“Doğa ile İlişkimizi Sorgulayan Geçici Bir Kamusal Alan”

Doğa ile iletişimimizi mimari bir deneyim üzerinden yeniden kurgulayan Mario Cucinella ile Salone del Mobile için tasarladığı “Design With Nature” yerleştirmesi hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Tasarım dünyasının en temel etkinliklerinden biri olan Salone del Mobile bu sene 60. yılını kutladı. İlk düzenlendiği 1961 senesinden bugüne; sadece bir mobilya fuarı olmaktan çıkan etkinlik, bir haftada yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı, zamanın ruhunu yansıtan, dünyada yaşanan makro ölçekteki dönüşümlerin mimarlık ve tasarıma yansımalarının görülebileceği bir ekole dönüştü.

Bu sene fuarın merkezinde mimar Mario Cucinella’nın tasarladığı “Design With Nature” yerleştirmesi vardı. “Design With Nature” doğa ile iletişimimizi nasıl geliştirebileceğimiz ve doğa ile nasıl yaşayacağımız üzerine, kullanıcıyı içine alan ve tasarım sürecinin bir parçası haline getiren yeni yöntemler önerdi. “Design With Nature” fuarda “geçici kamusal alan mimarisi” ve “döngüsel ekonomi” konuları üzerine farkındalık yarattı.

Mario Cucinella bu yerleştirme için İtalyan şehirlerinin tipik meydan (piazza) mimarisinden ve bu mimarinin beraberinde getirdiği toplumsal ve duygusal bağlardan yola çıktı. Bu doğrultuda; içerisinde oturma alanları, bar, kütüphane, konferans alanı barındıran, insanların buluşup vakit geçirebilecekleri bir kamusal alan yarattı. Bu kamusal alan, aynı zamanda fuar esnasında sektör profesyonellerini birleştiren buluşma ve konuşmalara da ev sahipliği yaptı. 1.400 metrekarelik bu eko-mimari örneği bize; bilgi, yetenek ve teknolojiyi yeni nesil ürünlerle birleştiren bir gelecek vizyonu üzerine düşünmemiz gerektiğini hatırlattı.

Dünyanın en büyük fuar alanlarından biri olan Salone’de gördüğümüz bu mimari müdahale, fuarda bir çok markanın sergileme biçimlerinde de karşımıza çıktı. Geleneksel standlar yerine, akılda kalacak, hikayesi tasarlanmış deneyim alanları içinde ürünlerin sergilendiği “geçici mimari” örneklerin yoğunlaştığını gözlemledik.

Sürdürülebilirliğin bir kültür etrafında geliştiği dünyamızda, “Design With Nature” döngüsel ekonomi yaratmak üzerine markalara ilham verdi. Fuarda yer alan birçok markanın, enerji tasarrufu, malzeme dönüşümü, sosyal sorumluluk gibi değerlerle, ekolojik dönüşüme adapte olmaya çalıştığını gözlemledik.

Doğa ile yeniden bağ kuran ve şehir hayatının hızıyla bağını kesen tasarım yaklaşımlarının önemini izleyebildiğimiz “Design With Nature” yerleştirmesi üzerine mimar Mario Cucinella ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Salone del Mobile’nin 60. yılına özel hazırladığınız ‘Design with Nature’ temasının çıkış noktası ne oldu?

Mimarlık ve çevre ile olan ilişkinin temel olduğuna her zaman inanmışımdır. Bu, tarihimizin bir parçası ancak bugün çevresel etkilere yanıt verirken yalnızca teknolojiye güvenemeyeceğimizi kabul etmeliyiz. Bunun yerine hümanist düşüncelerimizi yeniden alevlendirmemiz gerekiyor. Belki de yeşil bir gelecek inşa etmek için çözümler bulma konusundaki en büyük zorluk; düşünce şeklimizi değiştirmektir.

Şehirlerin geleceği düşünürsek mimarlar, fiziksel, mümkün olan gerçeklerden ilham alırlardı. Bu eğilim; zamanla sanal ve artırılmış gerçekliklerden ilham almaya dönüşmeye başladı. Bunun sizin açınızdan mimariye etkileri nelerdir?

Her proje benim açımdan birbirinden farklıdır. Projelerin ait oldukları çevresel, kültürel ve sosyal bağlamlarını dikkate almamız gerekir. Bu nedenle malzemeyi her proje için özel olarak seçiyoruz, her binanın özel koşullarını ve gereksinimlerini araştırıyoruz. İlhamımızın çoğu, formun ötesinde; doğal dünyanın işleyişini incelemekten geliyor.

Sizce tasarımcılar doğadan ne öğrenebilir?

‘Ekosistemik bilgi birikiminin’ nihai ve spesifik hedefi, eğer buna böyle diyebilirsek, doğaya yeniden duyulan saygı ile hayatı daha iyi hale getirmek olacaktır.

Tasarım yoluyla sürdürülebilir bir insan-doğa ilişkisi nasıl kurulabilir?

İdeal şehrin doğayla samimi bir dostluğu vardır. Mikro bir evrende, doğa ile tasarım kentsel yaşamın dinamiklerini, doğayla olan karşılıklı bağımlılıklarımızı araştırırken; ‘sosyalliği’ ve ‘ekosistemik bilgi birikimi’ dediğimiz şeyi de vurgular.

 

Etiketler

Bir cevap yazın