Uzaktan Eğitim: Akademisyen 02

Uzaktan Eğitim ile ilgili çağrımıza cevap veren akademisyenlerin düşünceleri...

Türkiye’nin farklı kent ve üniversitelerinde ders veren akademisyenlerin konuyla ilgili düşüncelerinin ikinci bölümü yayınlıyoruz. İlk bölümü burada bulabilirsiniz.

Ayşe Sağsöz

“Uzaktan eğitime bir haftalık aradan hemen sonra ilk başlayan üniversitelerden biri olduk. Alt yapı donanımının hazır olması bizim ve öğrencileri direkt olarak bu eğitimin içine girmemizi sağladı. Örgün eğitimde öğrencilerle dinamik bir mekanda, dinamik bir iletişim içinde uygulama ağırlıklı bir eğitim sürerken, sanal ortamda yine dinamik bir ortam üretemesek de dinamik bir eğitim vermeye devam etmeye çalışıyoruz. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor şimdiye kadar ‘uzaktan eğitim formasyonumuz’ ve deneyimimiz yoktu. Halen daha yok! Gece gündüz hazırlandığımız (stüdyo dersleri dahil) teorik dersleri görsel ağırlıklı olarak sunduk, minik ödev ve quiz’lerle farkına varmadan uzaktan eğitime hem öğrenciler hem de bizler dahil olduk ama ne kadar başarılı olduğumuzu zaman bize gösterecek. Şu anda şöyle başardık böyle başardık dememizin bence bir anlamı yok…

Biz eğitimciler bu koşullara ne kadar hazır(sak-lıksızsak) öğrenciler de o kadar hazır(lıklı-lıksızsız) idi… Öğrenci ile dinamik, birebir ve sürekli iletişim içinde olduğumuz bir ortamdan birden sanal ortama geçmek elbette her iki taraf için de şok etkisi yaptı ve halen adapte olamayanların olduğunu da düşünüyorum. İnsan doğası gereği koşullara en çabuk adapte olabilen bir varlık ve bu süreç bunu bize en iyi şekilde gösterdi… Ama özü ne oldu? Bunun da cevabını ilerleyen zamanlarda göreceğiz.

Biz evdeyiz öğrenciler evde, öğrencilerin yağmur yağdı, otobüs kalabalıktı, çıktıyı yanlış ölçekte aldılar, param kalmamıştı gibi sorunları ve bahaneleri, bizim de günlük hayata dair çoğu şikâyetimiz bitti belki ama uzaktan eğitim için yeterli donanımı ya da imkânı olmayan öğrencilerimizi gözden kaçırmamalıydık. Biz bu amaçla elektronik posta, cep telefonlarımızdaki görüntülü uygulamalar gibi yolları da öğrencilere sunduk.

Bizim sürekli bilgisayar başında kalan bireyler olmamız, yeterli olmadığı durumda diğer iletişim yöntemleriyle stüdyoları devam ettirmeye çalışmamız dezavantajımız olurken, her derste tüm öğrencilerin aktif katılımı ve tüm kritikleri izlemeleri (bunu zorunlu kıldık) avantajlı duruma geçmemizi de sağladı. Ancak stüdyo ortamının dinamizmi, öğrencinin ürettiği her türlü materyale dokunma, birkaç alternatifi hemen deneme gibi eğitimimizin önemli detaylarını kaçırmamız dezavantajımız oldu.

Birebir eğitim ve iletişim içinde yürüttüğümüz derslerde öğrenci için bizim tavırlarımız, kritiklerimiz vb. özellikler de oldukça önemliydi ama bunları her ne kadar uzaktan eğitimde sağlamaya çalışsak da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Ancak koşullar bu ve belki de değişen dünya ile eğitim modelleri de tamamen değişecek ve bizler de bunlara ayak uyduracağız. Geleceğin tasarımlarını yaparken geleceğin eğitim sistemini de kurgulamak gerekiyor kanımca.”

Hasan Okan Çetin

“Uzaktan eğitimin verimli ve eşit bir şekilde yapılabilmesi için süreç paydaşlarının teknolojik ve erişim altyapılarının belirli bir seviyenin üzerinde olması gerektiğini düşünüyorum. Bu doğrultuda, ODTÜ Mimarlık Bölümü olarak gerekli önlemlerin hızlı ve çoğul katılımlı bir süreç ile çözüldüğünü söyleyebilirim. Rektörlük, dekanlık ve bölüm başkanlığı kontrolünde öğrenci taleplerinin hızlı bir şekilde toplanmasının ardından, ODTÜ mezunlarımızın desteği ile hızlı bir şekilde taleplerin yerine getirilmesi ve herkes için uygulanabilir seviyede altyapıların kurulması sağlandı. Bu konudaki hassasiyetinden ötürü üniversiteme teşekkürü bir borç bilirim.

Altyapı problemlerinin hızlı bir şekilde çözülmesine paralel ders entegrasyonu süreci de öğretim elemanlarının duruma verdikleri hızlı tepki ve yoğun çalışmalar ile belirli bir seviyeye ivedilikle ulaştı. Ders ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yüz yüze verilen eğitimin farklı simülasyonları çeşitli bilgisayar programları aracılığıyla denendi ve verimlilik durumları gözetilerek farklı çözümler geliştirildi.

Ortalama 25 öğrencinin katıldığı bir proje dersinde, ön hazırlıkları oluşturan arazi analiz ve örnek inceleme çalışmaları ekran paylaşımları ve bunun üzerinden yapılan kritikler ile verimli bir şekilde tüm öğrencilerin katılımı ile yürütüldü. Katılım oranının kimi zaman stüdyo ortamından bile fazla olduğu gözlemlendi. Devamında bireysel kritikler aşamasına geçildi. Bu aşamada çalışmalara çizimler üzerinden çizerek kritik vermek sıklıkla uygulanan verimli bir yöntemdir. Öğrencilerin bu verimli yöntemden mahrum kalmamaları, kritikler esnasında stüdyo yürütücüsünün çizim masasını gösteren ek bir kamera ile çözüme kavuşturuldu. Bireysel proje sunumunun ardından, kritikler eş zamanlı çizimler ile desteklendi ve aynı masada beraber çizme ve tartışma alışkanlığı sanal ortama eş zamanlı çizim masası kamera kaydı ile taşındı.

Yaklaşık 140 öğrenci ile gerçekleştirilen diğer bir derste ise senkron ve asenkron araçlar eş zamanlı olarak kurgulandı. Ders, çoğul aktif kamera bağlantı performansları göz önüne alındığında iki ayrı gruba bölünerek çözüme kavuşturuldu. Öğrencilerin takip edemediği diğer seansın kamera kaydı alınarak paylaşıma açıldı böylece ders dokümanlarına ders dışında da ulaşımlarının altyapısı sağlandı. Bu ders kapsamında, geniş katılımlı (100 kişi üzeri) sunumların daha performanslı geçmesi adına dijital ortamın farklı araç ve yüzleri halen denenmektedir.”

Havva Alkan Bala

“22-24 Nisan 1998 senesinde Gazimağusa’da Forum-II Sempozyumunda Filiz Meşhur ile birlikte ‘Mimarlık Eğitiminde Uzaktan Eğitim’ sunumumuzu yaptığımızda çok genç asistanlardık ve salondan öyle çok olumsuz tepki almıştık ki; sessizce yerimize oturduk. 2010 senesinde Kanada’nın Calgary kentindeki SAIT üniversitesi ile Skype, Facebook aracılığıyla bir stüdyo yürütüp son derece olumlu sonuçlar almıştık. Demem o ki; uzaktan eğitim uygun teknolojik altyapı ve deneyim ile son derece verimli yapılmaktaydı, yapılır, yapılacaktır.

KTÜN Mimarlık olarak Pandemi dönemi ile birlikte senkron ve asenkron olarak teorik, uygulamalı ve stüdyo derslerini Adobe Connect üzerinden yürütmeye başladık. Öğrencilerimiz sanki yıllardır bu işi beklermiş gibi kolayca adapte oldular. Ders işlerken internet altyapısındaki sorunlardan dolayı kopma olmazsa pek bir güçlüğümüz olmadı. Hatta Pandemi döneminin başında değerli meslektaşım Prof. Dr. Burak Asiliskender’in atölyesine jüri üyesi olarak Burak hocamın rehberliğinde sanal ortamın kodları hakkında derin paylaşımlarda bulunduk. Yani sınırlar kalktı, mesafeler azaldı. Biz mimarlar genel algının tanımladığı gibi yalnızca mekânsal sorunlara çözüm getiren bir grup değiliz, hepimiz birer kaşifiz. Sanırım mimarlık eğitim dünyası şu an krizi fırsata çevirecek keşifler içinde soruna çözüm üretiyorlar. Çünkü şimdi çözüm üretme zamanı. Uzaktan eğitim biz eğitmenleri ve öğrencilerimizi buluşturan bir media olarak salgın hastalık, ölüm, yoksunluk gibi duyguların yerini üretme, öğrenme, gelişme, paylaşmaya dönüştürdü. Gece yarılarına kadar gençlerle ekran başında tasarım konuşuyoruz. Yıllarca öğrencilere dokunsallığın, zaman-mekân içinde beş duyunun önemine vurgu yapıp, Pallasmaa’nın ‘Tenin Gözleri’ni elimizden, dilimizden düşürmeyip, şimdi sadece görselliğin yüceltildiği bir başka ortamda eğitim vermeyi deneyeceğiz. Bu hem biz eğitmenler, hem öğrencilerimiz için mimari zekâmızı işletmenin zamanı. Öğrenme ve öğretme deneyimini yeniden inşa etme ve tasarlama zamanı. Arkitera’ya bizleri düşüncelerimizle bir araya getirdiği için teşekkürü zevkli bir görev bilirim. Çünkü ne kadar çok paylaşırsak o kadar kalıcı ve sağlıklı çözümler üreteceğiz. Sözlerime bireysel tercihlerimden kaynaklanan küçük bir serzenişle bitirmek istiyorum. Her dersime adeta bir sahne sanatçısı gibi hazırlanma alışkanlığında olan, ders içeriği kadar onun sunumuna kendi varlığımı, kıyafetlerimi, mimiklerimi ve dokunsallığımı iliştiren ve bundan büyük keyif alan bir eğitmenim. Uzaktan eğitim bu deneyimimi sadece bir ekrana bakarak konuşmaya indirgedi. Üstelik kendi sesime ve kameradaki görüntüme bir türlü ısınamadım. Öğrenci ile bakışmadan, orada olup olmadıklarını bile bilmeden bilgi paylaşmak zorlayıcı bir öğrenme-öğretme ortamı. Uzaktan eğitimin alternatif ve kolaylaştırıcı bir araç olarak bir yanımızda durmasını ama bir an önce öğrencilerimle kucaklaşacağımız yüz yüze eğitim iklimini özlüyorum.”

Zuhal Ulusoy 

COVID-19 pandemisi dolayısıyla uzaktan eğitime dair görüşler…

“Önce şu tespitle başlayayım: Şimdiki uzaktan eğitim acil durum karşısında hızlı bir refleks; yapısal bir değişim/dönüşüm değil (en azından şimdilik). Bence reddetmek, özellikle ‘tasarım eğitimi uzaktan eğitim modelleriyle asla yürütülemez’ demek durumun vahametini atlamak anlamına geliyor.

Olağandışı bir durumla, hiç hazırlıklı olmadığımız bir krizle karşı karşıyayız. Bu da alışageldiğimiz dışında refleksler geliştirmemizi, davranışlara girmemizi kaçınılmaz kılıyor. Uygulama ve proje derslerini ne zaman biteceği belli olmayan bir pandeminin sonrasına bırakmak sorunu ertelemekten başka bir şey değil. Hele mezuniyet durumunda olanlar için vahim sonuçlara yol açacağı aşikâr. Biraz sert bir ifade olacak ama gençlerin hayatından böyle bir zamanı almaya hakkımız olmadığı kanaatindeyim. Teknik altyapı olanakların yetersiz kaldığı, kadroların tümüyle hazırlıksız olduğu durumlar bunun dışında elbette.

Kişisel pozisyonum şu: bu krizde önceliğimiz krizi salimen atlatmak, özellikle gençlerin bu koşullardan en az etkilenerek çıkmasına rehber olmak. Bu rehberliğin temelini eğitim yoluyla terapi diye adlandırıyorum; en iyi bildiğimiz şeyi krizi atlatmakta araç olarak değerlendirmek. Net olarak söyleyeyim, pozisyonumun önceliği akademik değil. Elbette eğitim kalitesinden taviz vermeyi kastetmiyorum. Ama yetişkinler olarak deneyimlerimize dayanarak, duruma biraz daha sükûnetle bakıp öğrencilere yalnız ve terkedilmiş hissettirmemek, yaşadıkları travmaya ortamında benzer koşulları yaşadığımızı, birlikte ve dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek son derece değerli. Bunu yaparken de biraz muhakeme, biraz deneyim, biraz sezgi, biraz vicdan, biraz profesyonellik, biraz empati, biraz serinkanlılık, özetle hayattan aldığımız derslerin hulasası gerekiyor.

Böyle ifade edince projelerin mükemmelliğinin en temel önceliğim olmadığı anlaşılıyor olsa gerek. Öyle ya da böyle eksikler telafi edilir, bilgi öğrenilir, tecrübe edinilir, ama krizin altında ezilmemek, olağanın dışında bir durumla karşılaşıldığında donup kalmamak, bilinenden farklı bir durumla karşılaşıldığında bu koşulları anlayıp geçici de olsa çözüm üretebilmek, hayatı yeni koşullarda sürdürebilmek çok değerli meziyetler. Gelecekte başka krizlerle karşılaşılmayacağının garantisi verilemez, hatta karşılaşılacağına dair öngörüler küçümsenemeyecek düzeyde. Bunlar karşısında en değerli nitelik ‘resilience’ sahibi olmak, mevcut durumda da öğrencilere kriz karşısında dayanışma içinde ‘resilient’ bir şekilde var olmaya devam edebileceğimizi göstermek elzem.

Uzaktan eğitime dair tartışmalar bunu çoğunlukla göz ardı ediyor. Neler getirdiğini, neleri kaybettiğimizi tartışmak ve değerlendirmekte elbette sorun yok. Ama genel sonuçlar çıkartmak, pozisyon almak için bence çok erken. Acil koşullar nedeniyle uzaktan eğitime yıldırım hızıyla geçtiğimizi tekrar hatırlatmakta yarar var. Sorunlarını, eksiklerini görüyoruz ama kapasitesini henüz tam olarak kavrayamadığımızı sanmıyorum. Bildiğimiz yöntemleri, alıştığımız yol yordamı sürdürebilmek için buna göre şekillenmemiş, yapı olarak uygun olmayan bir aracı zorluyoruz. Oysa denemediğimiz, hatta bu kriz ortamında düşünemediğimiz pek çok potansiyel barındırıyor olabilir.

Tabii bu vesileyle cin bir kez şişeden çıkmış oldu, uzaktan eğitim yoluyla asla yapılamaz dediğimiz pek çok şeyin pekâlâ yapılabileceğini de görmüş olduk. Sadece biz değil karar verici, politika üreten kurumlar, devletler vb. de gördü, işlerine geldiği gibi kullanmalarının önü açıldı. Bunun uzun vadeli sonucu eğitimde yapısal dönüşüme uzanabilir, mekândan bağımsızlaşması, hatta eğitim kurumların gerekliliğiyle ilgili sorgulamalar olabilir. Bilgi edinmenin kurumlar üstü (açık kaynak, açık ders vb) kanalları yaygınlaştıkça belki kurumlar yok olma tehlikesiyle karşılaşır ama bir yandan da eğitimin demokratikleşmesi imkânı doğabilir. ‘Marka okullardan alınmış marka diplomalar’ için astronomik bedeller ödenmek zorunda kalınmayabilir, eğitim eşitliği sağlamanın önü açılabilir. Herhangi bir alanda (özellikle mesleki alanda) yetkinliği denetleyen bağımsız kurumların ortaya çıkmasıyla yetkinlikler belki şimdikinden daha nesnel olarak değerlendirilebilir. Elbette bu kendiliğinden olacak bir şey değil, bir davaya dönüşerek toplumsal mücadele gerektirecektir, ancak böyle bir potansiyel göz ardı edilemez.

Orta vadede ise üniversite denen yapının işlevleri arasında bir kristalleşme olacağını düşünüyorum. Ders içeriği, bilgi aktarımı, hatta tartışma kısmen de olsa pekâlâ dijital ortamda sürebilirken üniversite eğitiminin müfredat dışı denebilecek (extra-curricular) faaliyetlerinin kaçınılmaz olarak mekân ve zaman birlikteliğiyle yürütülebildiği, üniversite kültürünün ancak birlikteyken deneyimlenebildiği ve yeniden üretildiği net olarak görülecek, bu açıdan üniversite ortamının kaçınılmazlığı teyit edilecek diye öngörülebilir.

Ne de olsa muhtelif krizlere daha şerbetli bir nesildenim, yazdıklarımın bu çerçeveden okunmasını dilerim. Umarım bu krizden hepimiz hayata dair biraz daha bilgelikle çıkarız.”

Etiketler

Bir cevap yazın