Fuat Arabacı ve Coşkun Mecihan'ın "Bodrum Değirmenburnu Tarihi Yel Değirmenleri ve Yakın Çevresi Fikir Projesi Yarışması" için tasarladığı proje, eşdeğer mansiyon ödülü kazandı.
Yolculuğun Mimarisi / Mimarinin Yolculuğu
Hiçbir yolculuk yalnızca A noktasından B noktasına gitmek değildir. A’dan ayrıldığınız anda A çoktan değişmiştir. B, ancak A ile birlikte anlaşılır; B’yi anlamak ise A’nın yeniden inşasıdır.
Yolculuk; görülen, görülmüş olan ve görülecek olan arasında sürekli bir değişim ve yeniden kurulum hâlidir; geçmiş, şimdi ve gelecek zamanların iç içe geçtiği sürekli bir yolda olma durumudur. Bu çökmüş zaman yapısı içinde insan ve doğa birlikte var olur. Doğa; ışığın hareketi, mevsimlerin dönüşümü, rüzgârın yönü ve kendi sessiz otoritesiyle insan deneyimini şekillendirir. Aynı zamanda, bu ritimler içinde yaşayan insan tarafından da yeniden anlamlandırılır.
Bodrum silüetinde önemli bir yere sahip olan Değirmenburnu, insan ile doğanın, geçmiş ile geleceğin, bakış ile hafızanın kesiştiği sembolik bir alandır. Bu nedenle projede, Bodrum’un kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan Mavi Yolculuklardan esinlenerek yaklaşım geliştirilmiştir.
Bu yaklaşımla proje, geçmiş ile bugün, insan ile doğa arasındaki bağı ‘bakış’ ve ‘duyular’ üzerinden yeniden kurmayı amaçlar. Proje alanı sadece gözlemlenen bir manzara öğesi olmanın ötesinde bakan, bakılan ve deneyime katılan aktif bir mekânsal özne olarak değerlendirilir.
Alana yapılan müdahaleler, insan ile alan arasında gerçekleşebilecek çoklu deneyimleri görünür kılar; alanın çevresiyle kurduğu bakış ilişkilerinin kesiştiği noktalarda bu deneyimleri somutlaştırır. Bakışı yönlendirir, ışığın hareketini belirginleştirir ve yel değirmenlerinin kimliğini oluşturan rüzgârı görünür kılar. Böylece proje, alana yeni bir anlam yüklemekten çok, zaten orada var olan duyusal ve mekânsal ilişkileri açığa çıkarır.
Alan Okuması
Analizler, arazinin bahar ve kış aylarındaki bitki örtüsü, doğal yapısı ve eğimi birlikte ele alınarak yapılmıştır. Bu analizler, arazinin mevsimsel değişimlerini ortaya koymanın yanı sıra, arazi üzerindeki sirkülasyonu ve alanın kendi içinde ayrışan yedi doğal bölgesini de tanımlamaktadır.
Bu bölgelerden birincisi ve ikincisi, alanın mevcut temel giriş noktalarını oluşturmaktadır. Birinci alan, aynı zamanda mevcut kafeyi içeren bölgedir. Üçüncü alan, kontrolsüz kullanım nedeniyle arazide en çok tahrip olmuş bölge olmasının yanı sıra, mevsimsel değişimden en fazla etkilenen alandır. Dördüncü ve beşinci alanlar doğal seyir teraslarını içerirken, altıncı alan parçalı kayalık zemine sahip olup antik taş ocağı ve gün batımıyla ilişki kuran bölge olarak öne çıkmaktadır. Yedinci alan ise kulelerin bulunduğu ve Bodrum’un silüet çizgisini oluşturan bölgedir.
Yedinci alanda en çok dikkat çeken durum, konumlanışı itibarıyla beşli ve üçlü gruplar halinde algılanan sekiz kulelik topluluğun, arazinin doğal yapısı içinde temelde üç alt alana ayrılmasıdır. Ayrıca, mevsimsel değişimlerle birlikte güneyde yer alan üçlü kule topluluğunun bahar aylarında kendi özel bölgesini oluşturmasıdır. Bakışları düzenlemeyi ve arazinin görünmeyen durumlarının deneyimini somutlaştırmayı amaçlayan bu proje için, kule gruplarının kendi içinde parçalanması ve bu parçalanmaya neden olan mevsimsel değişimler projenin çıkış noktasını oluşturmuştur.
Öneriler
İlk öneri, silüette belirginleşen ilk yel değirmeni ile kuzey tarafta yok olmaya yaklaşan üçüncü yel değirmenine yönelik müdahaleyi içerir.
İkinci öneri, bakışı düzenleyen, rüzgârı ve ışığı görünür kılan rüzgâr perdeleridir. Bu perdeler, arazinin kentle kurduğu bakış ilişkileri ve analizlerde ortaya çıkan yapı gruplaşmaları kesişiminde konumlandırılırken, formları bu ilişkilerin yıl içerisindeki etkileşimi doğrultusunda şekillendirilmiştir. Önerilen rüzgâr perdelerinin ilki, kuzeydeki beşli grupla ilişki kurarken aynı zamanda Osmanlı Tersanesi, Osmanlı Mezarlığı, Kaplan Kalesi ve Selmaki Çeşmesi ile görsel bağlantı kurar. Güneydeki üçlü grupla ilişkili rüzgâr perdesi ise Bodrum Kalesi ile ilişkilidir. Aynı zamanda koridorlaşan bu perde, yolcunun araziyle ilişkisinin sınırlandığı; bakışın, rüzgârın ve güneşin en yoğun hissedildiği bir geçiş alanı oluşturur. Amaç, arazinin kendi doğasının, geçmişin, yakın geçmişin ve bugünün yoğun biçimde hissedilmesini sağlamaktır.
Ayrıca bu perde, silüet çizgisine 0,6 metre yüksekliğinde ve 15 metre uzunluğunda ölçülü bir müdahale önerir. Amaç, arazinin zaman içinde değişen yapısı içerisinde müdahalenin izini kontrollü ve dengeli bir biçimde görünür kılmaktır.
Rüzgâr perdesi için turkuaz patinalı bakır panel önerilmiştir. Bu seçim, malzemenin zamana direnç gösterebilmesi ve aynı zamanda araziyle birlikte yaşlanabilmesi düşüncesiyle yapılmıştır. Renk tercihi ise kentin denizle ve özellikle maviyle kurduğu ilişki göz önünde bulundurularak belirlenmiştir.
Üçüncü öneri, bu perdelerle ilişki kuran, aynı zamanda bir sergi alanı ve yardımcı birimleri içeren giriş kapısıdır. Giriş kapısı, arazinin bilinçsiz kullanımını kontrollü hale getirirken katı bir sınır oluşturmaz. Kapı, arazinin doğal girişlerinden biri olan ve mevcut tesis nedeniyle doğal niteliği dönüşmüş zemin üzerinde konumlandırılmıştır. İçerisinde yer alan sergi alanı, ziyaretçilere alanın tarihi, doğal yapısı hakkında bilgi sunarken; kütüphane ve kafe birimleri, alanın bakım ve işletme giderlerine katkı sağlayacak destekleyici işlevler olarak kurgulanmıştır.
Dördüncü öneri, arazinin mevsimsel değişimini görünür kılan parçalı zemin izleridir. Yaz aylarında kuraklaşmayla ortaya çıkan bu izler, doğal sirkülasyonun ve yapı grubu sınırlarının değişimlerini görünür hale getirir.
Beşinci öneri, arazinin doğal toplanma alanı olan ve gün doğumuyla ilişki kuran bölgede micro ölçekli bir etkinlik alanı düzenlenmesidir. Bu etkinlik alanına, doğal yapısı gereği kayalık zemin içeren ve antik taş ocağı ile gün doğumuyla etkileşim kuran alanda bir gün doğumu terası eşlik eder. Son olarak, doğal yapısı içinde yürüyüş yolu ve seyir terasları barındıran, denize kadar ulaşan bölgede noktasal dinlenme elemanları düzenlenir. Bu alandaki patikalar, arazinin kendi şekillendirdiği doğal patikalardır; bu nedenle bu patikalara müdahale önerilmez.
İlk üç öneri, projenin temel amacı olan bakışı düzenlemek, arazinin görünmeyenini görünür kılmak ve alanın çevresiyle, kültürüyle ve doğasıyla bağını yeniden kurmak üzerine şekillenir. Böylece ilk etap, hem alanın korunmasına yönelik acil bir müdahale üretir hem de ziyaretçinin Değirmenburnu ile kuracağı yolculuğun başlangıç deneyimini tanımlar. Dördüncü öneri ise arazinin doğallığı içinde kamusal kullanımı geliştirecek bir düzenleme olarak ele alınır.
İkinci etapta ise arazinin kuzeybatı kısmındaki giriş kapısı ve arazinin kentin diğer önemli noktalarıyla ilişki kuran perdeleri yer alır. Bu öneriler, arazide öncelikli müdahale gerektiren başlıklar arasında değerlendirilmemekte; ihtiyaç duyulması ya da alanın ilerleyen aşamalarda geliştirilmek istenmesi halinde ele alınabilecek potansiyel müdahaleler olarak görülmektedir. Bu nedenle, mevcut aşamada fikir düzeyinde bırakılmış olup, uygulanmaları durumunda daha ayrıntılı biçimde geliştirilmelidir.
Son olarak, arazinin mülkiyet durumu göz önünde bulundurulmuş; tamamen geri dönüştürülebilen ve araziden iz bırakmadan kaldırılabilen bu müdahalelerin, aşamalara göre parçalı biçimde inşa edilebilmesi öngörülmüştür. Gerekli durumlarda perdeler kısmi olarak veya parçalanarak da inşa edilebilir.