Buğrahan Miraç Eser, Didem Altun, Yenal Akgün, Hikmet Sivri Gökmen ve ekibinin Trabzon Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması için tasarladığı proje 1.'lük ödülünü kazandı.
PERDE HİÇ KAPANMADI…
Yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret limanı olan Trabzon, Anadolu\’nun en erken ve en güçlü sahne kültürlerinden birini üretmiştir. 19.yüzyılın sonlarından itibaren kentte faaliyet gösteren tiyatrolar, Rum ve Ermeni topluluklarının sahne yapıları, 20. yüzyılın başında inşa edilen ancak günümüze ulaşmayan Trabzon Opera Binası ile Cumhuriyet döneminin Halkevleri ve tiyatroları, bu kültürel sürekliliğin farklı dönemlerdeki temsil mekânlarını oluşturmuştur. Bu bağlamda Gülbahar Hatun Camii ve Türbesi ile Atapark’tan başlayarak Tarihi Trabzon Surları, Zağnos Vadisi, Zağnos Burcu ve Zağnos Paşa Köprüsü’ne kadar uzanan önemli bir tarihî ve kentsel odak dizisinin içinde yer alan proje alanı, yalnızca yeni bir kültür yapısının yerleştirileceği bir parsel olarak değil, kentin tarihî dokusu ile güncel kamusal yaşamını birbirine bağlayan önemli bir kentsel eşik ve geçiş alanı olarak ele alınmıştır. Önerilen yapı, yalnızca kapalı bir temsil mekânı olarak değil; yüzyılı aşkın bir sahne kültürünün kesintisiz devamı olarak belleğe eklemlenir.
Kesintisiz Bir Kent Sahnesi: LEGATO
Legato, müzikte notaların birbirinden kopmadan tek bir akış hâlinde icra edilmesidir.
Bu yapı da kentin kopmuş görünen akışlarını yeniden birbirine bağlar; Gülbahar Hatun Camii ve Türbesi ile Atapark\’tan başlayan yeşil omurgayı proje alanı içerisinden kesintisiz bir yaya ve yeşil alan sürekliliği oluşturarak Zağnos Vadisi\’ne ulaştırırken, tarihî belleği gündelik yaşamla, sanatsal temsili kamusal mekânla ve topografyayı mimarlıkla tek bir süreklilik içinde buluşturur. Böylece proje, mevcut kentsel odaklar arasındaki fiziksel ve görsel ilişkileri güçlendiren, farklı kotları, yaya hareketlerini ve kamusal açık alanları bir araya getiren bir kentsel bağlayıcıya dönüşmektedir. Gündelik yaşamın akışı içinde yeni bir durak, yeni bir nefes ve yeni bir kamusal sahne oluşturan yapı aracılığıyla, farklı yeşil sistemler, kültürel katmanlar ve kentin farklı ritimleri aynı müzikal cümlenin parçalarına dönüşür.
Bu kentsel sürekliliği sağlayabilmek amacıyla proje, Gülbahar Hatun Köprüsü’nün araziye temas ettiği kotlardan başlayan eğimli iki platformun altında kurgulanmıştır. Bu platformlardan biri Zağnos Vadisi yönünde alçalarak vadinin doğal kotlarına doğru ilerlerken, diğeri Zağnos Paşa Köprüsü’ne yönelen bir vista oluşturacak şekilde yükselmektedir. Kentlinin üzerinden geçebildiği, kullandığı ve farklı yönlerde hareket edebildiği bu topografik yüzey ile yeşil doku, tarihî odaklar, kamusal yaşam ve kültür yapısı kesintisiz bir mekânsal dizge içinde birbirine bağlanır. Yapının topografya ile bütünleşen kurgusu sayesinde, Gülbahar Hatun Camii’nin Zağnos Vadisi’nden algısının zedelenmemesi ve tarihî silüet içerisindeki görünürlüğünün sürdürülmesi de amaçlanmıştır.
Yapı bu nedenle alanın üzerine yerleştirilen bağımsız bir nesne değil, kent içindeki mevcut yaya ve rekreasyon ağının bir parçası haline gelir. Çatı yalnızca yapıyı örten bir eleman ya da çatı bahçesi değil; kentin gündelik yaşamının ikinci sahnesidir. Gündelik yaşamın spontane karşılaşmaları, yürüyüşleri, oyunları ve etkinlikleri bu yüzeyde yeni performanslara dönüşür. Böylece yapı, içindeki sahne ile kentin sahnesini aynı düşey kurgu içinde bir araya getirir; yukarıda askıya alınmış performansın belleği, aşağıda ise sürekli yeniden üretilen gündelik yaşamın canlı performansı yer alır. Bu süreklilik, çatının merkezinde açılan yarıkla bilinçli olarak aralanır. Yarık, yapının kalbini görünür kılan ve üst kot ile alt kot ve iç sahne ile kent sahnesi arasındaki ilişkileri kuran mekânsal bir eşiktir. Sahne yapının içinde başlar, kentte devam eder, temsil salondan kente taşar.
Her ne kadar yapı kütlesinin tamamı Gülbahar Hatun Köprüsü kotuna göre büyük ölçüde yeraltında konumlandırılmış olsa da, iç mekânların tamamen kapalı ve karanlık bir yeraltı yapısına dönüşmemesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda yapının farklı noktalarında kontrollü yarıklar, ışıklıklar ve galeri boşlukları oluşturularak fuaye, kulis, ofis ve diğer destek mekânlarının doğal gün ışığından yararlanması sağlanmıştır. Bu boşluklar yalnızca teknik bir gün ışığı çözümü olarak değil, aynı zamanda yapı içerisinde farklı kotlar arasında görsel ilişkiler kuran ve kullanıcıların yönlenmesini kolaylaştıran mekânsal elemanlar olarak da değerlendirilmiştir. Yapıya ve salonların fuayelerine -4.50, 0.00 ve +4.00 kotlarından giriş verilerek ziyaretçinin farklı kademelerden erişimi sağlanmıştır.
Bu topoğrafyanın içinden yükselen iki sofita, gündüz sessizce kentin silüetine eşlik ederken, gece ise ışıkla birlikte yeniden temsilin parçası hâline gelir. Böylece temsil yalnızca salon içinde değil; çatıda, meydanda, peyzajda ve kentin gündelik yaşamında varlığını sürdürür. Perde hiçbir zaman kapanmaz.
Yaya ve Toplu Taşıma Bağlantıları
Kentsel erişilebilirliği güçlendirmek amacıyla hafif raylı sistem hattının Atapark durağından bir çıkışının proje alanının kuzeyine doğru uzatılması önerilmiştir. Hafif raylı sistem çıkışının bulunduğu alanda, +0.00 ve -4.50 kotları arasında kademelendirilmiş bir kentsel plaza oluşturulmuştur. Öneri kapsamında, kültür yapısının fuaye alanlarının bu plaza ile doğrudan ilişkilendirilerek toplu taşıma ile gelen kullanıcıların kamusal alana ve yapı girişlerine doğrudan ulaşması hedeflenmiştir.
Fuaye alanlarına +0.00, -4.50 ve +4.50 kotlarından, farklı yönlerden ulaşılabilmesi sayesinde yapı, tek bir ana girişe bağımlı olmayan çoklu bir erişim sistemi sunmaktadır. Bu yaklaşım, yapının farklı kentsel hareket akışlarıyla doğrudan ilişki kurmasına olanak tanımaktadır.
Opera ve tiyatro yapılarının farklı kurumlar tarafından işletilebilme olasılığı doğrultusunda iki yapının fuaye alanları, gerektiğinde birbirleriyle akışkan bir ilişki kurabilecek şekilde tasarlanmış; ancak her iki salonun bağımsız olarak çalışmasına olanak verecek şekilde, farklı giriş ve çıkışlarla ayrı mekânsal hacimler oluşturulmuştur.
Opera ve tiyatro salonlarının dekor, sahne ekipmanı ve teknik servis ihtiyaçları ile izleyici araçları için gerekli otopark erişimi, İmaret Hamam Sokak’ın Gülbahar Hatun Köprüsü ayağına yakın bir noktasından sağlanmaktadır. Teknik hacimler ile izleyicilerin otoparkları binanın farklı bodrum katlarına yerleştirilerek birbirinden ayrıştırılmıştır. İmaret Hamam Sokak’ın ise mevcut karakterini koruyarak yavaşlatılmış taşıt yolu olarak kullanılmaya devam etmesi önerilmektedir.
Kentsel Platformlar ve Peyzaj
Üst platformlarda minimum 50 cm toprak dolgu öngörülerek, Trabzon\’un iklimsel ve ekolojik koşullarına uyum sağlayan bitkisel peyzajın geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu platformlar, yapı ile peyzajın birbirinden ayrışmadığı, yeşil alanların yapının çatısı ve kamusal yüzeyi üzerinden devam ettiği bir sistem olarak ele alınmıştır. Üst platformlarda önerilen bitkisel peyzajın yalnızca estetik bir unsur olarak değil; yağmur suyunun tutulması, kentsel ısı adası etkisinin azaltılması, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi, kullanıcı konforunun artırılması, kamusal açık alanların niteliğinin geliştirilmesi gibi ekolojik ve işlevsel amaçlara da hizmet etmesi hedeflenmiştir.
OPERA VE TİYATRO SALONLARI
Opera salonu, geleneksel at nalı plan şeması temel alınarak iki balkonlu olarak tasarlanmıştır. Salonun mekânsal organizasyonunda, seyircilerin sahneyle yakın görsel ve işitsel ilişki kurabilmesi amacıyla en uzak koltuğun ana sahneye 25 metreden daha uzak olmaması, temel tasarım kriterlerinden biri olarak benimsenmiştir. Balkonlar, seyirciyi sahneye yaklaştıran ve salon hacmini insan ölçeğinde algılanabilir kılan eğrisel geometriyle tasarlanmıştır.
Tiyatro salonu ise oditoryum plan şemasıyla tek balkonlu olarak kurgulanmıştır. Salon geometrisi, izleyicilerin sahne ile güçlü bir görsel ilişki kurmasını sağlayacak biçimde düzenlenmiş ve en arka koltuğun ana sahneye 25 metreden daha yakın olması hedeflenmiştir. Salon eğimi ve koltuk yerleşimleri, tüm seyircilerin sahneyle engelsiz görsel ilişki kurabilmesini sağlayacak görüş çizgileri esas alınarak düzenlenmiş; C değeri uluslararası kabul gören konfor aralıklarında tutulmuştur.
Opera ve tiyatro salonları, farklı akustik gereksinimler dikkate alınarak ayrı karakterlerde tasarlanmıştır. Opera salonunda müzikal performanslar için daha uzun yankılanma süresi hedeflenirken, tiyatro salonunda konuşma anlaşılabilirliğini artıran daha kontrollü akustik koşullar öngörülmüştür. Opera salonunda yaklaşık 1.6–1.8 saniye hedef reverberasyon süresi esas alınırken, tiyatro salonunda konuşma anlaşılabilirliğini artırmak amacıyla 1.0–1.2 saniye aralığı hedeflenmiştir. Salon geometrisi, balkon altı yüzeyleri ve yansıtıcı elemanlar erken yansımaları destekleyecek biçimde kurgulanmış; mekanik sistemler ise düşük gürültü seviyesinde (NC-20/25) çalışacak şekilde tasarlanmıştır. Gerektiğinde değişken akustik sağlayan perde ve yutucu yüzeylerle farklı temsil türlerine uyum sağlanması öngörülmektedir.