Trabzon Ortahisar Kentsel Tasarım Fikir Yarışması’nın Ardından

Trabzon Ortahisar Kentsel Tasarım Fikir Yarışması'nın ardından: şartname, jüri değerlendirmesi ve mesleki sorumluluk üzerine kısa bir eleştiri.

Neredeyse kırk yıla yaklaşan meslek yaşamım boyunca çok sayıda yarışma sürecinde farklı rollerde yer aldım. Ancak ilk kez bir yarışma sonucu hakkında kamuoyuna açık biçimde değerlendirme yapma zorunluluğu hissediyorum. Bunun nedeni yalnızca kişisel bir memnuniyetsizlik değil, aksine, son derece önemli bir kentsel tasarım problemi etrafında şekillenmiş bir yarışmanın, değerlendirme sürecindeki ciddi tutarsızlıklar nedeniyle mesleki açıdan sorgulanması gereken bir örnek oluşturmasıdır.

Yarışma sonucunda ödül alan projelere dair dolaşıma giren sınırlı görseller ile jüri raporu birlikte incelendiğinde, şartnamede açık biçimde tanımlanmış temel kriterlerle sonuçlar arasında dikkat çekici çelişkiler görülmektedir. Bu nedenle, yarışmaya katılmış ancak ödül alamamış bir ekipten biri olarak, kişisel yorumlardan olabildiğince kaçınarak, yalnızca şartname hükümleri ile jüri raporundaki değerlendirmeleri karşılaştırmalı biçimde ele almak daha doğru ve bu yazının amacı olan yarışma süreçlerinde şeffaflık, tutarlılık ve mesleki etik açısından yapılacak kısa değerlendirmeye daha uygun olacaktır.

Başlangıçtaki Yapısal Sorun

Öncelikle belirtmek gerekir ki, yarışma sürecine ilişkin sorunlar yalnızca sonuçlarla sınırlı değildir. Yarışmalar Yönetmeliği’nin 16. maddesi uyarınca, yarışma takviminde belirtilen jüri değerlendirme tarihleri bağlayıcıdır. Buna rağmen değerlendirme sürecinin ilan edilen tarihe uygun yürütülmemesi, daha başlangıçta kurumsal ciddiyet açısından olumsuz bir tablo ortaya koymuştur. Asli jüri üyelerinin belirtilen tarihte değerlendirmeye katılımında sorun olması durumunda, yönetmeliğin öngördüğü biçimde yedek üyelerin devreye girmesi beklenirdi. Bunun yerine değerlendirme sürecinin yalnızca 1,5 güne sıkıştırılması, 49 ekibin aylar süren emeğinin yeterince titizlikle ele alınmadığı yönündeki kaygıları güçlendirmektedir.

Şartname Ölçütleri ile Jüri Kararları Arasındaki Temel Çelişkiler

Şartnamede yarışmacılara uymak üzere sunulan her veri, kısıt ve beklenti aynı zamanda jüri için değerlendirme kriteridir. Dolayısıyla bu kriterlerin bazı projelerde göz ardı edilmesi, yarışmanın temel adaletini doğrudan zedelemektedir.

Batı Sınırındaki Karayolu Projesinin Korunması

Şartnamede açık biçimde korunması istenen ve soru-cevap sürecinde kesin olarak teyit edilen yarışma alanının batı sınırındaki karayolu projesine müdahale eden bir projenin ikinci ödüle layık görülmesi, diğer yarışmacılar açısından ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır.

Şartname hükümleri tüm katılımcılar için bağlayıcıdır. Eğer bu tür temel bir karar jüri inisiyatifiyle esnetilebiliyorsa, diğer yarışmacıların da çok daha farklı mekânsal stratejiler geliştirme potansiyeli olabilirdi. Bu nedenle bu kısıtın bazı projeler için esnetilmesi diğer yarışmacılar açısından kabul edilebilir bir durum değildir.

Kıyı Kanunu ile İlgili Tutarsızlıklar

Kıyı kanununa uygunluk, temel yasal çerçevelerden biridir. Buna rağmen, jüri raporunda kıyıya çok katlı bir yapıyla ulaştığı belirtilen bir projenin bu müdahalesinin olumlu olarak değerlendirilmesi kanun ile tutarsızdır. Bununla birlikte başka projelerde çok daha sınırlı geçiş önerilerinin uygulanabilirlik açısından eleştirilmesi de ayrıca jüri kararlarının nesnelliğine gölge düşürmektedir.

DSİ Koruma Mesafeleri ve Değirmendere Yaklaşımı

Değirmendere, şartnamede yarışmanın ana omurgasını oluşturan doğal unsur olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle DSİ tarafından belirlenmiş yaklaşma sınırları, tasarım tercihi değil, bağlayıcı teknik ve çevresel veridir.

Buna rağmen ödül alan projelerde dere koruma sınırlarının ihlal edildiğine dair açık göstergeler bulunması son derece sorunludur. Özellikle birinci seçilen projede mevcut otogarın kuzeyi ve güneyindeki yapı adalarının doğrudan bu sınırlar içerisinde yer alması, jüri değerlendirmesinde en temel çevresel verilerden birinin dahi yeterince dikkate alınmadığını düşündürmektedir.

Aynı durum üçüncü ödül alan projede de kısmen gözlemlenmektedir. Bu yazının yazıldığı anda dolaşımda görülebilen bu iki projede izlenen bu durum yalnızca bu projeleri değil, jüri değerlendirme sistematiğinin bütününü sorgulatmaktadır.

Ekolojik Hassasiyet, Yeşil Altyapı ve Vadi Sistemi

Şartname, Değirmendere Vadisi’ni yalnızca fiziksel bir sınır değil; aynı zamanda kentsel yeşil altyapının temel omurgası olarak tanımlamaktadır. Biyoçeşitliliğin korunması, ekolojik bütünlüğün güçlendirilmesi ve doğal yapının rehabilitasyonu yarışmanın ana hedefleri arasındadır.

Ancak özellikle birinci olmak üzere ödül alan projelerin önemli bir bölümünde:

• Sert zemin ağırlıklı açık alanlar ve geçirimsiz yüzeylerin yoğunluğu,
• Dere çevresinde doğallıktan uzak peyzaj kararları,
• Vadi ekosisteminin mekânsal sürekliliğini zayıflatan yapılaşma kararları
• Derenin yeşil altyapının ana omurgası olmaktan uzak bir yapıda olması, gözlemlenmektedir.

Bu durum, yarışmanın çevresel hedefleri ile sonuçlar arasında ciddi bir uyumsuzluk olduğunu göstermektedir.

Kişisel değerlendirmem, yarışma alanı içerisinde dereyi sıkıştıran mevcut “S” biçimli yol korunarak vadinin gerçek anlamda ekolojik bir omurga hâline gelmesinin zaten oldukça güç olduğu yönündedir. Ancak bu kabul dahi, ödüllendirilen projelerde çevresel kriterlerin daha güçlü aranması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

Bir yandan ekolojik hassasiyet yarışma şartnamesinde ağırlıklı olarak vurgulanırken, diğer yandan dere yanında taşkından korunma iddiasıyla önerilen alternatif kanal ve sulak alanın çevre açısından yaratması olası olumsuz sonuçlarının asla kestirilemeyeceği bir projenin ödül grubunda değerlendirilmesi de tartışma konusudur. Zira DSİ’nin taşkın kontrolü konusunda yaklaşımı; taşkın debisinin ana koridor içinde tutulması, yerleşim alanının bunun dışında yer alması ve akış dağıtma ile yön değiştirme gibi uygulamaların yapılmaması şeklindedir. Ancak projede bu bilimsel prensiplerin tamamına aykırı bir öneri sunulmaktadır.

Bununla birlikte kentin yeşil altyapısının en önemli unsurlarından biri olarak tariflenen Değirmendere vadisinin tüm kente hizmet eden kamusal bir açık alan olma potansiyelinin değerlendirilmesi yerine, aynı öneride erişimi kısıtlı sayılabilecek bir kurguyla bir grup yapının yarı özel bahçesine dönüştürülmesinin ne kadar kabul edilebilir olduğu da başka bir tartışma konusudur.

Ekolojik duyarlılıktan söz ederken deniz dolgusu konusunu da atlamamak gerekir. Yıllardır sürekli doldurulan ve yok edilen çevresel değerlerini sürekli onarmaya çalışan Karadeniz kıyısına karşı tutumun değerlendirmede ne kadar dikkate alındığı da bir başka soru işareti.

Nüfus Yoğunluğu, Nazım Plan Kararları ve Kentsel Gerçekçilik

Yarışma alanı için öngörülen yaklaşık 10.000 kişilik nüfus hedefi, yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda kentsel işlevsellik açısından temel bir planlama girdisidir ve bu hedefe ±%10 oranında uyum beklenmektedir. Buna rağmen düşük yoğunluklu, gevşek dokulu önerilerin ödüllendirilmesi, üst ölçek plan kararlarının göz ardı edildiğini düşündürmektedir. Oysa kentsel tasarım yarışmaları, plan kararlarını keyfi biçimde değiştirme alanı değil, bu kararlar çerçevesinde yaratıcı çözüm üretme platformlarıdır.

Ödül alan bazı projelerde özellikle önerilen gevşek, düşük yoğunluklu ve geniş alana yayılmış yapı düzenlerinin bu nüfusu karşılamaktan oldukça uzak olduğu görülmektedir. Dolaşımda olan görsellerden görüldüğü kadarıyla özellikle birinci ve üçüncü ödülün bu projeler arasında olduğu izlenebilmektedir. Bununla birlikte bir başka proje de düşük yoğunluğu nedeniyle jüri raporunda eleştirilmiş, buna karşın mansiyona değer görülmüştür.

Bu durumun yarattığı sorunlardan birkaçı şöyle sıralanabilir:

• Üst ölçek plan kararlarına aykırılık,
• Yeni çekim merkezi oluşturma hedefinin zayıflaması,
• Ticari ve kamusal merkezlerin gerekli yoğunluğu sağlayamaması,
• Ulaşım ve altyapı maliyetlerinin artması,
• Tanımsız ve kontrolsüz açık alanların çoğalması,
• Kentsel mekânsal hiyerarşinin zayıflaması,
• Güvenlik sorununun çıkması.

Düşük yoğunluk her zaman nitelikli kent anlamına gelmez. Aksine, optimum yoğunluk sürdürülebilirlik, güvenlik, kamusal yaşam ve altyapı verimliliği açısından temel bir planlama gerekliliğidir. Bu nedenle jüri tarafından düşük yoğunluğun ekolojik olduğu yanılgısıyla, estetik bir tercih olarak ödüllendirilmesi, planlama disiplininin temel prensipleriyle çelişmektedir.

Turizm Koridoru Niteliğinin Göz Ardı Edilmesi

Şartnamede yarışma alanı; Altındere Vadisi, Sümela Manastırı, Vazelon, Kuştul, Zigana ve tarihi İpek Yolu bağlamında önemli bir turizm giriş kapısı olarak tanımlanmaktadır.

Buna rağmen ödül alan projelere ilişkin jüri raporlarında turizm kelimesi dahi hiçbir şekilde yer almamaktadır. Bu durum, yarışmanın önemli bir stratejik hedefinin hem yarışmacılar hem de jüri tarafından yeterince önemsenmediği izlenimini doğurmaktadır.

Rezerv Alan Sınırlarının Korunması

Şartnamede rezerv alan sınırlarının esnetilerek de olsa korunması açık biçimde belirtilmiş olmasına rağmen, özellikle birinci projede bu sınırların hiç gözetilmediği görülmektedir. Bu da yine şartname ile değerlendirme arasındaki tutarsızlıklardan biridir.

Birinci Seçilen Proje Özelinde Temel Sorunlar

Jüri raporunda birinci seçilen projeye ilişkin olumlu değerlendirmelerin büyük ölçüde analizlere yoğunlaştığı, tasarım kararlarının neden üstün bulunduğuna dair ise oldukça sınırlı açıklama yapıldığı görülmektedir.

Dolaşımdaki görseller ve rapor birlikte değerlendirildiğinde projeye ilişkin şu temel sorunlar dikkat çekmektedir:

• DSİ koruma sınırlarına uyumsuzluk,
• Ekolojik hassasiyet eksikliği,
• Yeşil altyapı omurgası olma niteliğinin zayıflığı,
• Sert zemin ağırlıklı geçirimsiz peyzaj kararlarının yoğunluğu,
• Öneri yapılaşmanın üst ölçek planlarla öngörülen nüfusu karşılamada yetersizliği,
• Kontrolsüz ve tanımsız açık alanlar,
• Mekânsal hiyerarşinin büyük ölçüde eksikliği,
• Rezerv alan sınırlarına uyumsuzluk.

Bu kadar çok temel soruna rağmen projenin hangi güçlü tasarım fikriyle birinciliğe layık görüldüğü, jüri raporundan hiçbir biçimde anlaşılamamaktadır. Salt analiz kapasitesinin, temel planlama ve tasarım kriterlerindeki bu denli ciddi sorunları gölgede bırakabileceği düşünülemez.

Sonuç: Yarışma Kültürü Açısından Daha Büyük Bir Sorun

Bu değerlendirme göstermektedir ki, jüri kararlarında:

• Şartname ölçütleriyle çelişen kararlar,
• Benzer tasarım kararlarına yönelik tutarsız yaklaşımlar,
• Yasal ve çevresel kısıtların esnetilmesi,
• Planlama ilkelerinin ikinci plana itilmesi,
• Yetersiz raporlama ve şeffaflık eksikliği, gibi önemli sorunlar bulunmaktadır.

Elbette tasarım yarışmaları belirli ölçüde öznel değerlendirmeler içerir. Ancak fikir yarışması da olsa, özellikle kentsel tasarım gibi kamusal etkisi yüksek alanlarda, normlar, ihtiyaçlar, teknik veriler ve toplumsal beklentiler estetik beğeninin ön koşulu olmalıdır. Jüri üyelerinin kendi kişisel beğenilerini bunların önünde tuttuğu durumda yarışmalar, mesleki niteliği yükselten platformlar olmaktan çıkar, güvenilirliği tartışmalı süreçlere dönüşür.

Kentsel tasarım yarışmaları yalnızca proje seçme araçları değil, aynı zamanda disiplinin etik, kamusal ve profesyonel standartlarını temsil eder. Bu nedenle değerlendirme süreçlerinin daha şeffaf, daha tutarlı ve daha sorumlu yürütülmesi mesleki bir zorunluluktur. Bu yarışma özelinde ortaya çıkan tablo, yalnızca burada bahsedilen yarışmaya ilişkin projelerin değil, yarışma kültürünün kendisinin daha dikkatli sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.

Trabzon Ortahisar Sanayi Mahallesi Kentsel Tasarım Fikir Yarışması

Etiketler

9 yorum

  • Suphi Doğan says:

    Yarışmaları uzaktan takip eden biri olarak yıllardan beri gördüğüm şey şu: Yarışmaların büyük bir çoğunluğunda jüri üyelerinin konu ile ilgili bir üretimi yok. Mimari literatüre de repertuara da hakim değiller. Dolayısıyla çok bilindik bir örneğin replikası yarışmada dereceye girebiliyor. Şartnameyle çelişen örnekler ödül alabiliyor. Jüri oluşturulurken “bir iki meşhur mimar + hemşehri mimar + yerel akademisyen” kombosu oluşturma gibi bir eğilim var. Bu komboyu gördükten sonra yarışmaya katılmanın manası yok gibi geliyor….

  • Suphi Doğan says:

    Seksen bir il ve yaklaşık 1000 ilçe var. Her yıl inanılmaz sayılarda kamusal yapı / proje üretiliyor, yarışmaya açılıp edilip üzerinde fikir üretilen, en azından “alternatifleri” görülerek inşa edilen proje sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Böyle büyük bir ülkenin kentsel dönüşüm projesinin çoğu bir ofisin, spor yapılarının çoğu bir ofisin, eğitim yapıları bir ofisin, yurt yapılarının çoğu bir ofisin, sağlık yapılarının çoğu bir ofisin elinden çıkıyor… 500 bin nüfuslu, Adana kadar yüzölçümü olan Karadağ bir sağlık ocağını bile uluslararası yarışmaya açıyor…

  • Zübeyde Yeşilyurt Tunç says:

    Çok yönlü ele alarak yaptığınız detaylı ve kapsamlı eleştiri için teşekkür ederim. Eminim pek çok kişinin düşüncelerine de tercüman oldunuz.
    Birinci ödülü alan projenin paftaları incelendiğinde, üç paftanın analizlere, bir paftanın çizimlere ve son paftanın ağırlıklı olarak renderlara ayrıldığı görülüyor. Kentsel tasarım başlığı altında açılmış bir yarışmada, projenin odak noktasının büyük ölçüde konut üzerinden kurgulanmış olması dikkat çekici. Nitekim konut tasarımlarına bakıldığında, yağışlı iklim koşullarına sahip bir bölgede düz çatı önerisinin tercih edilmesi ilk bakışta sorgulanabilir bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.

    Bunun yanı sıra, kentsel sit alanı kapsamında değerlendirilebilecek deniz kenarındaki dikey uzantıya yapılan müdahaleler de tartışmaya açık görünüyor. Bu alanların kentle ilişkilendirilmesi elbette önemli; ancak özellikle peyzaj tasarımı bağlamında daha hassas ve bağlamsal bir yaklaşım beklenirdi.

    Şartnamede açıkça belirtilen Sülüklüğü Mezarlığı’nın kentsel yaşama dahil edilmesi gerektiği ifade edilirken, uygulamada bu alanın bir istinat duvarı ile ayrılarak arkasına konut yerleştirilmesi de dikkat çeken bir diğer konu. Bu yaklaşım, alanın kültürel ve mekânsal sürekliliği açısından yeniden değerlendirilmeye açık.

    Üçüncülük ödülü alan projede ise kentin ortasından geçen alternatif bir dere taşkın aksı önerisi bulunmakta. Projeler detaylı olarak incelenemediği için kesin bir yargıya varmak zor olsa da, ilk izlenim itibarıyla bu müdahalenin kentsel yaşam üzerinde çeşitli olumsuz etkiler yaratma potansiyeli taşıdığı düşünülebilir.

    Genel olarak değerlendirildiğinde, kentsel bellek, soyut değerler ve yerel bağlam gibi önemli başlıkların geri planda kaldığı; projenin ağırlıklı olarak konut üretimi üzerinden şekillendiği izlenimi oluşuyor. Üstelik yalnızca konut ölçeğinde dahi çeşitli eleştirel noktalar barındırdığı görülmekte.

    Ayrıca raporda, birçok yarışmacının rumuz kuralına uymadığı ancak jüri inisiyatifiyle değerlendirmeye alındığı belirtiliyor. Bu katılımcılar arasında ödül alan projelerin de bulunması, yarışma şartlarının uygulanabilirliği ve eşitlik ilkesi açısından sorgulanması gereken bir durum olarak öne çıkıyor.
    Çok daha fazla üzerinde konuşulabilecek konu ve akıllarda bir çok soru işareti var.. Raporların daha açıklayıcı olmasını tercih ederdim.

  • Suphi Doğan says:

    Ayda yılda bir açılan yarışmalar da bu şekilde tartışmaya açık sonuçlanınca şartname çerçevesince öneri geliştiren katılımcılar da haliyle emekleri boşa gitmiş, haksızlığa uğramış hissediyor. Olması gereken tek bir şey var: Ülkenin tüm kamu yapıları, meydanları, parkları, tesisleri vs “ulusal” yarışmaya konu edilmeli…

  • Mimarlar Amiri says:

    Yazıdaki birçok eleştiriye katılmamak zor. Özellikle şartname ile çıkan sonuç arasındaki kopukluk hissi, yarışmalarda sık sık karşımıza çıkan bir durum. Ama meseleyi sadece “jüri hata yaptı” diye okumak bana biraz eksik geliyor. Daha temel bir problem var gibi: Şartnameler çoğu zaman neyin kesin kural, neyin yoruma açık olduğunu net söylemiyor. Jüri de doğal olarak bu gri alanlarda kendi önceliklerine göre karar veriyor. Asıl sıkıntı burada başlıyor bence. Çünkü bu öncelikler jüri raporlarında açık açık anlatılmayınca, dışarıdan bakınca her şey “kurallar esnetildi” gibi görünüyor. Belki de asıl tartışmamız gereken şey şu: Şartname gerçekten net bir sınır mı, yoksa tartışmaya açık bir çerçeve mi? Eğer çerçeveyse, bunun jüri tarafından daha açık anlatılması gerekiyor.

  • Zübeyde Yeşilyurt Tunç says:

    Çok yönlü ele alarak yaptığınız detaylı ve kapsamlı eleştiri için teşekkür ederim. Eminim pek çok kişinin düşüncelerine de tercüman oldunuz.Genel olarak değerlendirildiğinde, kentsel bellek, kültürel değerler ve yerel bağlam gibi önemli başlıkların geri planda kaldığı; projenin ağırlıklı olarak konut üretimi üzerinden şekillendiği izlenimi oluşuyor. Üstelik yalnızca konut ölçeğinde dahi çeşitli eleştirel noktalar barındırdığını görüyoruz.Trabzon’da düz çatı kullanımı ve daha fazlası…

    Ayrıca raporda, birçok yarışmacının rumuz kuralına uymadığı ancak jüri inisiyatifiyle değerlendirmeye alındığı belirtiliyor. Bu katılımcılar arasında ödül alan projelerin de bulunması, yarışma şartlarının uygulanabilirliği ve eşitlik ilkesi açısından sorgulanması gereken bir durum olarak öne çıkıyor.
    Çok daha fazla üzerinde konuşulabilecek konu ve akıllarda bir çok soru işareti var.. Raporların daha açıklayıcı olmasını tercih ederdim.

  • Belya Oğraş says:

    Merhabalar Can bey,
    Yarışma sürecini başından beri takip eden bir Trabzonluyum. Tüm projelerin kamu ile paylaşılmasını çok arzuluyorum. Umarım idare bunu gerçekleştirir ve tüm projeleri sergiler. Sizin de projenizin kamu ile paylaşmanızı çok isterim. Fikirlerinizin biz Trabzonlular için oldukça faydalı olacağına inanıyorum.

  • Mustafa Batu Kepekçioğlu says:

    Bu değerli tartışmaya katkı vermek adına paylaşmakta olduğum, yukarıdaki yazının bir kısmında eleştirilen 3. Ödül’ü alan projeyi aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz:
    https://www.arkitera.com/proje/3-odul-trabzon-ortahisar-sanayi-mahallesi-kentsel-tasarim-fikir-yarismasi/

    Ayrıca eleştiriyle ilgili cevabı bu linkten okuyabilirsiniz:
    https://www.arkitera.com/gorus/trabzon-ortahisar-kentsel-tasarim-fikir-yarismasinin-ardindan-yazilanlara-cevap-hakki/

Bir yanıt yazın