“Binanın etkisiyle bu unutulmuş sokak ön plana çıktı”

Arkitera İşveren Ödülü 2012'nin sahibi olan İpera 25'in mimarı Ahmet Alataş ve işvereni Emre Baran ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aslı Uzunkaya: İpera 25 ile İşveren Ödülü’nü kazandınız, tebrik ediyoruz. Öncelikle İpera Group’u neden İşveren Ödülü’ne aday gösterdiniz?

Ahmet Alataş: İpera Group’u İşveren Ödülü’ne aday gösterme sebebimiz kendilerinin bu konuda gösterdikleri cesaret ve azimli çalışmaları. Gerek izinlerin alınma sürecinde, gerekse inşaat sürecinde böyle bir binayı ortaya çıkarmak çok basit bir iş değil. Yatırımların tamamının kazanca yönelik olduğu bu ortamda böyle bir bina yaptılar ve yaptıkları binayla aynı zamanda çevreye bir katkıları olsun istiyorlardı. İzinlerin alınma sürecinde ve uygulama sürecinde çeşitli sorunlar yaşandı. Aslında zaman zaman kendi aramızda da sıkıntılar yaşadık. Ama tüm bu süreçte işi kararlılıkla götürüp ve sonuçta binayı ortaya çıkarabildikleri için aday olarak gösterdik.

AU: Ahmet Alataş’ı bu projeye mimar olarak seçme sebebiniz nedir? Bir araya gelişiniz nasıl oldu?

Emre Baran: Bu arazide vasıfsız bir depo binası bulunuyordu. Galata’da korunmayan, tarihi eser olmayan, sit alanında olmayan bina bulmak hayli zor. Bunu değerlendirerek yeni bir bina yapmak istedik. Bundan önceki projelerimiz restorasyon projeleriydi, dolayısıyla bu projemiz ilk yeni inşaa denememiz olacaktı. Bundan önceki projelerimiz ile bölgeye vermiş olduğumuz katkıyı, sıfırdan inşaa edilen bir parselde nasıl verebileceğimiz üzerine çok kafa yorduk ve tasarımı ile öne çıkan, bölgenin geçmişi ve bugününe katkı yapacak bir proje yapmak istedik. Ahmet Alataş önceden tanıdığımız ve yaptığı işleri çok begendiğimiz bir mimar olduğu için onunla beraber yola çıkmak istedik. Kendisiyle görüştük, sonuç ürün kadar yapılacak işin zorluklarından da bize bahseti.

AU: Bina tamamlanana kadar geçen süreçte engellerle karşılaştınız mı?

AA: Galata’da kurumların, daha kötüsü burada yaşayan halkın da bu tip yerlerdeki binaların nasıl olması gerektiğine dair yerleşmiş bir anlayışı var. Bu aslında şu anki belediyenin ortaya çıkardığı bir anlayış değil. Türkiye’nin geçmiş belki 20 senesine baktığımızda koruma kurullarının bu bölgelerde ne şekil inşaat yapılabileceğine dair anlayışını görebiliriz. Korunan bölgelerde modern binanın olması fikri insanları itiyor ve reaksiyon göstermelerine sebep oluyor. Bu belki böyle bir çevrede, çevreye saygılı, duyarlı ve modern bir binanın nasıl olabileceğiyle ilgili fazla örnek tanımamalarından kaynaklanıyor olabilir. Biz aslında hem belediyeyi, hem de Anıtlar Kurulu’nu bunu başaracağımıza dair ikna ettik. Anıtlar Kurulu’nda şanslıydık çünkü Mete Tapan hem mesleki hem de kimliği açısından bu tür şeylere açık ve durumu anlayabilen bir insan. Belediyede kısmında ise yaptığımız binayı değerlendiren birimler bu işe kalkışmaya cesaret ettikleri için şanslıydık. Belediyeden kimse yapının çevreyi iyi etkilemesini beklemiyordu ama en azından çok fazla olumsuz etkilemeyeceğini düşündüler. Belediyede bu izinleri veren kişiler, dışarıdan konuyla ilgili tepki aldıkları zaman yerlerinde çok kolay tutunamıyorlar. Türkiye’de bununla ilgili kriterler çok rasyonel değil. Yani siz aslında çok başarılı bir iş yapabilirsiniz ama bu tepkilerden dolayı işinizden olabilirsiniz veya problemler yaşayabilirsiniz. Bu bina bu yüzden onlar için farklı açılardan risk teşkil ediyordu. Ama burada Anıtlar Kurulu’nun kararı, desteği ve belki de ortaya çıkardığımız projenin yapısal özellikleri uygulanabilmesine sağladı. Eğer projeyi Galata Kulesi’nin karşısında veya İstiklal Caddesi’nde yapmaya çalışsaydık bu izni alamayabilirdik. Unutulmuş ve dikkat çekmeyen bir ara sokakta olduğu biz bu izinleri alabildik. Fakat binanın etkisiyle bu unutulmuş sokak ön plana çıktı. Bence bundan sonra bu çevrede yapılacak yapılara da iyi bir örnek teşkil etti.

AU: Gerçekten binanın çevreye nasıl bir etkisi oldu? İpera 25’ten sonra sokakta bir şeyler değişti mi?

EB: Burada yaşayanlar insanlardan ve mal sahiplerinden çok fazla geri dönüş oldu. Tabi hepsi olumlu değil. “Galatanın ortasında böyle birşey yapılır mı” diyenler de var ama olumlu dönüşler çok daha fazla. Hatta birçoğu böyle birşey yapmak suretiyle kendi malların değerini artırdığımızı söyleyerek teşekkür ettiler. Binanın sokağa birşeyler kattığı tartışmasız bence.

AA: Aslında mimarlıkla, kültür ve sanatla ilişkisi olan, yani eğitimli kişilerin genel olarak bu konuda olumlu görüşe sahip olduğunu söyleyebilirim. Benim tanıdığım, bu camianın içinde olan hiç kimseden olumsuz bir reaksiyon almadım. Aslında insanların böyle şeyler görmeye ihtiyacı varmış galiba. Biz bazı şeyleri biraz büyütüyoruz. Barselona’da eski dokunun içerisinde çok benzer özellikte örnekler ve eski ile yan yana olan modern çalışmalar var. Buradaki binaları tarihsel olarak incelediğinizde hepsi aynı dönemden çıkmış, hepsi aynı özelliklere sahip binalar değil. Belki birkaç yüzyıllık bir süreçte, farklı zamanlarda yapılmış, farklı özellikte örnekleri bir arada görebiliyoruz. Benim inanışım bundan 200 sene sonra bu binaya bakan insanların, 2010 tarihinde yapılmış ve bugünkü mimariyi yansıtan binanın diğerleriyle bir arada durabildiğini görecek olmaları.

AU: İpera 25 konut olarak projelendirildi ve yapıldı. Fakat şu an bir kısmı otel olarak kullanılıyor. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?

AA: Bu binayı yaparken fazla bağlandık. Binanın sadece dış görüntüsü değil, dışarıda gördüğünüz şeyin içeride en ufak detayına kadar işlenmiş olmasına özen gösterdik. Burada mal sahibimizin çok payı var. Normalde insanlar böyle bir inşaat yaparken içlerini boş bırakıyorlar. Bizim mal sahiplerimiz dairelere o ruhu yansıtabilmek ve o geni verebilmek için, binanın en küçük noktasına kadar herşeyi tasarlattı. Bina bitttiği zaman, en küçük detayına kadar olan bütünlük binanın gerçek değeriydi. Sonrasında daireyi satın alanların istediği değişiklikleri yaparak kendi yaşantılarını buna dahil etmeleri belki normal bir süreçtir ama bizim talihsizliğimiz bütün daireleri tek bir grubun alıp, hepsinde aynı şekilde tadilat yaptırması oldu. Çünkü bu durum binaya yeni bir karakter veriyor ve bu artık dairenin birindeki tadilat olmaktan çıkıp, bütünü olmaya başlıyor. Benim bu durumun yapılış şekliyle ilgili problemlerim var, tadilatı yapıp, burayı otel haline dönüştürecek kişinin en azından öncesinde bizlerle konuşup, fikir almasını, düşüncelerimizi öğrenip, ona göre fikir üretmesini beklerdim. Ne yazık ki Türkiye’de yaşantımızda, kültürümüzde ve mimarlık kültürümüzde olmayan bir durum olduğu için biz de yaşamadık. Benim için burada gerçekleşen Arkiv Buluşması ve binayı katılan insanlarla beraber gezmek çok olumlu oldu. Binanın bu değişimi göstermiş olması beni endişelendiriyordu fakat katılımcılar bu halinde bile, bizim ne için çabaladığımızı algıladı. İnsanlar genelde bu değişikliklerin binayı etkilediğini ama bütüne bakıldığında önemli olmadığnı düşünüyorlar. Yine de böyle olmasa çok daha memnun olurdum.

AU: İşveren Ödülü’nü kazandığınızda neler düşündünüz?

EB: Yapılan işin başkaları tarafından kabul görmüş olması, mimari platformda ödüllendirilmesi bizi sevindirdi ve aynı zamanda cesaretlendirdi. Yapılan işe değer verildiği ve başkalarının da bizim gördüğümüz yerden görmesi çok teşvik edici oldu.

AU: Bu süreçte mimar – işveren ilişkisi nasıl ilerledi? Anlaşmazlıklar çıktı mı?

AA: İpera 25 Emre Bey’in ilk yeni inşaa binası, benim de inşa edilen ilk apartman projem. Hepimiz binaya çok bağlandık. Böyle olunca birtakım krizlerin olması kaçınılmaz. Şimdi dönüp baktığımda iki tarafı da çok daha iyi anlıyorum. Onlar için kendi konuları olmayan, çok şeye hakim olması gereken zor bir proje. Belki de bazen yanlız bırakmış olabiliriz. Bizim açımızdan da muhakkak ki bazı şeyler düşündüğümüz gibi olmadı ve bizi rahatsız etti.

Fakat durumun genelinde Türkiye’de bu tür bina yapma alışkanlığı olmaması problemi var. Burada inşa edilmesinde çalışan taşeron firmaları kastediyorum. Bu konularda kendini geliştirmiş insan bulmak çok zor. Çalışabildiğimiz çok az firma var. Onlarla yaşadığımız sorunlar, tekel olmalarından kaynaklı bize yansıttıkları zorluklar, detaylar için ortaya çıkan sorunlar oldu. Birçok şey özel imalat olduğu için ekstra çaba sarfetmemiz gerekti. Niyeti iyi olan bir işveren ile niyeti iyi olan mimarın bir araya gelmesi bile proje açısından olumlu oldu. Yaşadığımız anlaşmazlıklar da projeye bir şeyler kazandırdı. Ne kadar tartışma yaşasak da, hiçbirimiz hiçbir zaman binayı bırakmadık. Maksat binayı hep arzu ettiğimiz gibi tamamlamaktı.

AU: Teşekkür ederiz.

Etiketler

Bir cevap yazın