İklime Dirençli Mimarlık: Ekonomik ve Sosyal Kent Esnekliği

Dirençli mimarlık, yapıların ve çevresel koşulların değişen ve zorlu şartlara karşı dirençli hale getirilmesi yönelik bir yaklaşımı ifade eder. Bu yaklaşım, doğal afetler, iklim değişikliği, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve toplumsal dayanıklılık gibi faktörlere odaklanarak, binaların ve altyapının çevresel ve sosyal baskılara karşı daha dayanıklı hale gelmesini amaçlar.

İklime Dirençli Mimari

Dirençlilik terimi, değişen koşullara uyum sağlama ve bir kesintiden sonra işlevselliği sürdürme veya kurtarma yeteneğini tanımlar. Basit bir ifadeyle esneklik, bir rahatsızlık veya kesintiden sonra toparlanma kapasitesidir. Dirençli altyapı sayesinde toplumlar güç kaybı, doğal afetler ya da normalde mevcut olan hizmetlerin kesintiye uğraması durumunda katlanılabilir koşulları sürdürebilirler. Gelişmiş toplumlarla gelişmekte olan veya farklı coğrafyalarda bulunan toplumlar arasında, toplulukları dirençli hale getirme konusundaki zorluklar ve bu zorluklarla başa çıkmak için mevcut kaynaklar büyük ölçüde farklılık gösterir.

Dirençli tasarım, aşırı hava koşullarının ve diğer dış tehditlerin etkisini azaltmak için binaları, kentleri, peyzajları ve tüm toplulukları tasarlama sürecidir. Dirençli tasarım pratik ve gerçekçi çözümlere odaklanır. Bu zorluklar, çevresel, ekonomik ve sosyal faktörlerden kaynaklanabilir ve bu toplumların dirençli hale gelmelerini zorlaştırabilir. Farklı koşullardaki bilgi değişimi, mimari ve şehircilik alanlarında ve toplulukların dirençli hale gelmesinde oldukça önemli bir rol oynar.

İklime Dirençli Kentler

Dirençli mimari, insanların neden olduğu savaşlar, yangınlar, makine kazaları gibi olaylardan hızla kurtulabilen mimariyi olarak tanımlanırken iklime dirençli mimari ise hortumlar, tsunamiler, sıcak hava dalgaları veya yoğun kar yağışı gibi felaket niteliğindeki iklim olaylarından sonra orijinal haline dönebilen mimari olarak tanımlanabilir.

İklime dirençli mimari, şiddetli sel veya kuraklık gibi ciddi hasarlara başarıyla dayanabilen mimaridir. Kısmen küresel ısınma nedeniyle önümüzdeki yıllarda doğal afetlerin sayısının artmaya devam edeceği düşünüldüğünde, kentlerin hazırlıklı olması gerekebilir.

Esneklik, maruz kaldığı rahatsızlık sona erdiğinde, deforme olmadan orijinal şeklini geri kazanan mekanik veya malzeme özelliğidir. Bozulma çok büyükse önce deformasyon ve ardından kırılma ile karakterize edilen direncin aksine, esneklik enerjinin etrafından geçmesine izin vererek çökmeyi önler.

İklime Dirençli Kentler Tasarlamak İçin Üç Düşük Maliyetli Örnek

Mangrovlar, kasırgalar gibi yıkıcı iklim olaylarına karşı potansiyel kentsel adaptasyonun harika bir örneği. Geçtiğimiz yıllarda çok da ciddiye alınmayan bu bitki örtüsü ve ekosistem biçiminin hayal edilebilecek en iyi dalga kıranlardan biri olduğu kanıtlanmış. Mangrovları korunan ya da restore edilen bir şehrin, ani kabaran dalgalardan çok daha etkin bir şekilde korunabildiği gözlemlenmiş. Kenya ve Tanzanya gibi kıyıları aktif olan ülkeler bu koruma politikalarının en büyük örnekleri.

Sık ve gür ormanlık alanlara ve bitkilere sahip bir kent, sıcak yazlara karşı daha dayanıklıdır. Ağaçlar ve çalılar dikilerek oluşturulan bitki örtüsü, gölge ve buharlaşma sağlayarak sıcaklığı dengeler, bu da sıcak çarpması sonucu ölümleri veya aşırı enerji kullanımını önler. Ayrıca ekosistemdeki türleri de korur. Bu olaylara karşı sağlanan koruma tam bir dirençlilik sağlar. En etkili yeşil alanlara sahip kentlerden biri olarak bu dirençliliğe bir örnek: Singapur.

Singapur: Gardens by the Bay

Sünger şehirler, kent yeşil alanlarını çoğaltarak kente döngüsel su girişlerinin birden fazla tahliye noktasına sahip olmasını sağlar. Arazi alanını artırmak (organik toprak alanı, asfaltlı alan değil), kentleri daha boşaltılabilir hale getirmeye yardımcı olur. Seller geldiğinde kanalizasyon sistemi doygunluğa ulaşır ve su akiferleri doldurur. Zhengzhou şehri bu konuda en aktif kentlerden biri.

Çin: Zhengzhou

Bu üç peyzaj ve bitki uygulaması, iklime dirençli mimari projelerin karmaşık, pahalı veya tekniğe bağımlı olmak zorunda olmadığını göstermek için seçildi. Aslında bunların birçoğu maliyet planlaması gerektirse de doğaya uyarlanmış çözümlere ya da basitçe doğal çözümlere dayanmakta.

Kentsel dirençliliğe odaklanmanın ötesinde, mimari yaklaşım daha yerel bir perspektife sahiptir: Bloklar veya yapılar

Mimarlıkta Dirençliliği Artırmanın Yolları

İklim koşullarına dayanıklı malzemelerin seçimi, mimari tasarımın temel bir unsurudur. Örneğin, ahşap yapılar kısa vadeli bir çözüm gibi görünebilir, ancak uzun vadede hortum veya benzeri doğal afetler karşısında maliyetli olabilirler. Bu nedenle, çevresel etkenlere karşı dayanıklı malzemelerin kullanımı, binaların sürdürülebilirliğini artırabilir.

Binaların şekli, enerji tüketimini azaltmak için stratejik bir şekilde kullanılabilir. Örneğin, ısı kontrolünü artırmak veya gölgeli alanları optimize etmek amacıyla rüzgar kuleleri gibi tasarım öğeleri entegre edilebilir. Bu, enerji tasarrufu sağlamak ve çevresel sürdürülebilirliği artırmak için önemli bir adım olabilir.

Mimari sistemlerin karmaşıklığını artırarak, binaların dirençliliği artırabilir. Karmaşık sistemler, basit sistemlere göre daha dayanıklıdır, çünkü basit sistemler daha kolay bir şekilde başarısız olabilir. Bu nedenle, ideal olarak, mimari tasarım monoton ve tekrarlayıcı olmaktan ziyade zengin ve çeşitli olmalıdır. Farklı formların ve malzemelerin bir araya getirilmesi, her türlü olası olay veya etkiye karşı binaların daha iyi bir şekilde hazırlanmasına yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, mimari tasarımın sürdürülebilirlik ve dayanıklılık açısından düşünülmesi, gelecekteki iklim zorluklarına karşı daha hazır ve daha dirençli yapılar inşa edilmesine yardımcı olabilir. Bu hem çevresel hem de toplumsal açıdan önemli bir adım olabilir ve mimaride yeni fırsatlar sunabilir.

Ekonomik ve Sosyal Kent Dirençliliği Esastır

Olumsuz iklim olayları gözlemlendiğinde ve iklime dirençli mimariye atıfta bulunulduğunda, küresel ısınma ve bunun sonuçları olan kuraklık, yangınlar, ürün kaybı, mevsimsel istikrarın olmaması gibi olayların ekonomik ve sosyal etkileri çoğu zaman göz ardı edilmekte. Gerçek şu ki, iklim tüm insani, ekonomik ve sosyal unsurları bir bütün olarak etkilemekte. İklime dirençli bir kent iki temel ilkeyi göz önünde bulundurmalı:

1. ”Çevre sorunu daha da ağırlaştırılmamalı”

Çevresel etkiyi azaltma ihtiyacını dikkate almayan bir adaptasyon stratejisi uygulamanın hiçbir anlamı yoktur. Bu nedenle kentlerin gelecekteki travmaları önlemek için mimarilerinin çalışma şeklini uyarlamaları gerekmekte. Bazı ilgili uyarlamalar:

Orta yoğunluklu ve karma kullanımlı şehircilik aktif hareketliliği destekler ve özel araçlara olan ihtiyacı azaltır.

İklimi dikkate alan biyoklimatik mimari, bir şehrin enerji tüketimini azaltır.

Mimari, malzemelerine düşük enerji katmalı ve yüksek dayanıklılığa sahip olmalı. Yani, kilogram ve yıl başına megajul (MJ/kg-y) düşük olmalı.

2. “Kentin sosyoekonomik yönü üzerinde çalışılmalı”

Sosyoekonomik dayanıklılık bir bölgede yaşayan insanlar için en az çevresel dayanıklılık kadar önemlidir. Büyük bir kuraklıktan veya yakındaki tarım arazilerini yok eden bir yangından başarıyla kurtulabilmek, çevredeki alanlarda gıda üretim mekanizmalarına sahip olmak kadar önemlidir.

Yukarı doğru inşa etmek, bahçelerdeki meyve ağaçları gibi sözde tarımsal kullanım için arazi alanını boşaltır.

Mimari, sert hava koşullarından korunan dikey ve iç mekan tarımına izin verir.

Sıfır kilometrelik gıda, belirli bir otarşiyi* korumak için ilginç bir araç olabilir.

Dirençli Mimari, Dirençli Şehircilik, Dirençli Bölge

Bu noktada, dirençli mimarinin ve içinde yer aldığı dirençli şehirciliğin ortak paydasının bölge veya yöre olduğunu belirtmek gerekir.

Nasıl ki kentsel etkileri dikkate alınmadan sürdürülebilir bina politikaları geliştirmek mümkün değilse (örneğin, özel araçlara bağımlı müstakil bir evde iklim kontrolünü daha verimli hale getirmek) bölge üzerinde bir bütün olarak çalışmadan dayanıklı ve sürdürülebilir kentler elde etmek de son derece zordur.

İklime dirençli bölgeler, diğerlerinin yanı sıra, şiddetli yağışlardan kaynaklanan yüzey akışını ve bitki örtüsünün toprağı nasıl güçlendirebileceğini ve çamur kaymalarının evleri veya altyapıları etkilemesini nasıl önleyebileceğini dikkate alır. Ayrıca kuru arazi olarak sınıflandırılan tarım alanlarındaki su politikalarını da dikkate alır.

Kuşkusuz, iklime dirençli mimari, küresel ısınmaya ilişkin iklim uyum stratejisinin temel bir unsuru olacak. Mümkün olan en kısa sürede teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması gereken temel bir konu.

Kaynaklar:

  1. https://tomorrow.city/a/what-is-climate-resilient-architecture
  2. https://www.archdaily.com/1002100/design-for-resilient-communities-at-the-uia-world-congress-of-architects-2023?ad_campaign=normal-tag
  3. https://www.archdaily.com/tag/resilience
  4. https://www.archdaily.com/tag/resilient-architecture

*Otarşi, ekonomik yapının dış yardım almadan ya da uluslararası ticaret yapmadan hayatta kalabildiği ya da faaliyetlerini sürdürebildiği durumlarda geçerlidir.

2023 Dünya Mimarlık Günü’nün Teması Açıklandı

Etiketler

Bir yanıt yazın