İzmir Demokrasi Üniversitesi Mimarlık Bölümü ARCH301 Tasarım Stüdyosu kapsamında Doğukan Ülgener ve Özlem Özoğlu tarafından Buca-Koop bölgesi için geliştirilen pazar yeri projesi.
İzmir Demokrasi Üniversitesi Mimarlık Bölümü stüdyosu kapsamında tasarlanan proje, Buca’nın zorlu çanak topoğrafyasını “kentsel bir omurga” ile aşarak, ilçenin bağcılık mirasını modern bir pazar yeri kurgusuyla yeniden canlandırıyor.
Bağlam ve Morfolojik Sorun: Kopukluk
Buca-Koop, İzmir’in çeperinde gelişen, yoğun konut dokusunun ve topoğrafik eşiklerin kentsel akışı kesintiye uğrattığı bir yerleşim karakterine sahiptir. Proje alanı, doğal bir çanak (bowl-shaped) formu oluşturarak çevresinden yalıtılmış, tek cepheden erişim veren içe dönük bir kentsel boşluk olarak tariflenir. Bu durum, pazar alanını kentli için erişilebilir bir “meydan” olmaktan çıkarıp, sadece işlevsel bir alışveriş noktasına indirgemektedir. Temel tasarım sorunsalı; bu kopuk “çukur” alanın, nasıl yeniden kentin akışkan bir parçası haline getirileceği üzerinedir.
Tasarım Stratejisi: Kentsel Bir Protez Olarak “Omurga”
Projenin ana kurucu kararı, arazinin dezavantajlı topoğrafyasını bir engel olarak değil, mekânsal bir potansiyel olarak ele almaktır. “Spine Axis” (Omurga Aksı), araziye dışarıdan saplanan ve kentsel kotu pazarın merkezine taşıyan lineer bir arayüz olarak kurgulanmıştır. Bu aks, sadece bir sirkülasyon elemanı değil; kopuk iki yakayı (üst yol ve alt pazar kotu) birbirine diken cerrahi bir müdahale, kentsel bir protezdir.
Kırmızı rengi ve baskın formuyla ayrışan bu omurga; kullanıcıyı üst kottan alarak yapının içine, üretim atölyelerine ve sosyal birimlere sızdırır. Böylece pazar yeri, içine girilen kapalı bir kutu olmaktan çıkıp; içinden geçilen, deneyimlenen ve sokak yaşantısının devam ettiği bir güzergâh haline gelir.
Belleğin Mekânsallaşması: Levanten Mirası ve Üretim
Buca’nın tarihsel katmanlarında güçlü bir yer tutan, ancak günümüzde betonlaşma ile silinmeye yüz tutmuş Levanten bağcılık kültürü (Viticulture), projenin programatik omurgasını oluşturur. Pazar alanı sadece tüketim odaklı bir “alışveriş” mekanı olarak değil; üretimin, tadımın ve atölye faaliyetlerinin yer aldığı bir “kültürel üretim merkezi” olarak yeniden tariflenmiştir.
Mimari kurgu, bu üretim pratiğini yapının bir parçası haline getirir. Üzüm atölyeleri, tadım alanları ve pazar tezgahları; omurga etrafında eklemlenen modüler birimler olarak tasarlanmıştır. Bu sayede yapı, geçmişin üretim hafızasını bugünün modern kentli pratiğiyle (gastronomi, workshop, etkinlik) hibritler.
Zamansal Esneklik: 7/24 Yaşayan Kamusal Zemin
Pazar yerlerinin en büyük handikapı olan “haftanın bir günü yaşayıp diğer günler ölü mekana dönüşme” sorunu, esnek bir mekânsal strateji ile aşılmıştır. Arazinin çanak formunun yarattığı doğal eğim, pazarın kurulmadığı günlerde açık hava sinemasına, amfitiyatroya ve forum alanına dönüşen “kentsel cepler” yaratmak için kullanılmıştır.
Arka cephede oluşan ve genellikle atıl kalan “artık alanlar” (residual spaces), iklimsel olarak korunaklı, mahallelinin günün her saati kullanabileceği pasif rekreasyon alanlarına dönüştürülmüştür. Çelik makaslarla geçilen geniş açıklıklı üst örtü, yarı açık ve geçirgen yapısıyla doğal ışığı ve havayı içeri alırken, pazar alanını tanımlı ama sınırsız bir kamusal saçak altına alır.
Sonuç: Bir Arayüz Olarak Mimarlık
Spine Axis, Buca’da topoğrafya ve kent arasına sıkışmış bir boşluğa verilen mimari bir cevaptır. Bu cevap, sadece bir bina inşa etmek değil; kopuk kentsel parçaları birbirine bağlayan, geçmişin üretim kültürünü bugünün sosyal yaşamına entegre eden ve topoğrafyayı yaşamın bir parçası kılan yeni bir kentsel omurga inşa etme girişimidir.