Mimarlar Odasına %10 Yetiyor Olmalı

Bu varsayımın nedenleri üzerinde durmadan önce, “Mimarlar Odası Ne İşe Yarar?” başlıklı yazıma Azat Yalçın’ın Arkitera’da cevaben kaleme aldığı “Meslek Odası Nedir?” adlı yorumuna değinmek istiyorum. İçeriğinden bağımsız olarak, salt üzerine düşünüp farklı düşünceleri kâğıda dökmesi nedeniyle, ismen anıldığım bu yazıya öncelikle teşekkür etmek isterim.

Yazar başlığına neden olarak, ne meslektaşlarının ne de temsilcilerinin tarihsel ve içselleştirilmiş bir Oda tanımına sahip olmadığını ifade etmiş. Devlet (ideoloji) yapılanması içinden çıkıp dernekleşen bir tarihsellik sunarak yazıya başlamamın şeklen doğru, esasen hatalı olduğunu belirtmiş ve konuyu tarihsel derinliği 12. yy başlarına kadar uzanan ve özbeöz Anadolu geleneği bir ürün olarak tanımladığı loncalara bağlamış.

Loncalar kuşkusuz ki mesleki odaların tarihinde önemli bir yer tutar, ancak benim konuyu bu şekilde başlamış olmamın tek nedeni, bizzat “TMMOB Hakkında” adlı site sayfasından edindiğim bilgidir. Herhangi bir konuda yazarken, onunla ilgili okurlara girişte özet bilgi vermeye çalışırım. Bu açıdan da meslek odamızın söz konusu sayfasında yer alanlarının yeterli olduğunu düşündüm. Özellikle de günümüz sorunlarına odaklanmışken.

Yazar devamında şu değerlendirmeye yer vermiş: “Nakay, Oda’nın haksızlık hukuksuzluk ile mücadele içinde, asli görevi olan öneri ve görüş ile İdareyi yönlendirmekten uzaklaştığını belirtmiş. Eğer Dünya gerçekten sorunsuz bir yer olsaydı, bu söylediğine hak verilebilirdi. Ancak, Dünya’daki TÜM ÜLKELERDE (gelişmişi dahil) haksızlık ve hukuksuzluk şu an üst boyutta. Meslek Odaları da bu sorunlar ile mücadele etmektedir, hatta mücadele üretmektedir.”

Bununla ilgili olarak meslektaşlarımız, toplum için uğraşırken mesleğimizin gelişmesi için uğraşmayı gerçekten de ikinci plana attık diyorlar. Ancak dünyanın bütün ülkelerinde haksız ve hukuksuzluğun üst boyutta olduğu yorumunu, “dünyayı bilmemek” olarak görüyorlar. Dünyadaki tüm medeni, sosyal ve hukuk devletlerinde bireyler zaten devlete karşı bağımsız yargı ile korunduğunu, bundan ötürü sadece mesleğin gelişimi ve onunla ilgili politika üretmekle uğraştıklarını belirtiyorlar. Bu açıdan da meslek odalarının yönetimlerine aday olanları fazlaca “yerel” buluyorlar.

Günümüzde dünyayı takip etmek belki şimdiye kadar olduğundan daha önemli, çünkü internet sayesinden bu artık çok daha kolay ve aynı nedenden ötürü de çok daha hızlanmış durumda. Bunun sonucunda da gelişmeyi başaran ile başaramayan ülkeler arasındaki makas giderek daha da açılıyor. Gelişmiş ülkelerde odalar gerçekten de etkin, ancak en önemli fark tüm oda yönetimlerinde uluslararası başarıya sahip kişilerin yer alması. “Kalebodur ile Mimarın Mutfağı” etkinlik serisinde yer alan peyzaj mimarlığı disiplininin önemli temsilcilerinden ve sayısız uluslararası ödülün sahibi Prof. Rainer Schmidt, örneğin 2005 yılından beri Alman Bahçe Sanatı ve Peyzaj Kültürü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve 2008 yılından beri Bavyera Mimarlar Odası Şehir Planlamacısı görevini yürütmekte. Aynı zamanda Amerika’da Berkeley ve Çin’deki Pekin üniversitelerinde misafir profesör olarak da bulunmuş. Gerçekten de etkili olan birikiminden mesleki odalar ve dernekler sonuna kadar yararlanıyor. Bunun sonucunda da Almanya’da artık tüm mimari ihalelerde mimarla birlikte peyzaj mimarının da projeye dâhil edilmesi şart koşuluyor. Böylece arazinin güneş, rüzgâr, doğal ve sulak yaşam alanları ile bitki örtüsü benzeri özelliklerinin, yapının konumu temelden etkileyen veriler olarak proje sürecinin başından itibaren dikkate alınması sağlanıyor. Bizde ise bu çaptaki mimarların bildiğim kadarıyla odamız ile böylesi doğrudan bağlantıları olmuyor veya fazla olamıyor. Yanılmaktan mutluluk duyarım.

Alman Federal Mimarlar Odası’nın 135 bin, Amerikan Mimarlar Enstitüsü’nün ise toplam 95 bin civarında üyesi bulunuyor. Aşağıdaki linklerden ise sitelerini ziyaret edip, daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Beni özellikle Amerikan Mimarlar Enstitüsü’nün tarihi tanıtım sayfası çok etkiledi. Mutlaka ki burada, verilen toplumsal değere/faydaya bağlı olarak maddi imkânların yüksekliği de önemlidir, ancak çok profesyonelce yönetildikleri ortada. Bizde ise meslek odamız çok demode ve hantal bir yapı içeriyor ve bu haliyle Azat Yalçın’ın teorik olarak ele aldığı hak mücadelesiyle ilgili olarak herhangi somut sonuç elde edilmesinde her anlamda yetersiz kalıyor.

Bununla ilgili olarak yazımın başlığına gelecek olursak, geçen hafta sonu yer alan TMMOB Mimarlar Odası Genel Kurul Seçimleri’nde İstanbul gibi bir metropolde kayıtlı olan 20 binden yine sadece 2 bin civarında üye oy kullandı. Mimarlar Odası’nın açıklamasına bakacak olursak, yönetim bu %10 katılımda gocunacak bir şey görmüyor ve halinden gayet memnun. Aynı muhalif çizgisini sürdüreceğini belirtirken de öyle.

Bu durumda internet üzerinden oylamanın zamanı gelmedi mi, ya da başkanlığı 2 dönem (2 x 2 yıl) ile sınırlamak veya demokrasiye örnek olmak gibi sorular da görmezden geliniyor. Oysa hangi yaklaşım içerisinde olursanız olun, özellikle de mesleki bir kuruluş olarak en temel göreviniz üyelerinizle olabildiğince yakın temas içinde olmanız, onların görüş, eleştiri ve yardım taleplerinden beslenip etkin ve mesleki ağırlığı olan çözümler, etkinlikler ve yayınlar gerçekleştirmektir. Bu hedef veya amacın dışında kalan her yaklaşım, kendi kendine propaganda yapmaktan öteye gidemez. Bundan önceki yazımda ele aldığım Ataköy’deki tartışmalı projede de Ataköy sivil inisiyatifinin (dişçi kadın profesör liderliğinde) Mimarlar Odası’ndan çok daha önce organize olup hukuksal yollara başvurduğu belirtiliyor ve genel olarak odamızın ağır veya geç kalmasından şikâyet ediliyor.

Tüm bunları dile getirilince de, odayı baro ile karıştırmayın diye eleştirmenin kimseye faydası yok. Ya da,”Mimarlar Odası bir muhtar kadar yetkisi olmayan tamamen gönüllü aidatlarla ayakta kalmaya çalışan ve Türkiye şartlarında en demokratik meslek kuruluşu, seçimlere herkes girebiliyor, az kişi katılmış diye eleştiri olur mu, katılımı engelleyen mi var” demenin de öyle. Bu aslında bizdeki hep eleştirilen klasik siyasi yaklaşımın aynısı değil mi? Bu arada 23 Şubat 2020 Pazar günü İnşaat Mühendisleri İstanbul Şubesi’nde aidat borcu olanların da oy kullanabileceği belirtilmiş. Kardeş meslek kuruluşumuz bu konuda kafa karışıklığı görmüş olmalı ki, tekrar hatırlatma ihtiyacı duymuş. Belki bu kendi odamızın üyeleri için de geçerlidir. En azından katılımı yükseltme adına yerinde bir duyuru.

Ancak tüm bunların ötesindeki en temel soru şudur:

Mimarlar Odası olarak söyleminiz ve eylemlerinizle genç mimarların kaçta kaçına ulaşabiliyorsunuz?

Arkitera’nın Görüş bölümündeki en çok okunanlara bir göz atacak olursanız, son derece kıvrak ve esprili üsluplarla çok yerinde eleştirileri bulabilirsiniz. “Mimarlık ve Sex” ile “Sevgili Mimarlar Odası” her daim favorilerim. Kesinlikle tavsiye ederim.

Son olarak da yine aşağıda linkini verdiğim TMMOB Mimarlar Odası’nın ana sayfasına bir göz atmanızı ve verdiğim diğer yabancı iki meslek odasının sayfalarıyla kıyaslamanızı rica ediyorum. Bana göre aşırı siyasi ve sadece belli görüşteki mimarlara hitap ediyor gibi. Oysa çağımız dünya görüşünden bağımsız olarak ortak sorun ve çözümlerde buluşma çağı. Hatta odalar arası da öyle. Ne ifade ettiğinizden çok, nasıl ifade ettiğiniz önemlidir. Burada da benim kişisel görüşüm değil, tabii ki çoğunluğun görüşü önemlidir. Bunu öğrenmeyi de hiç düşündünüz mü Mimarlar Odası olarak? Sonuçta internet üzerinden yapacağınızı bir ankete bakar, doğru soruları sorarsanız kendinize en doğru aynayı tutmuş olursunuz.

Ancak lütfen bu eleştirilerden, yukarıdan siyasi baskıyla bu tür meslek kuruluşların yönetimini zorla değiştirip yeniden düzenlemek gibi bir sonuç çıkarılmasın sakın! Yerine yerleştirilenlerin kime hizmet ettiği biliniyor. Bu durum da sadece uçların daha sivrileşmesine ve içe kapanmaya yarıyor. Aslında siyasetin her yerden elini çekip, her türlü kurum ve kuruluşun kendi iç demokrasisi, özerkliği ve liyakati sağlayacak düzenlemeleri hayata geçirilmesine öncülük etmesi, günümüzde en çok ihtiyaç duyulan yönetim şekli. Pratikte zor da olsa, en azından Mimarlar Odası’ndan başlayabilir.

Bu konuyla ilgili iki yazımın da tek amacı, konuyla ilgili bir tartışma platformunun oluşmasına katkıda bulunmak.

Bundan sonrası genç mimarlarımıza kalmış.

Bize de her zaman destek ve öneride bulunmak düşer.

Önerilen siteler:
Alman Federal Mimarlar Odası: https://www.bak.de/bundesarchitektenkammer/mitglieder/
Amerikan Mimarlar Enstitüsü: https://www.aia.org/history
TMMOB Mimarlar Odası: https://www.tmmob.org.tr/
Arkitera / Görüş En Çok Okunanlar: https://www.arkitera.com/kategori/gorus/?order=read&person=

Etiketler

1 Yorum

  • Azat YalçınAzat Yalçın says:

    Gelişmiş ülkelerde de insan, toplum sorunları var ve önde gidiyor. Portekiz’de içinde bulunmadığım siyasi, idari faaliyet kalmamıştı ve her şeye salça oluyordum. Bulaştıkça bizim gibi olduklarını gördüm. Temaslar dahilinde diğer AB ülkelerinde de aynı sorunların cereyan ettiğine şahit oldum. Çok basitti mesela bir konu: kayıtsız çalıştırma ve insani olmayan ücretler. Mesela bir başka husus sürekli gündemde: Mimarların kendi ürettiği şeyi alacak kazancının bulunmaması. Yani bu konu Nationalda bir belgesele bile dönüşmüştü sanırım, öyle duymuştum….vs. Var yani sorunlar, insan her yerde insan ve örgütler, sendikalar, odalar orada da böyle sorunlara karşı mücadele üretiyor. Üretmekten kastım, yasa hukuk var, gidip tespit yapmak ve sorun 1-2 demeden canlı tutmak, haber etmek veya ifşa etmek… Donanımlı insanların Odacılık faaliyetine girmesi konusunu müthiş buluyorum. Ekinciler, Kubanlar, Boysanlar kalmadı artık. Mesela bu isimlerin yöntemi de farklıydı ve yine iyi sonuç alabiliyorlardı. İlla hak mücadelesi üretmiyorlardı. Ancak bu insanların bir farkı var: Sermayeden değiller. Şimdi mesela aklımıza 1-2 bilinen mimar getirelim. Bunlar genelde yarışma (yani bir çeşit ihale) kazanmış olanlar. Bilimsel yazıları, tespitleri, araştırmaları yok. Kendilerine çalışıyorlar. Bunları Odaya getirsek, yarın Odayı kendi ofislerine çevirme ihtimalleri çok yüksek. Böyle bir riski de görmezden gelemeyiz bence. (not: eleştirim Odacılık felsefesinin bilinmemesiydi. yani tam da bu bahsettiklerim Odacılık felsefesine giriyor. Kısaca, yazınızı bir ”teyid” olarak anladım).

Bir cevap yazın