WAF İzlenimleri: Emre Arolat (Emre Arolat Architects)

Emre Arolat'a WAF ile ilgili izlenimlerini sorduk.

Emine Merdim Yılmaz: Diğer mimarlık etkinlikleri ile karşılaştırdığınız zaman WAF’ı nasıl bir yere koyuyorsunuz?

Emre Arolat: Bu aslında artık bir endüstri haline gelmiş olan, mimarlık üzerinden varolma, bir şeyleri söyleyebilme adına yapılan ve bunların hepsinin bir arada olduğu en başarılı organizasyonlardan birisi.

EMY: Geçmiş yıllar ile karşılaştırdığınız zaman özellikle hem şehir hem de etkinlik açısından bu seneki Festival’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

EA: Böyle bir değişikliğin hem gerekli hem de iyi olduğunu düşünüyorum. Barselona’ya göre Avrupa’dan katılan proje sayısı daha az fakat bu sefer de yakın coğrafyalardan projeler var. Bu anlamda bu türden rotasyonlar hem faydalı hem de ilginç hale gelebiliyor.

Elimde sayısal veriler yok ama gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin geçtiğimiz seneye göre büyük bir katılımı var.

EMY: Toplam 300 proje finale kalmış. Finalist projeler arasında Türkiye’den 23 proje var. Geçtiğimiz seneki sayı 11.

Sunulan projeler arasında favoriniz var mıydı?

EA: 2010 yılında Ağa Han Mimarlık Ödülleri’nde beraber olduğum, iyi tanıdığım ve o zamanki projesini de çok sevdiğim Li Xiaodong var. O projeyi hakikaten çok değerli buluyorum.

Yalnız şöyle bir şey var. Murat’ın (Tabanlıoğlu) Bodrum Havalimanı projesi ile bu projenin aynı kulvarda bulunması bunun tam bir festival olduğunu gösteriyor.

Bambaşka iki ayrı motivasyonla yapılmış iki ayrı projenin beraber yarıştırılması ancak bir fuarda olabilir. Ciddi anlamda bir derinlik, spesifiklik beklemiyorum gene de faydalı buluyorum.

Benim açımdan en önemlisi Natali (Tombak) ve Leyla (Kori)’nın burada sunum yapıyor olması. Ben sunum yapmayı özellikle tercih etmiyorum. Onlar için bulunmaz bir fırsat. Ben onların yaşındayken bırakın bir mimarlık etkinliğinde bulunmak, herhangi bir uluslararası ortamda olmak bizimki gibi coğrafyalarda iş yapanlar için hayaldi.

Cityscape’de 3 projemiz ödül aldı, burada da Murat ile projelerimiz finale kaldı. Bunlar bizden sonraki kuşaklar için yol gösteren şeyler. Bu anlamda mimarlık ortamına bir katkımız olduğunu düşünüyorum.

EMY: Singapur hakkında konuşmak gerekirse. İlk izleniminizler ne oldu?

EA: Müthiş bir silüeti var. Biraz New York ve Şikago ile karşılaştırılabilir, onlardan çok daha yeni ve daha az karakterli. Etkileyici bir yer olduğunu düşünüyorum. Biraz Şangay’a benzettim. Bütün bir koloniyel, geleneksel geçmişi bir kenara koyduğumuz zaman Singapur’un şu an bulunduğu durum bana biraz şizofrenik geliyor.

EMY: İnşa edilmemiş eğitim yapıları kategorisinde finale kalan Abdullah Gül Üniversitesi Şehir Kampüsü projenizin duvarları yok. Bu durum, ilk sunumda jürinin de dikkatini çekti.

EA: Bizim için ilginç bir durumdu. Bizden ilk defa duvar tasarlamamız istendi. “Siz şu duvarı tasarlayın, etrafı kapatalım, daha sonra ne konuşacaksak konuşalım” dediler. Bu belki de bizim için bir şanstı.

Abdullah Gül Üniversitesi yetkililerinin verdiği program bize bir “kent kampüsü”nden ziyade bir “kent dışı kampüsü” gibi gözüktü. Çok uzun zamandır kullanılmadığı için de kentlinin de bilmediği hatta belediye başkanın bile biz sunuş yapana dek değer vermediği binalardan oluşan bir yerdi. Ben bu süreci çok değerli buluyorum çünkü önce bu duvara itiraz ve “Ne için duvar yapıyoruz ki?” sorusu ile başladık. Tamamen kentle entegre olacak şekilde programını değiştirmeyi öneren epey radikal bir proje ile karşılarına çıktık. Beni burada en çok sevindiren şey, yetkililerin yanımızda olması, inanması ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kendisine böyle bir değişiklik önerdiğimizi söyledikten sonra da “zaten başka türlüsü olamazdı ki” demesi her şeyin yerine doğru düzgün yerleştiğini gösteriyor.

EMY: Son olarak. Tasarım Bienali’nin başlamasına çok az bir zaman kaldı. İzlemeye gelenleri nasıl bir bienal bekliyor olacak? Ortaya çıkan sonuçlar sizi tatmin etti mi?

EA: İlk defa bienalin küratörü olarak beni belirledikleri zaman açıkcası bunu kabul ederek ne büyük bir sorumluluk altına girdiğimi farkında değildim. Esasen kıramayacağım birisinin bana yaklaşımı nedeniyle bunu kabul ettim.

Bienalleri ikiye ayıracak olursak bir tanesi fuar tadındakiler diğeri de gerçekten dertlenen bienaller. Ben ikincisinden yana olmayı tercih ettim. Bilmiyorum ne kadar başarılı olacak.

Yazdığım ilk çağrı metninden itibaren hep bu noktada durmaya çalıştım. Çağrı metnini yorumlayan birkaç kişiyi duyduktan sonra herhalde 3-4 tane başvuru ancak gelir diye düşünürken çok sayıda proje geldi. Bu çok memnuniyet verici bir şey. Bir bölümü aslında metni hiç okumamış ve onunla ilgili olmamasına rağmen büyük bir bölümü de iyi projelerdi. Zor seçim yaptık. 30 projeyi zor belirledik. Çok da umutluyum.

Etiketler

Bir cevap yazın