Oyun Oynamak Mimariye Faydalı Mıdır?

Faydalıdır tabii.

“Oyun teorisi” sadece mimari için değil her şey için faydalıdır. “Oyun” denen kavram, küçümsenecek kadar basit bir mesele değil yani. İlk etapta akla “zaman geçirmek” ile aynı kümede olduğu gelse de öğrenme için temel şarttır. Ama öğrenmekten önce stratejik bir kavramdır oyun. Yani aslında bir sosyal bilim disiplini ve bireylerin, şirketlerin veya devletlerin stratejik kararlarını ve bu kararların sonuçlarını matematiksel modellerle inceleyen bir daldır.

Nasıl bölüm sonu canavarının dibine girdiğinizde, attığınız meşale topu onu yenmek için daha çok etkili oluyorsa, rakibinizin ağzından çıkan alevler de sizin canınızı daha kolay alır. Dibine girmemeyi ilk canınız gittiğinde kavrarsınız. Yani başka bir strateji gerekiyor, yeni yöntem uydurmanız gerek. Belki zıplamak, belki o alev attığında geri kaçmak ya da hangi aralıklarla alev attığını kavramak filan. Belki de biraz beceri, motor bölge gelişimi için önemli özeğitim detayları…

Devlet, ordu, şirket yönetirken ve hatta ticari hayatta patronun, müşterinin imkansızı istediği bir durumda en verimli yolu seçmek, onu ikna etmek de aynen bölüm sonu canavarına yenilmeden bölümü geçmek gibidir. Para kazansanız bile nakit akışı stratejisini iyi kurmazsanız, başarısız olursunuz. Tüm hayatı kararında detayları kavrayarak, anlamlı bir mücadele hatta azıcık da oyun haline getirirseniz varoluşsal sancıları da def edersiniz. Oyunu küçümseyenin oyun kadar aklı yoktur.

Ki iyi kurgulanmış bir oyun iyi bir zeka ürünüdür. Çözmesi de zeka gerektirir. Oyunu kurgulamak oyun oynamaktan zordur. Birbirini tekrarlamayacak, ne çok kolay olacak ne de çok zor olacak. Sürprizli olacak falan filan. Satranç insanı yenen makineler çıktığından sonra daha da değerli oldu. Bizim genç büyük ustalar yakında tozu dumana katacaklar.

O yüzden düzenli oyun oynayan ve hatta onun kültürünü yakalayan birinin ilerlediğini düşünürüm. Bunun tartışılacak nesi var. Ancak ünlü bir düşünürün dediği gibi “…her şeyin, bir şeyi var.” Yani sınırı var, ayarı var. Kısaca bedel/performansın en uygun olduğu nokta var. Abartırsanız size zarar vermeye başlar. Örneğin oyun oynama zamanı kendinizi geliştirmeniz gereken zamandan çalıyorsa bedel/fayda oranı düşer. Sorumluluklarınızı yerine getiremezsiniz. Hep borçlu çıkarsınız. Konsantrasyonunuz azalır, gerçek dünyaya ve hayatın zorluklarına karşı duyarsız ve beceriksiz olursunuz. Oyunlarda rekor üzerine rekor kırmanız, hayatta başarı yakalamanızı engeller. E-spor diye bir şey çıktı ama onun da ne kadar spor olduğunu sorgulamak lazım. Neyse gençler beni linç etmeden örnek vereyim.

Örnek: Overbooking yani yolcu kapasitesinden fazla bilet satan havayolları için “performans kartı” araştırmaları, bilimsel bazı yöntemler içerir. Firmalar fazla bilet satmalılar. Böylece her zaman dolu uçarlar, bilet fiyatları düşer (rekabet var) hatta gönüllü olarak “yarın yolculuk ederim” diyenlere bedava bilet, para filan teklif ederler ve ek bir faydası bile olur. Ama bunun da bir ayarı var. Çok fazla yaparsan kimse o firmadan bilet almaz. Çok da zordur gerçekten verimli satılacak fazladan bilet değerini tutturmak. Yani bir ayar uğruna ya rab, ne algoritmalar telef oluyor…

Yani overbooking yaparsınız, bir oyunu çok seversiniz kendinize ödül olarak onu tanımlarsınız. Bu sayede rekabetçi olur gerekirse sosyal olarak bir ünvanınız olur, çok fazla işe yaramasa bile yine de akılda kalırsınız.

Ayrıca, şimdi almışsınız “render” yaparken hızlı olsun diye GeForce’un, Radeon’un en iyi grafik kartlarını, oyuncu laptopunun taksitlerine girmişsiniz. Ne yani bu kadar güçlü bir makinede boş zamanlarda Cyberpunk 2077, geniş açık dünyasıyla Starfield, gelişmiş grafik teknolojileriyle Alan Wake II, Battlefield 6 ve Call of Duty: Modern Warfare III, LOL ve bunlar ayarındaki oyunlardan birkaç dakika oynamışsınız ne olur yani?

Diğer yandan, bu oyunları yüklemek, kurmak ve bütçenizi zorlayıp “eğitim için gerekli” deyip kendinizi ve ailenizi kandırıp almak, performans canavarı makinenin hakkını vermek gerek. “PES mi Fifa mı” sorusuna cevap aramak için bile o oyun kolunu uzun zaman terletmek gerek. Bitmedi bir de cep telefonlarındaki oyunlar var. Sosyal medya kaydırmasından zaman kalınca, onu da bu tür oyunlarla tüketebilirsiniz.

Zaman en değerli şey.

Evet öyle. “Arkitera’da mimari bir yazı okuyayım da kültürleneyim hatta bazı hap gibi bilgileri yeri gelir mekanlarda satar şanıma şan katarım” diye başladınız ama yazının bu kısmında daha farklı öğütler sizi karşılayacak. Bayram seyranda mecburen aile zoruyla gördüğünüz, “başarılı olduğunu zanneden akrabanın” gereksiz nasihatlerine maruz kaldınız. “Ben senin yaşındayken taşı sıkıp, suyunu mazot diye satıyordum” bile derler belki.

Ne saçma bile laf “Ben senin yaşında iken…” Öyle de senin zamanında da emekli ikramiyesi ile ev alınabiliyor, asgari ücretle ev geçindirilebiliyordu. Senin zamanında iş varsa karşılığı da maddi olarak bir şekilde vardı. Davos’taki kalantorlar ile sadece belirli bir kesimin zengin olma işini abarttık diyorlar. Gençler için hayatta maddi olarak rahata ermek gittikçe zorlaşıyor. Şu anda “iş var beğenmiyorsun” diyorlar ama gençler işten değil maaşın azlığından şikayet ediyor deseniz, saygısız olursunuz.

Zaman en değerli şey demiştik. Niye? Eviniz kira ise (benim oturduğum ev öyle ve kira can acıtıyor, ayın 20’sinden sonra aklımın bir köşesinde mecburen) her gün için barınmaya harcadığınız parayı hesaplayıp, bir dikkat kesilin lütfen. Ev sizinse, o zaman vergisi tadilatına katlanıyorsunuz ona bile şükredin ve biraz mutlu olun bari. Neyse, kiracıysanız bunun ısıtması soğutması, enerji tüketimi, aidatı ve tabii bir de ev sahibi ile gergin iletişimi de var. “Annem babam ödüyor kirayı nasılsa” demek kolaycı bir yaklaşım. Yani bu demek oluyor ki onlar bu desteği vermezlerse ve tek başınıza yaşadığınıza size ayrıca bir barınma imkanı sağlayamayacaklarsa (o kadar şanslı değilseniz) şimdiden barınmanın ne büyük bir “zaman bedeli” olduğunu hesap etmeniz lazım.

Eh yiyorsunuz, içiyorsunuz, kişisel giderleriniz var. Kapitalizm sisteminin bütün çarkları zaten tüketim üzerine kurulu. Biraz da elektronik seviyorsanız ve hatta bir uygulama için artık Iphone modelinize yüklemeye izin vermiyorsa (Apple’dan hoşlanmam hiç) bunların hepsinin bir maliyeti var. Eh sağlık giderlerini de koyun yanına. Biraz kendinize bakmanız lazım, markası, kozmetiği var belki de spor salonu aidatı, otobüse binmek yerine daha rahat gitmek, belki de bir futbol takımı tutuyorsunuz, maça bile gidiyorsunuz, Youtube’daki makyaj videolarındaki ürünleri almak istiyorsunuz, daha örnekleyemeyeceğim ne garip harcamalar var. Sonra ZAMANLA sağlık da gidiyor. Zaman değerli ve gereğinden fazla oyun oynamak, zamanınızı çalıyor ve saatlerce aynı koltukta o oyun için oturursan vücudun yamulur ve saatlerce ekrana bakarsan gözler gidiverir. Oyun bir de sarar, dopamini normalleştirir ve zevk vermeden zamanınızı çalmaya başlar. Çünkü ALTERNATİFİNİ ARAMAMIŞSINIZDIR.

Kısaca en değerli şey zamandır ve tabii dünyanın en zehirli maddesi de oksijendir. Evet, çok zehirlidir. Ortalama 80 yılda öldürüyor insanı.

Ekran süresi derken, kitap okuyun kültürlü olun filan da demiyorum. Deyince ne oluyor ki. Okumak bir sevgi ve keyif işidir. Zorla olmaz. Okumayın, vallahi sizi darlamıyorum, zorlamayın kimseyi takmayın sevmiyorsanız okumayın lütfen. İnanın yazım okunsun diye okuyucu yalakalığı yapmıyorum. Birini okumaya zorlamak kadar saçma ne var?

Uzun metin okuyun diye boomer tavsiyesi verecek değilim. Bir gün “…okumanın ne faydası var ben hiç görmedim” diyen bir genç ile karşılaştım ve onu hemen tebrik ettim. İroni de yapmıyordum. Zira bence bir başarıydı bu. Biz hem analogu çok iyi kullanmak hem de dijitale geri kalmaması gereken öncüler gibi ayak uydurmak zorunda olan 70’lerde doğmuş kuşak için çözemediğimiz bir meseleydi zira. Ansiklopedileri sayfa sayfa okumuştuk. Evet. Yoktu ki başka bir öğreten…

Kısaca benim kafam zaten 1500… Okumak ve tabii ki yazmak benim için bir yaşama biçimi. 9 tane kitabım var hala yazıyorum. Hatta okur-yazarlığıma bir de sinemayı da ekleyebilirsiniz. Severek ve isteyerek kitap okurum. Kendim için okur, kendim için yazar ve kendim için seyrederim. Yani bu yazıyı okumasanız bile yazardım ben. Hem de ne ciddiyetle yazarım, tez savunmasında okunacak özet kadar dikkatli yazarım, özenirim. Yazdığımı defalarca yeniden okurum. Bazen yazımda ekranda göremediğim yanlışı yakalamak için çıktı alır öyle kontrol ederim. Arkitera yayınlamazsa www.atkoksal.com adresinde kendi Medium bloguma koyarım. Bazen de yazarım ama hiçbir yere koymam, sabit diskte kalır yani yayınlamam. Önemli değil, bakarım benden daha iyi yazanlar var ben sadece yazdığım konuyu çok iyi irdelemiş olurum, o yeter.

Devamlı bir öğrenme açlığı vardır kendimde ve doyurmak için elimden geleni yaparım. Sonra bir konuda düşüncelerim belirli bir seviyeye gelince de konuyu yorumlar ve sonra yazarım. Okunursa sevinirim, okunmasa üzülmem. Bu bir nevi kafamdakileri boşaltmaktır ki bu sonra başka bir meraka sarılırım ve diğer konuya geçeyim. Bunları da kendimi övmek için yazmadım zira beş para etmiyor bu alışkanlık. Ayın 20’si geçince kira ödemesi sırasında beni rahatlatmayacak.

Peki. Oyun oynamaz mıyım? Oynarım tabii ama öyle gigabaytlarca yer tutan, konsollar da çalıştırılan saatler vermek gereken oyunlardan uzak dururum. Kafa çalıştıran, az yer kaplayan ve alışkanlık yapmayan boş ve basit oyunlarla kafamı boşaltırım. Yine de kendime kızıyorum tuvalette kalma sürem arttığı için.

Zira zamanım değerli. 42 yaşında göğüs kafesimi açtılar ve belirli bir süre kalbim durdu yani, sonra tamiratı bitirip yeniden canlandırdılar. O ameliyat sonrası göğüs kafesim kaynayıncaya kadar tek bir öksürüğün sebep olduğu ağrı yüzünden dakikalarca ağladığımı bilirim. Ki ağrı eşiğim bu tür durumlarda çok düşük değildir. Kalbin bir kere atması bile değerli.

Yani neymiş, konu tartışmaya kapalıymış, ez cümle, zaman değerliymiş.

MİMARLIK YAŞAM TÖRPÜSÜ DEĞİL MİDİR?

Asıl bu tartışmaya kapalı.

Törpünün en dişlisidir. Anlatayım neden? Instagram’a haftada bir bakıyorum. Tüvidır’da aktifimdir, beni bazen birileri bulmak istiyor filan, Insta çoğunlukla mesaj atmalarına yarıyor. Çok fazla takipçim yok ben de etmiyorum kimseyi. Nedense Insta tutmadı bende, olamadı işte, bana tüvidır daha iyi geliyor. Neyse, biri mesaj atınca bildirim geliyor. Mesajla işim bittiğinde fazla takipçim olmadığından ve algoritma mimar olduğumu bildiğinden (bilmemesini ayarlamayı denedim ve başardım da. Ancak ne yapacağını bilmediğinden daha salak ve çok daha rahatsız edici reklamlar, içerikler çıkıyor.)

Neyse algoritma nasıl bellemişse beni, mimarlığa girmiş okuyan ya da yeni mezun mimar arkadaşların “abone kasmak” için ortaya çıkardığı içeriklere maruz kalıyorum. Daha yeni öğretim görevlisi olmuş kişilerin okulun başında sarf ettiği ne kadar gereksiz mimarlığı öven argüman varsa aynısının tekrarlıyorlar. İnanmadıkları ya da bence anlamadıkları belli hiçbir şey. Kötüleyin de demiyorum anlamamışsınız diyorum. Hele hele şantiye öven, marka giyinmiş şantiyede ustalarla muhatap olup reklam yapanlar varsa daha da sinir oluyorum. O sırada işi alamadığı için kıskanan başka bir rakip mimar gelsin de işinize laf etsin. O kavgayı yayınlar mısınız? Şantiye, problem çıkan yer demektir. Şöyle yaptık böyle yaptık diye rol kesilecek yer değil. Ustalık, amelelik aynı işi günlerce tekrarlamak demektir. Böyle duvar örmek güzel de o tuğlayı 5. kata çıkartmak da dert. Asansör varsa onu kullanmak da dert. Şantiye güvenliğine gelmiyorum bile. Alçı levhayı fırt fırt vidalamak kolay ama bu bir oyun değil. Oyun olarak göstermeyin.

Şantiyeyi geçtim ofis kısmı daha dertli. Yahu mimarlık bir ömür törpüsü neden yalan söylüyorsunuz. Ha bir de sabahlamanın zevk alınan bir mazoşistliğe evrilmesini görüyorum. Gencecik çocuk, bilmeden mesleği övüyor.

Altına yazsam “saçmalama sabahlamak BİR HESAP HATASIDIR” desem üzülecek. Ben ne kazanacağım, “kendini bilmiş mimar eskisinin şişmiş egosu” denecek. Değil. Zaten neden ve kime ne ispat ediyorum. Vazgeçiyorum. Dedim ya zaman değerli. Gülüyor geçiyorum. Ama size açıklayayım bari.

Ara başlık: Sabahlamak

Evet, sabahlanıyorsa felaket bir durum. Yani “biri” zaman programlamasını yanlış yapıyor. O “biri” kim ya da ne ola?

1- Siz. Evet ilk sorumlu ve yanlış yapan sizsiniz. Yapacağınız işi düzgün saatlerde yapabilme yetisine sahip değilsiniz belli ki.
1.a İş var, ödev var. Sevgilimle gezeyim. Dur bir oyun atayım. Acıktık yemek yiyelim de sonra. Yemekten sonra bir de ufak görüntülü konuşmayalım mı kanka ile. Eeee saat 22.00 oldu. Yarına yetişmesi gerek…
1.b. Gencim ben, sabahlamak işin şanındadır yumurta kapı ürün çıkartmak… Hem inekliğe lüzum yok. Bir şekilde bitiririz evelallah.
1.c. Tasarım dediğin şey zırt diye çıkmaz. (Kabul edelim ki en verimli olduğunu zaman sabah namazı okunduğu ve havanın aydınlandığı zamanlardır) Gündüz vakti tasarlayacak ya da çizecek ortam bulunmuyor.

2. Suçlu size bu ödevi işi veren işveren ve hocalar olabilir. Onlara da ayrıca kılım. Mimarlık eğitiminin bir sürü zor tarafı varken bir de ödev üstüne ödev. Sanki fakültede tek onun dersi var. Kendini bir şey zannediyor. Hatta bizim zamanımızda bilgisayar yoktu elle çizerdik diyenlerin kafasında laptop kırasım var.

İşverenlere gelince. Teklif verirsin. Düşünüyoruz, bakıyoruz diye oyalarlar. Sizin de ihtiyacınız var o işe. Sizden daha az para isteyeni veya iyisini bulamayınca mecbur kaldıklarını gizlemeden, sizi geri ararlar, işi verirler, derler ki “teslime üç günün kaldı”. Eh ben teklifi 3 hafta önce verdim. Ona göre çalışma zamanı hesapladım. “Yok, sen bilirsin yoksa diğer kişiye vereceğiz.”

Yani sabahlamak öyle kahramanlık fedakarlık nişanesi değil kardeşim. Bir zaman planlaması hatasıdır. Normalleştirmeyin. En değerli şey zamandır. Sabahlamamak için her türlü önleminizi alın. Sabahlamayın, cumartesi pazar ve tatillerde çalışmayın. Bu şımarıklık değildir, gerekliliktir.

Patron bunu zorluyorsa ve hatta kendisi de kalıyorsa, o bencil ve plansız biridir. Kaçın kurtulun. İmkan yoksa kendi işinizi kurun ve bunları yapmayın. Sen becerdin mi derseniz, “bu yüzden hiç patron olmadım” deyip kaçamak cevap verebilirim.

Ara başlık bitti zaman törpüsü mimarlığın kendince bir çekiciliğe de yok değil. Eeee oyun oynamak da zevkli, peki bu ikisini azıcık birbirine bağlasak da dünya iki dakikalığına güzelleşse…

MİMARİ OYUNLAR

Baştan söyleyeyim ben oyun uzmanı değilim. Bilinen bir oyun örneğini atlarım unuturum filan, olabilir. Kızmadan, varsa fikriniz, varsa eksiğimiz yorumlara yazın. Merak etmeyin “böyle içeriklerin gelmesini istiyorsanız kanalıma abone olup çanı tıklayın” denecek yer değil burası. Youtube kanalım var onda bile demiyorum ki burası ciddi bir Mimarlık Platformunun görüş bölümü. Yorumlara yazarsınız eksik gedik varsa yani. Çok takmıyorum.

Konunun kitabı bile yayınlanmıştı, “Videogame Atlas: Mapping Interactive Worlds” isimli kitapta geçen oyunlar: Assassin’s Creed Unity, Cities: Skylines, Minecraft, Dark Souls, Death Stranding, Dwarf Fortress, Final Fantasy VII + Remake, Fortnite, Katamari Damacy, No Man’s Sky, Persona 5 ve Stardew Valley.

Tarihçesini, ilk örneklerini biliriz. Piksel piksel gerçek üç boyutlu mekanlarda geçen oyunlar biz mimarlar için çok faydalı oldu. 1989’dan bu yana hayatımızda olan Simcity mesela. Oyun teorisinin altyapı planlaması ve yaşama stratejisi açısından en önemli örneklerindendi.

Strateji oyunlarına girmiyorum. İçinde coğrafya, yani yakın uzak ve diğer gerçekçi yaklaşımlar olmalı. Şehir planlamasının etkileri görülmeli.

Minecraft diye bir manyaklık var. O da standart küplerden oluşan ayrı bir dünya. GTA’da bile harita var ve şehrin her yerini bilmek durumundasınız.

Ha bir de sanırım Fortnite’da uçaktan, balondan mı artık bir yerden atlıyorsunuz da ada gibi haritası olan bir yere varıyorsunuz filan. Metruk otele gidip duvar muvar kırıp mekanlar içinde saklanmış, sandıkları açıyorsunuz, içindekileri alıp daha iyi oyun oynuyorsunuz. Gerçek zamanlı takımlar savaşıyor bir de yardımlaşma ya da gerçek bir macera…

Mekanlar içinde geçen (Hypercasual) vurdulu kırdılı oyunların bizi mimari yönden en çok heyecanlandıranı yani öncülü Portal’dı. Bunda eliptik işaretler içinden gelip üç boyutlu yolculuklar yapıyorsunuz. İşte o zaman haritayı kafanızda modellemeniz gerekiyor. Bu da mimari açıdan oyun oynayan için çok geliştiriciydi.

Oyun sektörü çok büyük. Sadece Steam platformunun devasalığını anlamak bile yeterli.

Benim amacım oyunları kategorize etmek değil. Bunun tezini yapanlar var mimarlık fakültelerinde. Şükür ki artık akademisyenlik yapmıyorum ve tabiatıyla bir tez öğrencim yok. Zira “Oyunlarda mimarlık ve kullanıcı deneyimi” türü yaklaşımla biri bana gelse, “daha gerekli bir konu seç” derdim. Zira bu kendi zevkleri konularda tez yapmak isteyen mimarlık öğrencileri için, sinema ve oyun sektörü bayağı bir irdelendi. Başka konu mu yok?

EŞER EŞER DE BULURUM

Bunu görmemiş olamazsınız ve bir oyuna ilham kaynağı oluveriyor.

Ben 1988’de ilk gördüğümden bu yana M.C. Escher hayranıyımdır. Kendisi optik illüzyonlar, imkansız yapılar ve perspektif oyunlarıyla dolu çalışmalarıyla mimarlık ve tasarım dünyasına yön veren grafik sanatçısıdır ve matematikle de ilgilenmiştir. Haarlem Mimarlık bölümünden mezundur.

Onun imkansız perspektiflerini örnek alan bir oyun Monument Valley çıktı ortaya. Hemen yapıştım ve hemen bitirdim. Çok kısa sürdüğü için de biraz üzülmedim değil.

Sonra ikincisi ve sonra üçüncüsü çıktı. Ben satın almıştım bu oyunu ama sonra Netflix’e geçti. Orada oynadım sonra yeniden ayrılmış ve farklı bir ücretlendirmeye gitmiş.

Grafikler de miminaldir.

Ama asıl bu yazıyı yazmama sebep olan ise Monument Valley ya da donanım canavarı çoklu oyunculu kalburüstü strateji oyunları değil. Townscaper isimli bir başka oyun.

Benim gibi artık “boomer” sayılabilecek biri için çok çekiciydi yapacak bir şey yok.

TOWNSCAPER

Urban Sketching denilen bir teknik var. Şehir eskizleri. Bunun anlamsız tekrarlarla yığılmış bir bina blokları şeklinde olanları moda. Eline rapido benzeri bir kalem alan denemiş. Pinterest’e gidin sürüsüne bereket.

Herkes bir şey deniyor. Eskiz çizmek güzeldir etrafımda bu tür çiziler yazılar yapan olursa gerçekten hoşuma gittiğinden onları destekliyorum ama bu tür “yığın blokların” devamlı tekrara düşüldüğünde yaratıcılığı düşürdüğünü biliyorum. Gölge ve perspektif kurallarını kendi içinde tatbik etmek için güzel egzersizler.

İnsan 3 boyutlu görmek istiyor derken karşıma bu tür yığın eskizleri yapan uygulama olan Townscaper çıkıyor. Hiçbir işe yaramayan bir uygulama. Yani bununla şehir planlarım ben bile diyemiyorsunuz. Simcity bile strateji geliştirmek için daha anlamlı sonuçlar ortaya koyar.

O kadar zevkli ki anlatamam. Hemen gidip satın aldım. 4.99 Dolar bir fiyatı var. Benim gibi karmaşık oyun sevmeyen biri için çok zevkli bir sonuç çıkartıyor. Peki biraz yorumlamayalım mı nasıl bu kadar “cici” mekanlar ortaya çıkartıyor.

1. Su üzerinde bir boşluk içinde mekanları yaratmaya başlıyorsunuz. Bu eğimin olmaması demek.

2. Su üzerinde bir mekan parçası kurmak Venedikvari bir yaklaşım. Venedik her zaman insanı cezbeder.

3. Temel olarak üzeri doğal taş kaplanmış ve etrafı korkuluklu meydanlar yaratıyorsunuz. Bu meydan yaklaşımı mekanları “sosyal” ya da yaşanabilir kılıyor.

4. Gereken yerlere merdivenli kayıklara binme detayı çıkıyor.

5. Mekan parçalarını yaratırken ya da silerken (basılı tutarsanız siliyor) animasyon çok tatlı

6. Renklerle söveler ve farklı bina şekilleri ortaya konabiliyor.

7. Altta bir Grid sistemi var ve sanki elimizdeki doku gibi, hücreler amorf yapıda. Bu da ister istemez binaları organik hale getiriyor. İşte Modern mimarinin ya da Le Corbusier’in makine gibi çalışan modernitesine bir cevap. Tokat gibi.

8. Pencere boşlukları belli, cephe tadı belli. Farklı pencereler yok. Bu da aynı mimari dilin ortaya çıkmasını sağlıyor.

9. Farklı kombinasyonlarla kendi eşsiz Amalfi’nizi yaratabilirsiniz.

Buyrun kendi çektiğim Amalfi plajından bir fotoğraf.

NELER YAPILABİLİR

1. Ukalalık parayla değil ya. Bu uygulamayı yapanlar ne amaçlıyorlar bilmiyorum ama ben bu uygulamanın macera oyunları için altlık yaratabileceğini düşünüyorum. Bence bir MineCraft klonu olabilir.

2. Su üzerinde değil eğimli arazi ile başlanabilir. Araziyi de kullanıcı belirler. (Gerçek olması muhtemel simülasyonlar)

3. Hatta araziyi gerçek nokta bulutundan alabiliriz. (İşe de yarardı)

4. Mimari tarzlar seçilebilir değiştirilebilir. (Süper olurdu)

5. Nüfus ve altyapı hakkında bazı ön koşullar ve gerekli çıktılar istenebilir. (Veri tabanı ve GIS kullanımı mümkün olurdu)

6. Yapay zeka ile entegre edilip mekanın verimli kullanılıp kullanılmadığı testi yapılabilir. (Çeşitlendirme mümkün olurdu, çalışmayan yollar ve ulaşım tıkanıkları belli edilirdi)

Yine bir Arkitera yazarı olarak hiçbir masraftan kaçınmadan hayatınızdaki bu büyük eksikliği gidermiş oldum.

Etiketler

Bir yanıt yazın