Akın Yalvaç, Ali Cihan Yıldız, Laçin Turgut, Recep Doğukan Ceylaner ve Sena Nalbant tarafından, Kaira Looro Architecture Competition 2026 kapsamında Casamance Bölgesi için hazırlanan topluluk merkezi proje önerisi.
Yağmurdan Önce
Günün ilk ışıklarında Aissatou, kızı Mariama’yı solmuş indigo renkli bir kumaşla sırtına bağlayarak Tanaff’ın batısına giden bir otobüse biner. N6 yolu, kırmızı laterit topraklar ve seyrek palmiyeler arasından uzanır. Topluluk merkezine ulaştığında, daha önce hiç görmediği bu yapıyı tanıdığını hisseder; çünkü yapı, sanki her zaman oradaymış gibi bulunduğu toprağa aittir.
Giriş, dışarıya doğru uzanan iki duvarla insanları karşılayan açık kollar gibi biçimlenir. Duvarların üzerindeki yüzlerce el izi, köylülerin ve yapının inşasına katılan insanların ortak emeğini temsil eder. Bu yaklaşım, Senegal kültüründeki açıklık, paylaşım ve misafirperverlik anlayışı olan Teraanga kavramının mekânsal karşılığıdır. Burada kimsenin içeri girmek için izin istemesine gerek yoktur.
Yapının merkezindeki avlu, merkezî bir açık alan ve yağmur suyu toplama düzeni etrafında örgütlenen geleneksel Diola impluvium evlerinin mekânsal mantığından esinlenir. Avlunun ortasındaki ağacın gölgesi, doğrudan güneş ışığını filtreleyerek zeminde sürekli değişen ışık desenleri oluşturur. Yapı bu geleneği biçimsel olarak taklit etmek yerine; ışık, hava ve topluluk etrafında şekillenen anlayışı sürdürür.
Kütüphane, derslik, atölye ve diğer tüm işlevler avluya eşit biçimde açılır. Kalın sıkıştırılmış laterit duvarlar gece boyunca depoladıkları serinliği gün içinde korurken; yüksek tavanlar, kontrollü açıklıklar ve duvar üst kotu ile çatı arasında bırakılan sürekli havalandırma boşluğu doğal hava dolaşımı sağlar. Böylece mekânların havalandırılması ve gün içinde aydınlatılması için elektrikli sistemlere ihtiyaç duyulmaz.
Atölyede bilgi, sözlü anlatımdan çok birlikte üretme yoluyla aktarılır. Aissatou ve Mariama’nın aynı kil parçasını elleriyle biçimlendirmesi, geleneksel bilginin nesiller arasında gündelik yaşamın içinde aktarılmasını simgeler. Yapı yalnızca eğitim verilen bir yer değil; öğrenmenin çalışma, oyun, gözlem ve paylaşım yoluyla gerçekleştiği bir ortamdır.
Öğleden sonra yağmur bulutları yaklaştığında avluda başlayan buluşma, kesintiye uğramadan topluluk salonuna taşınır. Perfore laterit duvarlardan süzülen ışık, ağaç yaprakları arasından geçen doğal ışığın kapalı mekândaki karşılığını oluşturur. Böylece açık avlu ile korunaklı salon birbirini tamamlar ve toplumsal yaşam farklı hava koşullarında devam eder.
Dışarıda, çatı yağmur suyunu yapının kenarlarına yönlendirirken geniş saçaklar laterit duvarları doğrudan yağıştan korur. Nemle koyulaşan ancak dayanımını koruyan duvarlar, giriş yüzeyindeki el izlerini taşıyan aynı yerel topraktan ve ortak emekten meydana gelmiştir.
Gece olduğunda topluluk salonundan yayılan ışık, perfore duvarlar aracılığıyla ıslak zemine desenler düşürür. Yapı, gün doğumundaki sessizlikten akşamın ortak kutlamalarına kadar gündelik yaşamın değişen ritimlerine eşlik eder.
Tasarım Yaklaşımı: Gündelik Yaşamın Gözlemlenmesi ve Mimari Olarak Sürdürülmesi
Tasarım, biçimsel bir arayıştan önce Casamance bölgesindeki gündelik yaşamın gözlemlenmesine dayanır. Bölgede yaşam büyük ölçüde ağaçların altında, avlularda ve iç ile dış arasındaki eşiklerde gerçekleşir. İnsanlar resmî bir davete veya önceden belirlenmiş bir düzene ihtiyaç duymadan bir araya gelir, üretir ve paylaşır.
Bu gündelik açıklık ve misafirperverlik kültürü, projenin ilk mimari kararını oluşturur. Dışarıya doğru uzanan giriş duvarları insanları yönlendirmek veya sınırlandırmak yerine karşılar ve yapının içerisiyle çevresi arasında geçirgen bir eşik meydana getirir.
Plan şeması, geleneksel Diola impluvium konutlarının merkezî avlu etrafında örgütlenen yapısından geliştirilmiştir. Avlu; ışığın, havanın ve topluluk yaşamının birleştiği sosyal ve iklimsel bir merkezdir. Tüm işlevler bu alandan doğrudan erişilebilir durumdadır. Belirgin bir hiyerarşi, baskın bir aks veya tekil bir ana giriş yerine eşitlikçi ve geçirgen bir mekânsal düzen kurulmuştur.
Topluluk salonu ise ağacın altında bir araya gelme deneyimini kapalı bir mekâna taşır. Perfore laterit duvarlar, ağacın yaprakları arasından süzülen ışığın etkisini yeniden üretirken doğal havalandırmayı destekler. Böylece yağışlı dönemlerde veya açık avlunun yeterli olmadığı durumlarda topluluk yaşamı korunaklı bir ortamda devam eder.
Malzeme Seçimi: Toprağın Sunduğu Olanaklar
Duvarlar, Casamance bölgesinde doğal olarak bulunan ve demir bakımından zengin kırmızı laterit toprağının kalıplar içerisinde tabakalar hâlinde sıkıştırılmasıyla oluşturulur. Lateritin yüksek ısıl kütlesi, dışarıdaki sıcaklık yükseldiğinde iç mekânların daha serin kalmasına yardımcı olur. Malzemenin rengi, dokusu ve ağırlığı yapıyı doğrudan bulunduğu coğrafyayla ilişkilendirir.
Bazı duvar yüzeylerinde kullanılan perfore bölümler, gün ışığını kontrollü biçimde içeri alır ve mekanik sistemlere ihtiyaç duymadan doğal havalandırmayı destekler. Sıkıştırılmış laterit duvarlar, doğrudan zemin neminden ve mevsimsel su baskınlarından korunmaları amacıyla yapıyı zeminden yükselten betonarme bir kaide üzerine yerleştirilir.
Çatı taşıyıcı sistemi, yerel kaynaklı gül ağacı kerestesinden üretilen kiriş ve makaslardan oluşur. Ahşap taşıyıcıların üzerine, su geçirmez çatı katmanını oluşturan oluklu metal levhalar yerleştirilir. Metal levhaların üzeri, iç mekânlardaki ısı kazanımını azaltan bitkisel çatı örtüsüyle kaplanır. Geniş çatı saçakları laterit duvarları doğrudan güneşten ve şiddetli yağıştan koruyarak malzemenin uzun ömürlü olmasına katkı sağlar.
Duvar üst kotu ile çatı örtüsü arasında bırakılan sürekli boşluk, yükselen sıcak havanın dışarı atılmasını sağlar. Kontrollü açıklıklar, perfore yüzeyler ve yüksek tavanlarla birlikte çalışan bu pasif sistem, yapının mekanik iklimlendirme olmadan doğal biçimde havalandırılmasına imkân verir.
Tüm malzemeler yerel olarak temin edilebilir niteliktedir. Bu durum yalnızca ekonomik veya lojistik bir zorunluluk olarak değil, tasarımın temel bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Yerel malzeme kullanımı ulaşım maliyetlerini azaltırken, yapının bakım ve onarımının da topluluğun kendi bilgisi ve imkânlarıyla sürdürülebilmesini sağlar.
Yapım Süreci: Yerel Bilginin Kullanılması
Yapım süreci, ağır makine veya dışarıdan uzmanlık gerektirmeyecek şekilde yerel iş gücü, malzemeler ve geleneksel yapım bilgisine dayanır. İlk aşamada betonarme kaide yerinde dökülerek yapı zeminden yükseltilir ve laterit duvarların toprakla doğrudan teması engellenir.
Ardından duvar kalıpları hazırlanır ve nemlendirilmiş laterit toprak, kalıpların içine tabakalar hâlinde yerleştirilerek sıkıştırılır. Duvarlar yükseldikçe çatı sistemini taşıyacak yerel ahşap elemanlar duvarların üst bölümüne yerleştirilir. Ahşap taşıyıcıların duvar üst kotunun üzerinde devam etmesi, sıcak havanın sürekli olarak dışarı atılmasını sağlayan havalandırma boşluğunu oluşturur.
Duvarların tamamlanmasının ardından yerel ahşap kiriş ve makas sistemi kurulur. Bu taşıyıcı sistemin üzerine oluklu metal levhalar yerleştirilir ve son katman olarak bitkisel çatı örtüsü uygulanır.
Her yapım aşaması doğrudan bir önceki aşamanın üzerine inşa edilir. Karmaşık montaj sistemlerine, ithal araçlara veya dışarıdan teknik uzmanlığa ihtiyaç duyulmaz. Bu nedenle yapı yalnızca yerel malzemelerle üretilen bir topluluk merkezi değil, aynı zamanda topluluğun kendi emeği, bilgisi ve üretim kültürüyle inşa edebileceği sürdürülebilir bir süreçtir.