Evet, evet. İki yılda olur bu iş. Diplomayı alıp, duvara mı asarsınız yoksa bir ofis mi kurarsınız.
Ya da ne bileyim, sosyal medyada içerik üreten bir mimar olup, AI hizmetlerini abartıp her şeyin kolaylıkla yapıldığını iddia edip, takipçi mi kasarsınız orasını bilmem.
Dört yıllık üniversite eğitimini, üç yıla indirmek isteyen ve bunu bir müjde ile açıklayan ben değilim. YÖK yaptı bunu.
Ama buna cevap olarak üniversite eğitiminin iki yıla düşürülmesini teklif eden (ciddi ciddi) benim.
Ne ironi yapıyorum ne de abartıyorum. Olanları söylüyorum. İtirazı olan varsa yorumlarda buluşalım.
İsteyen ve başarılı öğrenciler için geçerli olacakmış. Muhakkak mimarlık okuyan ve nitrojen destekli turbo modunu açarak roket takıp, 3 yılda diplomaya kavuşmak isteyecek birçok öğrenci olacaktır. Zamanında öğretim görevliliği yapmış, mimarlık eğitimi ile ilgili bilim kurullarında bulunmuş ve sonunda akademiye tövbe etmiş biri olarak, şu durumu bir masaya yatıralım. Hoş, YÖK’ün merkezindeki devasa bir toplantı masasından çıkmış bu karar, benimkisi arada eskiz meskiz yaptığım, maket filan toplamadığım değersiz bir masa ama olsun.
Barış Manço, Cacık isimli şarkısında sorar,
“Soğuktan donanı buzla ovarlar.
Ben zaten yanmışım dostlar.
Peki beni fırına mı koysalar?”
Soğuktan donanı buzla ovmak zaten saçma da biz mimarlar zaten yandık bizi fırına koysalar içimizi dahi ısıtacak da bir şey kalmadı ülkede. İşte olanlar
1- Türkiye’de 2000 yılından sonra bir üniversite enflasyonu oluştu.
2- Tabii herkes “hiçbir şey olmazsa bari” mimar, iç mimar ve peyzaj mimarı olmayı “kolay” bir iş olarak gördüğü için bütün yeni üniversiteler önce mimarlık ve sanat bölümleri açtı. İlk oralar doluyordu, talep çoktu. Çünkü matematik bilgisi gerektirmiyor, ne de olsa mühendislik birazcık zor. Öğretim görevlisi sıkıntısı mimarlıkta yok, ne kadar egosunu tatmin etmek isteyen tanıdık varsa dışarıdan “hoca” olarak al geç gitsin. Ne yapmış ne kadar pedagoji ve mimarlık eğitimi verme yetisine sahip, hiç kurcalamaya gerek yok. “Hoca” oluverdi işte.
3- Öğrencinin başarı kıstası göreceli. Yani kime göre neye göre. Öğrencinin okula kapağı atması yeterli sonunda mezun olamayan yok.
4- O kadar çok yeni mezun mimar ortaya saçıldı ki iş bulmayı bırak, bedavadan staj yapacak yer bile bulmak olanaksız.
5- Mimarlar Odasının tek cevval olduğu konu yönetimin aynı kişilerden oluşması. Bir de devamlı matbu basın bildirisi yayınlar. Hep şikâyet eder, hep haksızlıktan bahseder. Eh biliyoruz zaten olanları. Kimse okumuyor bu basın bildirilerini artık. Eskiden dava filan açarlardı artık kimse yargıyı takmıyor, yeri geliyor Anayasa Mahkemesi Kararları tanınmıyor, Odanın kazandığı davalar mı etkili olacak. Oda’nın artık o kadar faydası yok ki iktidar artık Oda yönetimini ele geçirmek için bile uğraşmıyor. Oda yöneticileri de öyle kendi kendilerine takılıyorlar işte.
Olan desteksiz kalan yeni mezun ya da değil tüm mimarlara oluyor.
Sonunda “Örgütlensen ne olacak ki? Ancak bu kadar oluyor işte” dedirttiler ya yani. Bravo.
Peki bu kadar vakıf üniversitesi çıktı (Vakıf diyoruz ama bildiğin özel üniversite. Bazıları kurs. Evet ehliyet sınavına hazırlayan kurslardan bile daha hafif eğitim verdiklerini gördüm ben) kime faydası oldu. Sonuca bakın. Kimseye.
Büyük üstat Profesör Özgür Demirtaş’ın da buyurduğu gibi üniversiteye gitmemek gerek.
Sevgili Öğrenciler:
Kötü bir Üniversiteye gideceğinize Üniversiteye GİTMEYİN.
Türkiye’deki Üniversitelerin BÜYÜK çoğunluğu kötü.
Boşuna 4 yılınızı harcamayın. Beni dinleyin YAPMAYIN.
Gelecekte Üniversitelerin çoğuna gerek kalmayacak. Sadece EN İYİ %10’luk kesim işe yarayacak.
— Özgür Demirtaş (@ProfDemirtas) January 4, 2025
Tabii liste de vermiyor hoca, “gidilmeyecek kadar kötü” üniversiteler hangisi bilmiyoruz. Haydi kötü üniversiteye gitmedi genç, 4 yılı boşa harcamadı ne yapacak? Lise mezunu olunca iş bulunuyor mu bari? 4 yıl zaman kazandığında bu gençler o ekstra 4 yılda ne yapacaklar? Garajlarda Microsoft, Apple filan kuracaklar da üniversitede harcanacak 4 yıl engelliyor galiba.
İşsiz kalacaklar. Başka ne olacak?
YÖK yetkilileri de kendi profesörünü dinlemiş olacak ki hepsini 3 yıla indirirsek kötü üniversitelerde gençlerin bir yıl daha az geçirmelerini ön görmüş.
Ben daha da ileri götürüyor ve 3 yıl yerine 2 yıl ile bu işi halledebileceğinizi söylüyorum. Yok yok “Meslek yüksek okulları var ve teknik ressam da oluyorlar” zaten demeyin. Onları da düşünüyor ve onları da bir yıla düşürüyorum zaten.
Öğrenci mezun olur olmaz, özel kadro filan varsa mülakatta en yüksek puanı alacak bir torpil yapabiliyorsa tüm eğitimi için 6 ay da yeterli olabilir. O kadar esneğim.
İKİ YILDA NELER GÖRÜLECEK
1- Bir kere yapay zeka çıktı efendim. Her türlü bilimsel araştırma ve yorumlama iş yükü için zaten öğrenciler olayın dibine vuruyorlar zaten.
O yüzden Mimarlık tarihi ve Sanat Tarihi hatta Uygarlık Tarihi gibi dersleri hepten kaldırıyoruz. Gerek yok.
2- SketchUp ve AutoCAD’i öğrenmek içinse Youtube devreye giriyor. Bir oyuncu laptopu alarak ilk yatırımı yaptırıyoruz. Tabii bu yazılımları kırarken devreden çıkardığınız Windows Defender’ı kontrol edebilmek ve “bari aldık şu Radeon grafik kartının bazı oyunlarda verdiği hazzı da test edelim” derken öğrenci bilişim derslerini çözebiliyor hale gelir. Render işi zaten artık Yapay Zeka’da.
3- Yapı malzemeleri dersi de aynı şekilde ezberle geç dersi olduğundan ilk yıl birkaç ayda verilebilir.
4- Tasarı Geometri zaten gereksiz. Teknik resim içinse AutoCAD dedik ya işte.
5- Temel Tasar dersi çok önemli değil. Canva’nın ani çıkışlarına Adobe cevap verdi. Onları da kullanabilirsiniz.
6- Yapı dersleri için projede bir seferde 30 kişiye bakan proje hocasının birkaç detayını önceden AutoCAD ile çizilmiş hallerini bulmak yeterli. Gerek yok. Sistem detaylarını alabileceğini 15 Gigabaytlık dwg arşivi ne güne duruyor.
7- Yapı Statiği, Mukavemet, Betonarme zaten bu hesapları yapan mı kaldı. Yapay zeka kullanımını kısıtlamak kadar saçma bir şey yok.
8- Yapı-2 dersini Yapı 1 dersine sıkıştırdık ki zaten.
9- Seçmeli dersleri şu şekilde çözüyoruz. Yine öğrenci istediği dersi seçerken serbest. Ama köy ilkokulu tarzında bir çalışma yürütülecek. YÖK’e önerimdir. Dışarıdan gelen “uzman” hocalar büyük amfilerde ya da Zoom üzerinden 4 haftadan ibaret dersler verecekler. 3 tane seçmeli dersi bir dönemde verseler 12 hafta eder. 2 hafta da vizelere filan ayrılsa. Etti 14. Yeterli işte, bir dönemde bir anda 3 seçmeli ders alınmış olur tabii. Verimli olalım biraz, kıpırdayalım.
10- Şehircilik dersi tümden kaldırılmalı. Şehirciler yapsın o işleri.
11- Yangın ve tesisat işi seçmeli derslere yedirilir. Seçmeli konusu bulmakta zorlanılmaz böylece.
12- Mimari koruma ve restorasyona bir dönem proje dersinin yanına sıkıştırılabilir.
13- Üç proje dönemi yeterli. Zıpçıktı ve öğrenciye düşman bir stüdyo hocası çıkarsa maazallah, projeden bırakırsa öğrencileri, alttan alınabilmeli. Aynı dönemde iki proje alınabilir yani. Zaten hoca başına düşen 30 kişi değişmeli olarak 20+20 olarak ayrılı. Toplamda 40 olabilir. Yani bir hafta proje dersine girdiğinizde diğer hafta pas geçiyorsunuz. Hoca da rahatlıyor. Vakıf üniversitesinden daha az ders saati ödenmiş olur.
14- BIM ya da proje yönetimi filan gibi konular ancak isteyenlerin ilgileneceği şekilde ayarlanabilir.
Bakın 2 sene bile sürmeden mimarlık eğitimini hallettik aslında. İşte dönem içinde rast gelir, ders gününde bayram seyran olur, devamsızlık yapmak ister biraz öğrenci, bakın onlar için bile zaman ayırdık.
Hatta deniyor ki her yıl “3 sömestir”ile eğitim verilebilecekmiş. Gerek yok, gerek yok. Zaten bir yıl içinde “3 sömestir” olmaz ona “trimestir” denir. Bu detayları bir tek ben ciddiye alırım zaten.
İKİ YIL EĞİTİM YETERLİ OLUR MU ve FAYDALARI NELERDİR?
Olur.
Tek kelime işte. İtiraza gerek yok. Boşuna kendinizi yormayın. Direkt faydalarını anlatayım.
1- Üniversitelerde yoğunluk azalır. Azalınca ne olur? İki katı ve belki daha fazla öğrenci alınabilir. “Herkes mimar olsun kampanyası” dahi yapılır. Vakıf üniversiteleri ücretlerini indirebilirler. Ya da yok indirmesinler, herkese kafadan %50 BAŞARI BURSU verirler. Öğrenciler de aileleri de kendilerini avuturlar. Bu burslu eğitim fiyat düşüşü olarak gösterilir TÜİK enflasyon sepetine girebilir, Türkiye’deki resmi enflasyon düşer. Zaten her gelene %50 burs veren vakıf üniversiteleri o zaman %75 verir. Ya da ne bileyim işte duruma göre %78.75847 filan oranları ayarlar. Öğrenci de “…özelde okuyorum ama sor bir bakalım ne kadar burs alıyorum” diye kendini avutabilir.
2- Daha fazla kontenjan yaratılırsa ne olur, TABAN PUANLAR düşer. Bu sayede ÖSS’ye girmeye de gerek kalmayabilir. Liseden sonra, direkt olarak kurs gibi isteyen istediği üniversiteyi seçer. Hatta üniversiteler kendi liselerini açarlar, üniversiteye geçiş garantili liseden de para kazanabilirler.
3- Bu rekabet sayesinde fiyatlar düşmese bile burs oranları daha da artar. Üniversiteler reklama abanırlar, reklam sektörü canlanır.
4- Kendi soyadları ile üniversite kurmak isteyen zenginlerden daha çok talep gelir. Özel üniversitesiz şehir kalmaz. Hepsinde dörder beşer tane kurulabilir.
5- Çok yüksek puanlı kamu üniversitelerinin de puanları düşer. Nasılsa Özgür Demirtaş liste vermedi.
6- Liseyi bitirebilmek eğitimde ülke için bir kıstas olur. Ondan sonrası ise maddi duruma bakar. Bir de üniversite iki yıla düşünce, işsiz lise mezunları da mimar olabilirler. Herkeste çift diploma olabilir. Belki de üç.
7- Genç işsizlik azalır. Zira okuyan sayısı iki kat artar. En az iki yıllığına istatistikler düzelir.
DALGA MI GEÇİYORUZ?
Keşke dalga geçsek. Keşke.
Ama durum bu yönde ilerliyor. Artık mimarlık eğitiminde dibin dibini gördük. O kadar yüksek puan ile mimarlık bölümüne girene “yazık oldu” diye bakılıyor. Düşük puanla giren de hiç alttan almıyor, hak ettim bu diplomayı, ben de tasarımcıyım diye geziyor.
Eski mimarlar da devamlı şikayet ediyor. Yeni mezunları küçümsüyor. “Nerede eski eğitimler” diyorlar. Yeni üniversitelere pek hak etmeden “hoca” olanlar öğrencilere anlamsız belki de saçma salak zorluklar, masraflar çıkartınca daha iyi eğitim verdiklerini zannediyorlar. Bir dönem boyunca çocuklara odalara sığmayan maketler yaptırıp, belediye başkanına şov yapan öğretim görevlisi biliyorum ben. O maket ne işe yarayacak bilen yok. Bir de masrafı öğrencilere yıkıyorlar.
Peki yüksek lisans, doktora… Orası da çürük. Danışmanı olduğu tezden öğrenciye zorla makale çıkartıp ortak imza atmazsa öğrenciyi bırakmakla tehdit edeni biliyorum ben. Bir de utanmadan LinkedIn’de “Öğrencimizle yayınladığımız şu şu makaleyi sunmaktan…” diye haber veriyor. Yılda böyle 4-5 makale diziyor yan yana.
SEBEP?
Zorunuz nedir? Neden 4 senenin bile az geldiğini düşünüldüğü halde 3 senede 2 senede bitmesi lazım yüksek öğrenimin? Bir sene daha kazanınca ne olacak? Ülkenin imara o kadar mı ihtiyacı var. Hukukçu mu yok memlekette. Pedagojik danışman eksikliği mi var? Lojistikçi yok diye mal kıtlığı mı var? Bu ülkede işsizlik %30’a doğru gidiyor ona rağmen daha erken daha hızlı mezun olsun diploma alın diye zorluyorlar. Niye?
Mimarlığı kutsamayın dedik ve şu anda gerçek ortada, mimarlık diploması almak herkesin kolaylıkla elde ettiği şey. Aslında Mimarlık denen şey öyle özümsene özümsene yapılır. Mimarlığı belediyeye balkonu kapatılacak, çatının eğimi değiştirilip ya da parapet ekleyip ekstra oda kazanılan ruhsat projesini yok pahasına fen işlerinden geçirtmek gibi görüyor olsanız bile, yine de bu kadar acele etmeye ne gerek var.
Sonra üniversite dediğin şey görgü meselesidir. Doğruyu yanlışı, arkadaşlığı ve tabii farklı düşünceleri orada görürsün. Özgürlüğü ve birey olmayı orada anlarsın. Farklı ideolojileri, siyasi fikirleri orada görürsünüz. Bir sene daha erken bitirmenin ne faydası var. 3 seneye indirince kazanılan o bir sene zaman ile mesleği daha iyi kavrayıp hayata atılacakmışlar. Yahu daha staj meselesini çözememiş durumdasınız. Nasıl meslek öğrenilecek?
Dört yılda mezun olan öğrenci boşluğa okuldan sonra düşüyor. İş bulamıyor. Evde oturan diploma işsiz dolu etraf. Nedir derdiniz de bir yıl daha erkenden mezun olsun diye zorluyorsunuz.
Madem üç ile oluyor, madem iş hayatına atılmak için bir sene erken davranmak önemli o zaman iki neden olmuyor? İki yıl da yeterli bence.
ÇÖZÜM?
Profesör Demirtaş gibi ortaya laf atıp sonra da çözüm sunmayanlardan olmamalıyız. Doğru dürüst çözüm soruyorsanız yazayım. Hah çok mu zor, imkânsız mı? Mümkünatı yok mu? Yoksa yok, dört senelik eğitimi üç seneye düşürmek için zorluyorsanız, doğrusu da aşağıdakiler işte. İşinize gelsin gelmesin.
1- Acilen mimarlık kontenjanları dramatik şekilde azaltılmalı. Çok mimar var zaten. Düzelene kadar tüm ülkede yılda en fazla 1000 adet öğrenci alınmalı.
2- ÖSS dışında YETENEK SINAVLARI yeniden getirilmeli. Torpil yapılmamalı. (Evet gülüyorum bunları yazarken. Nasıl da klavye silahşörüyüm diye)
3- Diploma alanlara da sınavlar getirilmeli. Sadece mimarlık değil her meslek için. On yılda bir lisans sınavı zorunluluğu getirilmeli. Sınav her şeyi içermeli.
4- Yapay Zekâ ile ilgili yeni ve doğru stratejiler geliştirilmeli. Madem herkes ödevini YZ’ye yaptırıyor. Belki de ödevleri değiştirmeli.
5- Öğrencileri not ve diploma manyaklığından kurtarmalı.
6- Öğretim görevlilerini, unvan takıntısından, yarı tanrı hocalıktan, vakıf yöneticileri hırslarından, vasıfsızlıklarını saklayarak öğrenciyi ve YÖK’ü kandırmalarından ve ayrıca YÖK’ün de herkesi kandırmasından, diploma vaadi ile toplamda velilere maddi manevi yük getirmekten, gençleri anlamsız umutlara sürüklemekten vaz geçmeleri gerekiyor.
7- Daha da önemlisi şu mimarlık mesleğini bu kadar kutsamaktan vaz geçmelisiniz. Zor bir meslek, öğrenmenin sonu yok ama kazancı da yok. Bir cacık yok işte. Gereğinden çok mimar var ve daha da artıyor. Rekabet ne seviyelere geldi artık bilinmez. Meslek eridi gitti. Kim iyi kim kötü, kendileri bile bilmiyor. Hala “mimarca kasım kasım kasılmak” diye bir durum var. Müşteri de belediye de mimariyi takmıyor, önemsemiyor.
8- Piyasadaki mimarlar daha da dibe battıkça, yanında çalışanları sömürüyor, bedava çalıştırıyorlar gençleri. Onlar genç mimarları sömüredursunlar, patron olmaya meraklı mimarları da suistimal edenler var. İşverenler de fiyat kıranlardan daha fazla fiyat kırmalarını istiyor. Fiyat kıran aç kalmamak için daha fazla fiyat kırmaktan çekinmiyor. Acayip bir döngü.
9- Mimarlar Odası buna pek takılmıyor, yeni mezun mimarları kollamıyor. Eski ofislerin nasıl ayakta duracağını düşünmüyor. Odanın tek varlık nedeni, “Oda olarak” kalmak. “Mimarlar Odası son kaledir, o da giderse ne olacak? Fedakârlık yapıp onu koruyun” diyorlar. “Peki koruruz ama kalsa da bir şey fark etmiyor, zaten etkisiz eleman” deyince ne dinciliğimiz kalıyor ne de faşistliğimiz.
10- BUNA RAĞMEN MİMARLAR ARASINDA DAHA ÇOK SOSYAL MEDYADA KESİF BİR KENDİNİ YÜCELTME ve KONUMLANDIRMA SAVAŞI sürüyor. Insta dopdolu vallahi. Bir meslektaş iktidara yanlayıp büyük bir bencillikle, büyük bir suç işlediğinde “ileride bana da bir şey olur” diye kimse ses çıkartmıyor ama kıskançlıktan çatlıyor. Alttan alta sonraki işi kapmak için aynı suçu işlemeye teşne, hain bir sessizliğe razı oluyor. Ses eden olsa hemen alaşağı ediliyor, huysuz ihtiyar oluveriyor.
11- Belki de çözüm gerçekten mimarlık eğitiminin 2 yıla inmesi olabilir. Belki de bir yıla. Ciddiyim. Soğuktan donanı buzla ovacaklarına, soğuktan donanın huzurlu bir uykuya dalmasına izin vermek gerekebilir. Mimarlık zaten öldü galiba. Artık basit bir iş takibi ve imza atma meselesine dönüştü.
2026 yılı başında bu kadar pesimist ve olumsuz bir yazı yazdığım için boyum uzamadı. Ama gerçekten olan bu.
Sayın Demirtaş ile aram iyidir. Beni de takip ediyor Twitter’dan (Ben hala X diyemiyorum). Aslında uzaktan sevimli biri de geliyor bana ama ben onu takip edemiyorum kızmasın bana.
Yani beni ya da bu yazıyı beğenmiyorsanız Profesör Özgür Demirtaş takip edin, unutun okuduysanız tüm bu yazıyı. O tüm sorunları çözecek efsane tüvitler atıyor zaten.
4 yorum
4 yılda zar zor tamamlanan mimarlık eğitiminin 3 yıla indirgenmesi trajikomik olacak. Yeni mezunlar zaten piyasa da komik rakamlara çalıştırılıyordu. Kötü oldu!
4 yılda zar zor tamamlanan mimarlık eğitiminin 3 yıla indirgenmesi trajikomik olacak. Yeni mezunlar zaten piyasada komik rakamlara çalıştırılıyordu. Kötü oldu!
Yazdıklarınızı tek tek okudum Ahmet Bey, kaleminize, yüreğinize, haklı iğneciliğinize sağlık, yazdıklarınız burda kalmayıp ofislerde şantiyelerde ve okurlarsa mimarlar odasının duvarlarına asılmalı belki birseyler değişir çünkü ciddi anlamda değismeli !!!
Len ahmet koçum benim valla bu yazıni sonuna kadar okudum bir taraftan kendimi tutamadım güldüm bir taraftan üzüldüm. Eline emeğine sağlık . Hiciv sende , zeka sende, espriyle karışık tokat sende … bunları nerden öğrendin..? :)) seninle gurur duyuyorum. Hatta Seviyorumda.. selam ve sevgiler