Bu yazı mimarlık ortamlarında çalışanların güvencesiz emeğine dikkat çekmek ve bu sorunları Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 49. Olağan Genel Kurulu'nda ilan etmek amacıyla Mimarlıkta Güvencesiz Emek Kolektifi tarafından kaleme alınmıştır.

Mimarlar Odası seçimlere giderken akademi, tasarım ve inşaat ortamlarında ücretli çalışan, “freelancer” olarak parça işlerle geçinen, araştırma görevlisi olan, yeni mezun ve işsiz mimarlar olarak düşünce ve taleplerimizi paylaşma ihtiyacı hissettik. Bu ihtiyacın meslektaşlarımız arasında yaygın olabileceğini düşündüğümüz için bu metni onların da imzasına açıyoruz.
14-20 Şubat tarihleri arasında bu metni imzaya ve düzenlemeye açık halde tutacağız. 21 Şubat günü İstanbul Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi’nin ilan ettiği genel kurulda söz alarak imzacı olan diğer meslektaşların da sözünü kürsüye taşıyacağız. Metni okuduktan sonra eğer oda üyesi isen sicil numaran ve ad-soyadınla; eğer henüz üye değilsen yalnız ad-soyadınla imzacı olabilirsin. Aşağıdakilere ek talepleri paylaşmak istersen “Ek” bölümünde bildirebilir; görüş, öneri ve eleştirilerini paylaşabilirsin. Süreçte destek olmak, iş bölümünde yer almak ve sonrası için irtibatı ve tartışmayı sürdürmek istersen iletişim bilgisi bırakabilirsin.
Bugün İstanbul’da genç bir çalışan olmanın zorluk ve sıkıntılarından bahsetmek herkesin yaşadığı darboğaz içerisinde anlamlı olmayabilir. Paylaşılan sorunların bir kısmı Türkiye’nin idari sorunları olduğu gibi bir kısmı da küreselleşme sonrası yağmalanan İstanbul metropolünün yarattığı sorunlar olabilir. Bugün mimar ya da değil, bu şehirde yaşayan bir gencin mutsuz ve umutsuz olması için sebepler sıralansa başka bir şey konuşmaya vakit kalmayabilir. Bugün bu şehirde deprem tüyler ürperten bir sorundur, geçim sıkıntısı karın ağrıtan bir sorundur, sokakların güvensizliği can sıkan bir sorundur, baskı ve sansür ortamı kafa patlatan bir sorundur, açlık sınırında yaşayan yurttaşlar, kamusal alanların işgali, dediğim dedik yöneticiler… Bizler aynı ülkenin vatandaşları ve aynı şehrin sakinleri olarak bu sorunların nasıl düğümlendiğinin ve bir çoğumuzun canını sıktığının farkındayız. Fakat…
Fakat yaşadığımız ve paylaştığımız öyle sorunlar var ki mimar meslektaşlar olarak hayatı birbirimize zorlaştırıyoruz. Tartışmalarımızdan ve çevremizden topladığımız taleplerin bu kadar basit, bu kadar insani ve bu kadar temel olmasını görmek yalnız acı veriyor. Bu taleplerin bu kadar insani olmasına rağmen alınması için mücadele gerekmesi bizleri utandırıyor. Yaşanan bu hak ihlalleri özünde tam da meslek odasının meslek itibarı açısından sorumluluk alanına giriyor. Ücretli çalışan, yeni mezun ve işsiz mimarlardan topladığımız temel talepler aşağıdaki gibidir:
• Ücretsiz mesai uygulamasına son verilmesi.
• Günde 10 saate varan çalışma saatlerinin düşürülmesi ve hafta sonu izni.
• TMMOB’un her yıl belirlediği mimar, mühendis, şehir plancı taban ücretinden daha düşük ücret verilmemesi
• Çalışma ortamlarında mobing uygulanmaması ve cinsiyetçilik, ırkçılık, ayrımcılık yapılmaması
Çalışanların şirketleştirildiği, kazancın primlere bağlandığı ve bu yollarla çalışanın güvencesizleştirildiği uygulamalara son verilmesi. Öngörülür ve güvenilir kariyer planlamaları yapılabilmesi.
Adeta bir asır öncesine ait gibi görünün bu temel taleplerin yıllarca çeşitli mecralarda tartışılıyor olmasına rağmen iyileştirilmemesi genç meslektaşların değil mesleğin utancıdır. Mimarlık fakültelerinin sayısındaki artış ile istihdam olanakları arasındaki dengesizlik, çalışma koşullarını güvencesizleştirmiştir. Nitekim bu plansızlığın sorumluluğu okulların verdiği mezunların omuzlarında değildir. Mimar sayısı bir milyon da olsa 80 milyon da olsa talep edilen asgari çalışma koşulları piyasa koşullarının değil insanca yaşamanın getirdiği bir zaruriyettir.
Kârını arttırmak isteyen işveren meslektaşların üretmesi gereken katma değer genç meslektaşlarının ücretsiz mesailerinde saklı değildir. Mimarlık ortamının başat aktörleri, meslek alanının karar vericileri ve tecrübeli meslektaşlarımız iş yerlerinde insanca şartlar sağladığında zarar ediyorsa bu sorunun çözümü ücretli çalışanlarda değil inşaat ve ruhsatlar dünyasındadır. Mimarlık ortamının yeni çehreleri olarak eskilerden beklentimiz kendilerinin yaşadığı zorlukları aktarması değil mimarlık meslek itibarını azaltan problemlere yönelmeleri ve tecrübelerinin getirdiği sorumlulukla kendilerinden sonraya itibarı artmış bir meslek kimliği bırakmasıdır. Mesela imzasını satarak meslek etiğini hiçe sayan ve emeğini ortaya koyan meslektaşları zor durumlarda bırakanlar ile mücadele etmek gibi. Mesela çalışan istihdam etmeden uzun dönem stajyerler üzerinden proje üretenleri ortaya çıkarmak gibi. Mesela kent suçu işleyen meslektaşlara karşı açık sözlü olmak gibi.
Bizlerin en temel beklentisi, çalışma arzumuzun kırılmadığı ve temel ihtiyaçlarımızı karşıladığımız bir çalışma ortamıdır. Bunlara itiraz etmek, ekonomik değil etik bir tartışma konusudur.
Bu temel ihtiyaç ve taleplerimiz bağlamında, yeni bir yönetim dönemine girerken bizlerin mimarlar odasından beklentisi sayıca en kalabalık grup olan bizleri temsil etmesidir. Odanın meşruiyeti yalnız kanun maddelerindeki varlığı ve kurumsal kimliği ile sağlanamaz. Üyesini temsil edemeyen bir oda ne yazık ki ancak evraklardan ibaret olabilir. Bugün birçok ücretli çalışan, işsiz, yeni mezun ve freelancer mimar meslek odasına üye olmak için bir anlam ve motivasyon bulamamaktadır. Bu anlam ve motivasyonu yaratmak çalışır, işler ve faydalı olduğunu iddia eden yönetimlerin yüzleşmesi gereken bir sorumluluktur.
Yeni dönemde yönetimden beklenti ve taleplerimiz şu şekildedir:
1. Özlük Hakları ve Hukuki Güvence
• İşverenler piyasadaki maaşları aralarında istişare ederken çalışanların iş sözleşmesine eklenen gizlilik maddesine karşı ücretli çalışan üyelerin gelirlerinin anonim olarak toplanıp raporlanıp kamuoyu ile paylaşılması.
• “Uzun dönem stajyer” adı altında sigortasız ve ücretsiz işçi çalıştıran ofislerin denetlenmesi ve teşhir edilmesi.
• Model iş sözleşmesi örneği üretilerek kamuoyu ile paylaşılması, iş sözleşmeleri hakkında eğitim yapılması, iş yerinde haksızlığa uğrayan çalışanlara hukuki destek sağlanması
• Çalışma ortamlarında yaşanan hak kayıpları ve ihlaller konusunda hukuki destek
• Başka serbest mimarlar ve tasarım ofisleri için freelance çalışan mimarların hizmetleri için regülasyonlar yapılması ve bu işler için taban ücret tarifleri belirlenmesi
2. Örgütlenme ve Temsiliyet Modelleri
• Tasarım ve inşaat alanında model olabilecek mimar/mühendis kooperatifleri için komisyon oluşturulması
• Üniversitelerde çalışan mimarların temsiliyetinin arttırılması
• Ücretli çalışanların oda aidatlarının çalışana değil işverene/kuruma/üniversiteye yansıtılması
• Oda’nın yetki alanını aşan durumlarda, bir ‘çözümsüzlük’ bariyeri oluşturmak yerine; meslektaşların sendikal örgütlenmesine lojistik, hukuki ve mekansal destek sunacak bir Dayanışma
• Hattı/Birimi veya Komisyonunun kurulması.
3. Dayanışma ve Mekansal Destek
• İş güvencesi olmayan, genç freelancer mimarların paylaşımlı olarak kullanabileceği müşterek ofis/kütüphane alanı yaratması
• Kamuda ve özel sektörde, mimarlık üretiminin gerçekleştiği iş alanlarına yönelik istihdam politikası geliştirilmesi
• Bu politikanın hazırlanış ve hayata geçiş sürecinde ise, işsiz mimarlar için sürekli dayanışma ağı
4. Kurumsal Reform ve Yeni Nesil Oda Anlayışı
• Ücretli çalışan ve işsiz mimarlar komisyonunun etkinliklerinin sürmesi ve arttırılması.
• Üyesini şubede bekleyen değil üyeye giden; mimarlık fakültelerini, ofisleri ve şantiyeleri gezen bir anlayışla hareket edilmesi.
• Üyeleri ile güven bağını yeniden kurana kadar karşılaşacağı eleştirilerle yüzleşilmesi.
• Yönetim Kurulu listelerinde asil üyelere “Ücretli Çalışan” ve “Genç” kotaları getirilmesi.
Mimarlar Odası, demokratik bir kitle örgütüdür, mesleğin ve meslektaşın sorunlarını toplumun ve ülkenin sorunlarından bağımsız görmez, emekten ve halktan yanadır. Bugün, üye sayısı 100 bine ulaşmış; kamuda, akademide, özel sektörde çalışan ve işsiz üye sayısının ise yüzde doksanlara erişmiş bir meslek odasının, üyelerinin hak ve çıkarlarını korumasını bir zorunluluk olarak görüyoruz.
Bizlerle benzer koşulları paylaşan meslektaş ve arkadaşlarımızdan da bazı taleplerimiz var. Hepimiz farkındayız ki haftalık 50 hatta 60 saate yaklaşan mesailer altında ancak asgari düzeyde yaşayacak kadar fırsat ve imkan sahibi olabiliyoruz. Çoğumuz yalnız pazar gününü ailesiyle geçirebiliyor. İş yerlerinden kalan enerji kendine ve ailene ancak yetiyor. Bu koşulları biliyor ve bizler de yaşıyoruz. Bu şartlarda kimse bir başkasından fedakarlık bekleyebilecek durumda değil, farkındayız. Tüm bu sıkışmışlık içinde dahi hatırlamak ve hatırlatmak istediğimiz iki şey var. İlki iş şartlarını normalleştirmeden, iş yerine naif bir anlayış göstermeden istemek. Kendinden fedakarlık etmeksizin kendi emeğini ve değerini bilerek talep etmekten çekinmemek. İkincisi ise birlik olmak. Odalarda ya da derneklerde; ofislerde, şantiyelerde, üniversitelerde. Bu bunaltıcı atmosferde bir başına olmak yılgınlık, birlikte olmak güç getirir. Unutmayalım ki bizler istemedikçe kimse vermeyecek, bizler birleşmedikçe kimse dinlemeyecek. İnsanca yaşamın asgari koşullarında birlikte ısrar etmeliyiz.
Taleplerimizin önümüzdeki dönem çalışma programında yer alması için seçilecek mimarlar odası yönetimine çağrıda bulunuyoruz. Bugün, mesleği ve kenti savunmak aynı zamanda meslektaşın haklarını nerede olsa savunmaktan geçer; akademide, ofiste, şantiyede. Biz; yeni mezun, ücretli çalışan, freelancer çalışanlar olarak bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye hazırız.
Bildiri form linki: https://forms.gle/vqmPcieVgqGiU4677
Sosyal medyadan iletişim kurabilecek kanallar:
Instagram: @mimarliktaguvencesizemek
X: @mimarliktaemek