“2025 yılı, yapı sektöründe nicelikten çok niteliğin öne çıktığı bir yıl oldu”

Winsa Genel Müdür Yardımcısı Batuhan Boyacı ile 2025 yılını değerlendirdiğimiz, 2026 yılına dair öngörülerini konuştuğumuz bir söyleşi yaptık.

2025, yapı sektöründe talebin daha seçici hale geldiği, enerji performansı, sürdürülebilirlik ve doğru sistem çözümlerinin öne çıktığı bir yıl oldu. Winsa açısından bu yılı nasıl değerlendirirsiniz? 2025’te mimari projelerde ve ürün tercihlerinde en belirgin değişim neydi?

Batuhan Boyacı: 2025 yılı, yapı sektöründe nicelikten çok niteliğin öne çıktığı bir yıl oldu. Talep daralmadı ama daha seçici hâle geldi; yatırımcılar, mimarlar ve uygulayıcılar artık yalnızca bir ürün değil, doğru sistem çözümünü arıyor. Winsa açısından bu yılı mühendislik gücümüzün, ürün performansımızın ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızın daha görünür olduğu, “her yerde olmak” yerine doğru projelerde, doğru sistem çözümleriyle yer aldığımız bir dönem olarak tanımlayabilirim.

Mimari projelerde en belirgin değişim, pencere ve kapı sistemlerinin artık “tamamlayıcı” değil; tasarımın bir parçası olarak ele alındığını gözlemledik. Özellikle büyük açıklıklar, yüksek yalıtım değerleri ve cepheyle bütünleşen sürme sistemlerine olan ilgi arttı. 2025’te ürün tercihlerinde estetik kadar enerji performansı, uzun ömür ve sistem bütünlüğü belirleyici oldu. Bu da bizi, standart çözümlerden ziyade performansı ve estetiği birlikte ele alan sistemler geliştirmeye yönlendirdi.

“Ayrıca ürünlerimizin tasarım ödülleri de alması inovasyonun yalnızca teknik değil, tasarım boyutunu da sahiplenmemizin bir sonucu.”

Türkiye’de pencere ve kapı sistemleri sektörü, yeni yapı standartlarının etkisiyle dönüşürken, bu elemanların mimari tasarımdaki rolü de yeniden tanımlanıyor. Bugün sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz ve Winsa bu değişim içinde kendini nasıl konumlandırıyor?

BB: Türkiye’de pencere ve kapı sistemleri sektörü, yeni yapı standartları, enerji verimliliği beklentileri ve sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte yapısal bir dönüşümden geçiyor. Artan enerji maliyetleri ve izolasyon ihtiyacı, klasik PVC sistemlerden daha verimli ve modern çözümlere geçişi hızlandırdı. Bugün bu elemanlar, yalnızca teknik bir gereklilik değil; binanın enerji performansını, konforunu ve hatta mimari karakterini belirleyen unsurlar haline geldi.

Winsa olarak, bu trendi stratejik bir yönelim olarak okuyoruz. Türkiye’nin ilk pasif ev profillerinden Revotech ve yine pasif ev için geliştirilen Dorado 76 gibi ürünlerimiz, ısı yalıtımını üst seviyeye taşıyarak hem bireysel konutlarda hem de büyük projelerde enerji verimliliği beklentisine yanıt veriyor. Buna ek olarak tam yalıtımlı sürme sistemlerimiz, geniş açıklıklarda konfor ve tasarımı bir araya getirerek özellikle yeni nesil konut projelerinde ciddi bir tercih sebebi haline geldi. Ayrıca ürünlerimizin tasarım ödülleri de alması inovasyonun yalnızca teknik değil, tasarım boyutunu da sahiplenmemizin bir sonucu.

Winsa olarak bu dönüşüm içinde kendimizi standart üretimin ötesinde düşünen, mimari ihtiyaçları doğru mühendislik çözümleriyle buluşturan bir marka olarak konumlandırıyoruz. Pencereyi yalnızca ölçü ve detaydan ibaret görmeyen; binanın enerji davranışını, gün ışığı kullanımını ve mekansal algısını etkileyen bir sistem olarak ele alıyoruz. Amacımız, mimarın tasarım niyetini sınırlayan değil; onu mümkün kılan sistemler geliştirmek.

Mimari tasarım ile endüstriyel üretim arasındaki ilişki her geçen gün daha hassas bir denge gerektiriyor. Standart üretim ile projeye özel çözümler arasındaki bu denge bugün yapı sektöründe nasıl kuruluyor? Bu süreçte üretici markaların sorumluluğunu nasıl tanımlarsınız?

BB: Standart üretim ile projeye özel çözümler arasındaki denge, bugün yapı sektöründe üretici firmalar için en hassas noktalarından biri. Bu dengeyi doğru kurmak, üretici markalar için ciddi bir sorumluluk anlamına geliyor. Çünkü her projeyi tamamen özel üretimle ele almak mümkün değil, ancak her projeyi standart ürünlerle sınırlamak da mimari kaliteyi aşağı çekiyor.

Biz Winsa’da bu dengeyi, modüler ve esnek sistem altyapıları üzerinden kuruyoruz. Yani standart bir altyapı üzerinde, projeye uyarlanabilir, modüler ve geliştirilebilir çözümler sunmaya odaklanıyoruz. Üretici markaların sorumluluğu tam da burada başlıyor: mimari tasarıma alan açan, özgünlüğünü destekleyen, uygulanabilir, teknik olarak güvenli ve uzun ömürlü, sürdürülebilir çözümlü sistemler geliştirmek ciddi bir mühendislik disiplini gerektiriyor.

“Özellikle pasif ev uyumlu sistemler, bu yaklaşımın mimari karşılığını en net biçimde ortaya koyuyor. Bu sayede hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de mimari kaliteyi destekliyoruz.”

Sürdürülebilirlik bugün yalnızca malzeme seçimiyle sınırlı kalmıyor; tasarım kararlarından uygulama süreçlerine uzanan bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Bu çerçevede, ölçekli üretim ile nitelikli mimari çözümler arasında nasıl bir denge kuruluyor ve pencere sistemleri bu yaklaşım içinde nasıl bir rol üstleniyor?

BB: Sürdürülebilirlik artık yalnızca geri dönüştürülebilir malzemelerle sınırlı değil; tasarım kararlarından üretim süreçlerine, montajdan kullanım ömrüne kadar uzanan bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor. Ölçekli üretim ile nitelikli mimari çözüm arasındaki denge de bu noktada önem kazanıyor.

Pencere sistemleri, bu bütüncül bakışın yaklaşımın merkezinde yer alıyor. Isı ve ses yalıtımı, hava sızdırmazlığı, gün ışığı kontrolü gibi kriterler doğrudan bina performansını etkiliyor. Winsa olarak sürdürülebilirliği; uzun ömürlü ürünler, yüksek enerji performansı ve mimariyle uyumlu çözümler üzerinden ele alıyoruz. Özellikle pasif ev uyumlu sistemler, bu yaklaşımın mimari karşılığını en net biçimde ortaya koyuyor. Bu sayede hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de mimari kaliteyi destekliyoruz.

Sürdürülebilirlik tarafında, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve bilhassa 2030–2050 hedefleri, hem ürün geliştirmede hem de üretim süreçlerinde çevresel etkiyi sınırlayan çözümleri zorunlu kılıyor. Deceuninck Grubu’nun 2030’a kadar Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını yüzde 60, Kapsam 3 emisyonlarını yüzde 48 azaltma ve 2050’de net sıfıra ulaşma hedefi, Winsa’nın ürün gamının da yönünü belirliyor. Biz bu trendi, yalnızca uyulması gereken bir regülasyon değil, rekabet avantajı yaratan bir kaldıraç olarak görüyoruz.

“2026’ya yaklaşırken yapı sektöründe üç başlığın daha da belirleyici olacağını düşünüyorum: enerji performansı, büyük açıklıklara uygun sistem çözümleri ve dijitalleşme.”

2026’ya yaklaşırken yapı sektöründe hangi başlıkların daha belirleyici olacağını öngörüyorsunuz? Bu süreçte ürün geliştirme, Ar-Ge ve mimarlıkla kurulan ilişki açısından Winsa’nın önümüzdeki dönemde odaklanacağı alanlar neler olacak ve Winsa’nın mimari sürece katkısı hangi noktalarda daha görünür hale gelecek?

BB: 2026’ya yaklaşırken yapı sektöründe üç başlığın daha da belirleyici olacağını düşünüyorum: enerji performansı, büyük açıklıklara uygun sistem çözümleri ve dijitalleşme. Özellikle mimari projelerde, sınırları zorlayan açıklıklar, şeffaflık, genişlik ve mekânsal süreklilik talepleri artarken, bu talepleri karşılayacak teknik altyapı daha da kritik hale geliyor.

Değişen tüketici beklentileri, artık yalnızca dayanıklılık ve fiyat ekseninde şekillenmiyor; enerji verimliliği, yalıtım kabiliyeti, tasarım, çevresel etki ve markaya duyulan güven de karar süreçlerinin temel parametreleri.

Winsa olarak 2026 vizyonumuzu; Ar-Ge gücümüzü daha görünür kılan sistem çözümleri, pasif ev uyumlu sistemler, yüksek performanslı sürme çözümleri, geri dönüştürülmüş hammaddeden üretilen profiller ve mimari projelere özel mühendislik desteği üzerine inşa ediyoruz. Mimari sürece katkımızı yalnızca ürünle değil, teknik bilgi ve mühendislik desteğiyle de daha görünür kılmayı hedefliyoruz.

2025 yılı boyunca pek çok etkinlik, organizasyon düzenlediniz. Bu etkinliklerden söz edebilir misiniz?

BB: 2025 yılı boyunca Winsa olarak yalnızca ürünlerimizi değil, bakış açımızı da paylaşmaya odaklandık. Katıldığımız fuarlar, mimarlık odaklı etkinlikler ve sektörel buluşmalar, mimarlarla ve iş ortaklarımızla doğrudan temas kurduğumuz önemli platformlar oldu. İstanbul, İzmir ve Ankara’da, Arkitera iş birliğiyle Chef’s Table etkinlikleri düzenleyerek ülkemizin kıymetli mimarları, tasarımcıları ve sektör paydaşlarımızla bir araya geldik. Bu etkinlikleri, klasik tanıtım alanları olarak değil; karşılıklı öğrenme ve fikir alışverişi zemini olarak görüyoruz. Diğer yandan tasarım, inovasyon ve sürdürülebilirlik gibi gündem maddelerinin geleceğini değerlendirmek açısından da oldukça kıymetli buluyoruz.

Bu kapsamda, Yıldız Teknik Üniversitesi Yapı Kulübü tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Civilİstanbul etkinliğinin ana sponsorları arasında yer aldık. Bununla birlikte Konya’da Mimarlar Odası Konya Şubesi ve Karatay Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Pasif Binaların Aktif İnsanları 3” etkinliğinin de ana sponsoru olduk. Öte yandan Winnovation gibi projelerle genç tasarımcılarla bir araya gelmek, genç mimarlarla kurduğumuz bağları güçlendirdi. Önümüzdeki dönemde de iletişim çalışmalarımızı mimarlık kültürüyle temas eden, sosyal etkiyi gözeten, teknik olduğu kadar düşünsel tarafı da olan bir zeminde sürdürmeyi hedefliyoruz.

Etiketler

Bir yanıt yazın