir sistem üretir.
Projenin yapısal ve strüktürel kurgusu, alanın mevcut topoğrafyası ve morfolojik karakteri dikkate alınarak oluşturulan rasyonel bir aks ve grid sistemi üzerine kuruludur. Bu grid sistemi, farklı kotlarda gelişen fonksiyonların taşıyıcı sistem ile entegre biçimde çözümlenmesini sağlamakta; kütle yerleşimi, aks aralıkları ve modüler bölünmeler bu doğrultuda tanımlanmaktadır. Ana taşıyıcı sistem, betonarme perde-duvar ile karkas sistem bileşenlerinden oluşmakta olup, aynı zamanda arazideki kot farklarını karşılayan istinat ve iksa işlevini üstlenmektedir. Bu sayede taşıyıcı sistem, yalnızca üstyapıyı taşıyan bir eleman olarak değil, zemin ile yapı arasındaki ilişkiyi kuran ve topoğrafyayı stabilize eden bir altyapı çözümü olarak çalışmaktadır. Betonarme sistemde, yatay yüklerin karşılanması perde duvarlar aracılığıyla sağlanırken, düşey yükler kolon-döşeme sistemi ile zemine aktarılmaktadır. Ana sisteme entegre edilen kinetik saçak ise betonarme ana taşıyıcıya
ankrajlanan çelik konstrüksiyon elemanlarından oluşan kompozit bir yapı olarak tasarlanmıştır. Bu sistemde hafif çelik kafes veya çerçeve elemanlar kullanılarak geniş açıklıkların geçilmesi hedeflenmiş, yüklerin minimum kesitlerle taşınması sağlanmıştır. Kinetik saçak sistemi, modüler bileşenler aracılığıyla güneş kontrolü ve iklimsel konforu artıracak şekilde kurgulanmış; rüzgâr ve hareket yükleri dikkate alınarak ankraj ve birleşim detayları çözümlenmiştir. Strüktürel sistem genelinde modülerlik, tekrarlanabilirlik ve yapım kolaylığı esas alınmış; bu sayede hem inşaat sürecinde verimlilik sağlanması hem de uzun vadede bakım ve işletme süreçlerinin optimize edilmesi hedeflenmiştir.
Önerilen proje, stadyum alanının dönüşümünü yalnızca mekânsal bir yeniden düzenleme olarak değil, aynı zamanda uzun vadede sürdürülebilir bir işletme modeli ile desteklenen bütüncül bir kamusal ekosistem olarak ele almaktadır. Bu doğrultuda geliştirilen ekonomik model, alanın kamusal önceliğini koruyarak, kendi kendini destekleyebilen ve toplumsal fayda üreten bir yapı oluşturmayı amaçlar.
Bu çerçevede önerilen model, kamusal kullanım ile gelir getirici işlevler arasında dengeli bir ilişki kuran hibrit bir işletme sistemi üzerine kuruludur. Alan içerisinde yer alan ticari birimler, etkinlik alanları ve sosyal üretim mekânları aracılığıyla gelir üretimi sağlanırken, bu gelirlerin önemli bir kısmı alanın bakım, işletme ve kamusal programlarının sürekliliği için yeniden alana aktarılır. Böylece ekonomik döngü, kamusal alanın sürdürülebilirliğini destekleyen bir araç olarak kurgulanır.
Proje kapsamında önerilen ticari birimler, özellikle cadde ile avlu kotu arasında tanımlanan tampon bölgede konumlandırılmıştır. Bu alan, geleneksel sokak dokusuna referans veren, yarı
geçirgen ve kontrollü bir kentsel arayüz olarak çalışırken, aynı zamanda küçük ölçekli işletmeler, kafe ve yerel üretici birimleri ile desteklenir. Bu kurgu, yoğun ticari baskı oluşturmadan, alanın gündelik kullanımını besleyen ve kamusal yaşamı destekleyen bir ekonomik canlılık üretir.
Önerilen modelin önemli bir bileşeni, sosyal kapsayıcılığı artırmaya yönelik olarak geliştirilen öncelikli kullanım ve destek mekanizmalarıdır. Bu kapsamda, düşük gelir grupları, kadınlar, gençler ile birlikte şehit yakınları ve gazilerin ekonomik yaşama aktif katılımını teşvik eden bir yapı öngörülmektedir. Alan içerisindeki belirli ticari ve üretim birimlerinin bu gruplara öncelikli olarak tahsis edilmesi, düşük kira veya destekli kullanım modelleri ile mümkün kılınmaktadır. Bu yaklaşım, söz konusu kullanıcı gruplarının yalnızca temsili değil, üretken bir şekilde kamusal yaşama katılımını sağlamayı hedefler.
Doğu aksında önerilen atölye ve üretim mekânları, bu sosyal-ekonomik modelin merkezini oluşturmaktadır. Bu alanlar; eğitim, üretim ve mikro girişimcilik faaliyetlerini destekleyen esnek mekânlar olarak kurgulanmış, kullanıcıların ekonomik değer üretmesine olanak tanıyan bir altyapı sunmuştur. Bu üretim süreçleri, alan içerisindeki ticari birimler ile ilişkilendirilerek yerel ölçekte kapalı bir ekonomik döngü oluşturur.
Alanın sert zeminli açık etkinlik düzlemi ise dönemsel olarak düzenlenecek kültürel ve kamusal etkinlikler aracılığıyla ek gelir potansiyeli yaratmaktadır. Konserler, festivaller, açık hava etkinlikleri ve kamusal organizasyonlar, hem alanın kullanım çeşitliliğini artırmakta hem de işletme modeline katkı sağlayan esnek bir gelir kaynağı oluşturmaktadır.
Bu ekonomik model, çapraz sübvansiyon mekanizması ile dengelenmektedir. Daha yüksek gelir potansiyeline sahip ticari birimler ve etkinlik gelirleri, sosyal kullanım alanlarının ve destekli işletmelerin sürdürülebilirliğini finanse eden bir yapı kurar. Bu sayede, ticari işlevler kamusal alanın önüne geçmeden, onun sürekliliğini sağlayan bir araç olarak konumlandırılır.
Önerilen sistem, kamusal alanın niteliğini zayıflatmadan ekonomik değer üreten, bu değeri yeniden kamusal faydaya dönüştüren ve sosyal kapsayıcılığı güçlendiren bir işletme modeli sunmaktadır. Bu yaklaşım, alanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik olarak da sürdürülebilir bir kentsel odak haline gelmesini mümkün kılmaktadır.
Peyzaj tasarımı, alanı salt bir yeşil yüzey olarak değil, Ankara’nın karasal iklim koşullarını ve bozkır ekosistemini merkeze alan yaşayan bir kentsel altyapı olarak kurgular. Mevcut stadyum izinin kent boşluğu olarak korunması, alanın kentsel hafızadaki yerini korurken; bu boşluğun yerel bozkır florası tarafından yeniden yorumlanması, doğanın kent içindeki döngüsel hafızasını görünür kılar. Yazları sıcak ve kurak, kışları sert geçen iklimsel gerçeklik, yüksek su tüketen yapay peyzajlar yerine, yere özgü, düşük bakım gerektiren ve zamanın izlerini taşıyan dirençli bir sistemin temelini oluşturur.
Bu yaklaşım, alanı yalnızca yeşil bir yüzey olarak değil; zamanla değişen, yaşayan ve kullanıcı ile etkileşim kuran dinamik bir kamusal peyzaj haline getirir.
Tasarım, doğayı sabit bir dekor olarak değil, mekânın atmosferini sürekli dönüştüren dinamik bir aktör olarak ele alır. Bitkisel kompozisyon, yıl boyunca farklı mekânsal deneyimler üretecek şekilde performatif bir katmanlaşma ile tasarlanmıştır:
• İlkbahar (Çok Yıllık Otsular / Perenyal ve Çayır Katmanı): Alanda kurgulanan ‘Bozkır Karakterli Otsu Flora’, geleneksel çim alan ezberini bozarak, doğanın kendi dinamikleriyle mekânı yeniden ele geçirdiği bir matriks bitkilendirme kurgusuna dayanır. Zeminde Stipa ve Festuca gibi rüzgarla diyalog kuran kinetik çayırlar tabanı oluştururken; bu dokunun içinden yükselen Verbascum (Sığırkuyruğu), Eryngium (Boğadikeni) ve Echinops (Kirpi dikeni) gibi türler, sonbaharda kuruduktan sonra bile kış peyzajında strüktürel ve heykelsi varlıklarını sürdürerek alanın mekânsal iskeletini güçlendirir. Achillea, Salvia ve Artemisia gibi aromatik ve renkli perenyaller ile desteklenen bu sistem, aynı zamanda Ankara florasına ait Crocus ancyrensis (Ankara Çiğdemi) gibi endemik geofitleri de bünyesinde barındırarak, Fatih Stadı’nın kentsel hafızasını Ankara’nın derin ekolojik hafızasıyla sentezler.
• Yaz (Bozkırın Olgunluk Evresi, İklimsel Adaptasyon ve Duyusal Peyzaj): Ankara’nın yüksek yaz sıcaklıkları ve uzun kuraklık periyodu göz önüne alındığında, yüksek su tüketimi ve sürekli bakım gerektiren konvansiyonel çim yüzeyler yerine, su kullanım etkinliği yüksek Stipa ve Festuca türlerinden oluşan matriks örtü ana zemin strüktürünü tanımlar. Rüzgâr hareketleriyle alanda dinamik bir zemin plastiği oluşturan bu otsu dokuya; yatay düzlemde Thymus sp. (Kekik), Lavandula angustifolia (Lavanta), Salvia nemorosa (Adaçayı) ve Artemisia absinthium (Pelin otu) gibi kurakçıl ve aromatik türler entegre edilmiştir. Bu aromatik katman, bünyelerindeki uçucu yağlar sayesinde yüksek sıcaklıklarda terlemeyi (evapotranspirasyon) yavaşlatarak su stresine karşı ekolojik bir direnç mekanizması oluştururken, aynı zamanda yayılan fitokimyasallar aracılığıyla kamusal mekânın “koku hafızasını” üreterek alanın duyusal peyzaj kalitesini maksimize eder. Matriks içinden dikeyde yükselen Verbascum ve Echinops türleriyle hacim kazanan ve kentsel alandaki polinatör (tozlaştırıcı) hareketliliğini destekleyen bu floral kompozisyona eş zamanlı olarak; kinetik saçak sistemlerine entegre edilen Humulus lupulus ve Vitis vinifera gibi sarılıcı türler maksimum yapraklanma seviyesine ulaşarak, donatı alanlarında hedeflenen gölgeleme katsayısını ve mikroklimatik konfor şartlarını sağlar.
• Sonbahar (Dinlenme Evresine Geçiş ve Strüktürel Renk Dönüşümü): Bitkilerin büyüme periyodunun yavaşlayarak kış dinlenmesine geçişi, peyzajın mekânsal karakterinde bir eksilme olarak değil, “kuru peyzaj” (dry landscape) estetiği bağlamında kentsel bir tasarım girdisi olarak projelendirilmiştir. Otsu matriks dokunun yıllık yaşam döngüsünü tamamlayıp kurumasıyla ortaya çıkan sarı ve bronz tonlar, zemindeki ışık yansımalarını düzenleyen mekânsal altlık oluşturur. Dikey strüktürlerde yer alan Parthenocissus ve Vitis vinifera’nın kırmızılanma evresi, alanın dikey sınırlarını vurgularken; peyzajın odak noktalarında kullanılan Acer tataricum (Tatar Akçaağacı) ve Cotinus coggygria (Boyacı Sumağı) gibi türlerin sonbahar soğuklarıyla birlikte sunduğu ateş kırmızısı ve turuncu tonlar, stadyumun rasyonel beton ve çelik mimarisiyle dramatik bir renk gerilimi yaratır. Bu görsel performansa ek olarak, tasarımın doğal bozkır sınırlarında konumlandırılan Crataegus monogyna (Alıç) gibi yerel türlerin sonbaharda olgunlaşan kırmızı meyveleri, yaprak dökümü sonrasında da dallarda kalarak kentsel faunayı (özellikle kuş hareketliliğini) destekleyen ekolojik bir hafıza ve besin ağı kurgular.
• Kış (Vejetatif İskelet ve Mimari Entegrasyon): Kış aylarında peyzaj, görsel bir durağanlıktan ziyade, bitkisel materyalin “vejetatif iskeleti” üzerinden stadyumun geometrisiyle doğrudan diyalog kurduğu bir evreye geçer. Ankara’nın sert kış koşulları ve kar örtüsü altında, yatay matriks doku yerini yapısal kurguya bırakır. Alanda bulunan Eryngium sp. (Boğadikeni), Verbascum sp. (Sığırkuyruğu) ve Echinops ritro (Kirpi Dikeni) gibi türlerin kurumuş dikey gövdeleri, düz kar yüzeyi üzerinde heykelsi ve grafiksel birer odak noktası oluşturarak mekânın kış silüetini güçlendirir.
Bu dönemin en kritik performans göstergesi, bitkisel sistemin mimari strüktürle kurduğu uyumdur. Kinetik saçak elemanlarında kullanılan Şerbetçiotu (Humulus lupulus) gibi otsu sarılıcıların toprak üstü aksamlarının tamamen kuruması ve Asma (Vitis vinifera) gibi türlerin yaprak dökmesi, sistemin hafifliğini koruyarak çelik taşıyıcılar ve hareketli mekanizmalar üzerindeki rüzgâr ve kar yükünü (statik yükü) sıfırlar. Bu yapısal entegrasyona ek olarak; alanın sınırlarını tanımlayan Celtis australis (Çitlembik) ve Acer campestre (Ova Akçaağacı) gibi yaprak döken yerel ağaçların çıplak dal plastiği, Fatih Stadı’nın rasyonel mimari hatları ve kinetik örtünün çelik iskeleti ile okunaklı bir mekânsal ve geometrik bütünlük kurar.
Bu döngü, alanın her mevsim farklı bir kimlik kazanmasını sağlayarak kullanıcı deneyimini zamana yayar.
Bitkisel kurgu, peyzajı salt bir dolgu malzemesi olmaktan çıkararak mimari fonksiyonlar, statik gereksinimler ve mekânsal organizasyon ile doğrudan entegre çalışacak bir ağaç, çalı ve matriks otsu hiyerarşisi üzerinden kurgulanmıştır.
• Ağaç Katmanı (Strüktür, Mikroklima ve Kış Silüeti): Ankara’nın ekstrem ısı değişimlerine toleranslı türler; gölgeleme, rüzgâr kontrolü, mekânsal sınır tanımlaması ve yaprak dökümü sonrası mimari diyalog amacıyla kullanılmıştır.
o Ana Türler: Quercus pubescens (Tüylü meşe), Fraxinus angustifolia (Anadolu dişbudağı) ve sonbahar renk fenolojisiyle öne çıkan Acer tataricum (Tatar akçaağacı) ile Acer campestre (Ova akçaağacı).
o Destekleyici Türler: Elaeagnus angustifolia (İğde), Celtis australis (Çitlembik) ve ekolojik besin ağına katkı sunan Crataegus monogyna (Alıç). Bu türler, amfi çevresinde mikroklimatik gölgelik kümeler, tampon bölgede ise lineer mekânsal yönlendiriciler olarak yer alır.
• Çalı ve Alt Katman (Geçirgenlik, Duyusal Peyzaj ve Mekânsal Sınır): Mekânsal sınırları katı bir duvar etkisi yaratmadan filtreleyen yarı geçirgen elemanlardır.
o Aromatik ve Kurakçıl Türler: Alanın “koku hafızasını” üreten ve terlemeyi (evapotranspirasyon) azaltan Lavandula angustifolia (Lavanta), Perovskia atriplicifolia (Rus adaçayı), Thymus sp. (Kekik) ve Artemisia absinthium (Pelin otu).
o Yapısal Türler: Spiraea vanhouttei ve sonbaharda sunduğu dramatik kızarma etkisiyle Cotinus coggygria (Boyacı sumağı).
• Çok Yıllık Otsu (Perenyal) ve Çayır Katmanı (Matriks Bitkilendirme): Alanın güneyindeki aktif yeşil dokunun temelini oluşturan, doğal drenaj sağlayan ve Ankara bozkırını referans alan “matriks bitkilendirme” kurgusudur. Zeminde rüzgârla dinamik bir ilişki kuran Festuca ve Stipa türlerine; dikeyde mimari bir strüktür olarak yükselen Verbascum (Sığırkuyruğu), Eryngium (Boğadikeni) ve Echinops eşlik eder. Bu dokuya entegre edilen Achillea, Salvia ve Papaver gibi renk odaklarının yanı sıra, ekolojik hafızanın birer temsili olan Crocus ancyrensis (Ankara çiğdemi) gibi geofitler ile düşük su ve bakım gerektiren, kalıcı bir zemin elde edilmiştir.
• Sarıcı Bitkiler ve Dikey Yeşil Sistemler (Kinetik ve Statik Uyum): Kinetik saçak sisteminin hafif çelik konstrüksiyonu ve hareketli mekanizmaları gözetilerek, statik yükü artıran ağır odunsu türler yerine performatif türler seçilmiştir. Alanın tarihsel bağcılık hafızasına atıf yapan Vitis vinifera (Asma) ve kışın toprak üstü aksamı tamamen kuruyarak sistem üzerindeki kar/rüzgâr yükünü sıfırlayan otsu sarılıcı Humulus lupulus (Şerbetçiotu) saçağa entegre edilmiştir. Parthenocissus quinquefolia (Amerikan sarmaşığı) ise tutunma morfolojisi (vantuzlu yapı) gereği hareketli
panellerde değil, saçağın sabit taşıyıcı iskeletinde kurgulanarak gölge üretimine, mikroklimatik iyileştirmeye ve dramatik sonbahar renklenmesine katkı sunar. İnorganik taşıyıcı sistem ile organik bitkisel doku bütünleşik, mühendislik verileriyle uyumlu bir kentsel örtüye dönüşür.
Peyzaj donatıları ve bitkisel kompozisyon; alanın farklı kotlarında gelişen işlevlerle doğrudan ilişkilendirilmiş, mekânlar arası geçişleri (ara kesitleri) yönetecek sistematik zonlara ayrılmıştır:
• Çayır Alanı (Esnek Kullanım ve Doğal Düzlem): Alanın güney çeperinde kurgulanan bu zon, yapısal sınırların eritildiği serbest bir rekreasyon alanıdır. Dağınık formlu gölge ağaçları ve rüzgârla dinamik bir ilişki kuran otsu çayır örtüsü ile desteklenen bu düzlem; kullanıcılara spesifik bir eylem dayatmayan, aktif ve esnek kamusal kullanıma olanak tanıyan bir “kent boşluğu” olarak çalışır.
• Yeşil Amfi ve Ara Kotlar (Topoğrafik Bağlantı ve Sosyal Odak): Park düzlemi ile çok amaçlı avlu (mevcut saha kotu) arasındaki fiziksel kot farkını çözümleyen bu alan, katı bir istinat/eşik olmaktan çıkarılarak sosyal bir ara kesite dönüştürülmüştür. Yoğun ağaç kümeleri ve mevsimsel renk dinamiğine sahip alt örtü ile desteklenerek, alanın bütününe hâkim, gölgelendirilmiş ve yarı tanımlı dinlenme/izleme odakları üretilmiştir.
• Cadde-Avlu Tampon Bölgesi (Yarı Geçirgen Peyzaj Filtresi): Geleneksel sokak dokusundan referans alınarak cadde ile çok amaçlı avlu arasına yerleştirilen bu zon, kent çeperindeki hızı yavaşlatan kontrollü bir geçiş mekânıdır. Lineer ağaç dizilimleri ve yapısal çalı grupları kullanılarak, yaya hareketini avluya yönlendiren, gürültü/toz etkisini kıran ve mekânsal sınırları duvarlaştırmadan tanımlayan geçirgen bir peyzaj filtresi kurgulanmıştır.
• Sert Zeminli Etkinlik Alanı ve Saçak Altı (İklimlendirilmiş Kamusal Zemin): Mimari kurgunun merkezinde yer alan bu zon, kitlesel etkinliklere olanak tanımak amacıyla minimum bitkisel kütle ile maksimum açık alan esnekliği sunar. Kinetik saçağın yapısal iskeletine entegre edilen sarılıcı bitki örtüsü sayesinde sert zemin üzerindeki yaya konforu artırılmış, inorganik mimari ile organik peyzajın birleştiği, değişken hava koşullarına adapte olabilen iklimlendirilmiş bir alt mekân elde edilmiştir.
Projenin altyapı kurgusu, yüzey suyunu kent şebekesine hızla deşarj etmek yerine kaynağında tutmayı hedefleyen “sünger kent” prensiplerine dayanır. Bu sistem, mekânın ekolojik ayak izini küçültürken Ankara’nın su kısıtı gerçekliğiyle yapısal bir düzeyde yüzleşir:
• Pasif Su Hasadı ve Doğal Drenaj: Çok amaçlı sert zeminlerden ve üst örtü sisteminden kaynaklanan yüzey akışı (runoff), alanın topoğrafik eğimleriyle güneydeki matriks çayır alanına yönlendirilir. Geçirgenliği maksimize edilmiş bu otsu doku, dev bir biyolojik süzgeç (bioretention) olarak çalışarak yağmur suyunu pasif olarak hasat eder ve yeraltı suyunu besler.
• Kurakçıl Peyzaj ve İşletme Ekonomisi: Yüksek su talep eden konvansiyonel yeşil alanlar yerine tercih edilen yerel ve kurakçıl bitki kompozisyonu, bitkilerin alana tutunma (köklenme) evresinden sonra şebeke suyuna dayalı sulama ihtiyacını sıfıra indirmeyi hedefler. Bu strateji yalnızca ekolojik bir direnç mekanizması değil; aynı zamanda kamusal alanın uzun vadeli bakım, enerji ve işletme maliyetlerini minimize eden rasyonel bir ekonomik modeldir.