Muammer Karaca Tiyatrosu

Muammer Karaca Tiyatrosu

Muammer Karaca Tiyatrosu’nun restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreci, İBB Miras ekibinin yaklaşık yedi yıl önce başlattığı çalışmalarla şekillendi. Novos Studio sürece son dört yılında dahil oldu. Restorasyon çalışmaları ve proje yönetimi İBB Miras ekibi tarafından yürütüldü.

Tiyatro; Tarih, Konsept & Yaklaşım

Tiyatro, antik dönemlerden beri insanların eğlenme ve düşünme ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilmiş önemli bir sanat ve kültür alanıdır. Tiyatro kelimesi, Yunanca “theatron” yani “görme yeri” sözcüğünden gelir ve bakmak, seyretmek kavramları ile yakından ilişkilidir. Günümüzde, modern tiyatro gelenekleri, eski tiyatro formlarını ve düşüncelerini geliştirerek çağdaş bir yaklaşımla sunar.

Geleneksel Türk seyir sanatları özellikle 17. ve 18. yüzyılda kukla, gölge oyunu, ortaoyunu, meddah gibi geleneksel formlarla zenginleşerek köklü bir temaşa kültürü oluşturmuştur. Görsel ve işitsel öğeler aracılığıyla izleyiciye sunulan, eğlendirme ve etkileme amacı taşıyan performansları ifade eden temaşa kavramı, farklı kültürlerde ve dönemlerde çeşitli biçimlerde karşılık bulmuştur. Antik Yunan’da tragedya ve komedya türlerinin ortaya çıkışından Türk tiyatrosunun geleneksel formlarına uzanan bu tarihsel süreçte temaşa, toplumsal yaşamın ve ortak kültürel deneyimin önemli bir parçası olmuştur. Özellikle Orta Asya ve İslam dünyasının seyir geleneklerinde önemli bir yer tutan temaşa kültürü, Türk tiyatrosunun gelişiminde de belirleyici bir rol oynamıştır.

19. yüzyıla geldiğimizde ise Pera, Osmanlı’nın Avrupa ile diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin yoğunlaştığı bir merkez olmuştur. Elçilikler ve diplomatik çevreler, Batılı sahne sanatlarının İstanbul’da yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş; tiyatro, farklı toplumsal çevreleri bir araya getiren önemli bir karşılaşmamekanına dönüşmüştür.
Bugünkü İstiklal Caddesi üzerinde, Çiçek Pasajı’nın bulunduğu yerde 19. yüzyılda faaliyet gösteren Naum Tiyatrosu, Beyoğlu’nda Batılı tiyatro geleneğinin ilk önemli örneklerinden biridir. 19. yüzyıldan itibaren farklı kültürlerin ve konsoloslukların bir araya geldiği Beyoğlu’nda, Batılı anlamdaki tiyatro yapıları İstiklal Caddesi ve çevresinde çoğalmış; zaman içinde bu bölge İstanbul’un tiyatro yaşamının önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür.

Bu tarihsel sürekliliğin 20. yüzyıldaki önemli yapılarından biri de, İstiklal Caddesi’ne açılan bir çıkmaz sokakta, Hollanda ve Fransa konsoloslukları arasında yer alan Muammer Karaca Tiyatrosu’dur. Bulvar tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Muammer Karaca tarafından kurulan tiyatro, 1955 yılında kapılarını açmıştır. Yapının mimarı, Karaca’nın yeğeni ve dönemin öncü kadın mimarlarından Perran Doğancı’dır. Yarım yüzyılı aşan tarihi boyunca Muhsin Ertuğrul, Adile Naşit, Gülriz Sururi, Yıldız ve Müşfik Kenter, Münir

Özkul, Sadri Alışık ve Genco Erkal gibi Türk tiyatrosunun önemli isimlerine ve farklı tiyatro topluluklarına ev sahipliği yapan yapı, Beyoğlu’nun tiyatro belleğinin önemli parçalarından biri olmuştur.

Zaman içinde yıkılan, yeniden inşa edilen ya da dönüşerek varlığını sürdüren çok sayıda tiyatro ve kültür yapısı, bu tarihsel birikimin izlerini günümüze taşımaktadır. Bugün Atatürk Kültür Merkezi’nden başlayarak İstiklal Caddesi boyunca devam eden ve Haliç Tersanesi’ne uzanan kültür aksı, Beyoğlu’nun sahne sanatları ve kültür odağı olma niteliğini korumaktadır.

Mimari Yaklaşım

Muammer Karaca Tiyatrosu’nun restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreci, İBB Miras ekibinin yaklaşık yedi yıl önce başlattığı çalışmalarla şekillendi. Novos Studio sürece son dört yılında dahil oldu. Restorasyon çalışmaları ve proje yönetimi İBB Miras ekibi tarafından yürütülmüştür.

Tarihi haritalardan tespit edildiği üzere, Karaca Tiyatrosu’nun bulunduğu alanda 19. yüzyıla ait bir Beyoğlu apartmanı, Fransız Konsolosluğu’na ait Fransız Mahkemesi yapısı ve bu iki yapı arasında yer alan bir bahçe bulunmaktaydı. Perran Doğancı’nın 1955 tarihli projesiyle bu yapılar tiyatro kompleksine dahil edildi. Beyoğlu Apartmanı’nın içine fuayeye hizmet veren ana merdiven yerleştirildi; döşeme kotları tiyatronun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlendi. Bu müdahaleler sonucunda apartmanın özgün mekansal karakteri o günün ihtiyacına göre dönüştürüldü ve bugün atriuma bakan tarihi cephesi tiyatro yapısının bir parçasına dönüştü.

Yenileme projesinde, alandaki bu üç yapının birbirleriyle kurduğu ilişki ve üstlendikleri programlar yeniden ele alındı. Beyoğlu Apartmanı’nın özgün karakteri ve cephesi yeniden görünür hale getirilirken, tiyatro hacmi apartmandan ayrıştırılarak bağımsız bir kütle olarak tanımlandı. Fransız Mahkemesi ise çıkmaz soksaktan hizmet verecek şekilde yeniden işlevlendirildi. Üç farklı döneme ve karaktere ait bu yapı, aralarına yerleşen şeffaf bir atrium aracılığıyla yeniden birbirine bağlandı.

Çatı kotundan başlayarak zemin katta Boğaz cephesine kadar uzanan atrium, yapının merkezinde şeffaf ve aydınlık bir fuaye tanımlar. Çatıdan aldığı doğal ışığı fuaye katlarına taşıyan atrium, aynı zamanda uzun yıllar yapının içinde saklı kalmış Beyoğlu Apartmanı cephesini yeniden görünür kılar. Böylece atrium, yalnızca üç kütle arasındaki dolaşımı sağlayan bir bağlantı mekanı değil, yapının farklı dönemlerini ve mimari katmanlarını bir arada okunabilir kılan bir ara-mekana dönüşür.

Üç yapının farklı karakterleri, malzeme seçimleri üzerinden de korunur ve görünür kılınır. Fransız Mahkemesi’nin tonozlu mekanlarında taş ve tuğla yüzeyler, Beyoğlu Apartmanı’nda dokulu sıva ve özgün söveler korunurken; bunların arasına yerleşen atrium cam, çelik ve beyaz yüzeylerden oluşan çağdaş ve şeffaf bir katman olarak ele alındı. Yalın bir mimari dile sahip tiyatro kütlesi ise bu tarihsel dokudan ayrışarak çağdaş bir ek olarak okunur.

Boğaz silüetinde Karaca Tiyatrosu, çevresindeki yapıların ölçeği ve kütlesel sürekliliğiyle uyumlu bir ilişki kurarken, yalın beyaz cephesiyle kendi kimliğini ortaya koyar. Cephede yer alan geniş açıklık, yapının masif kütlesini hafifletirken içerideki atriumu ve farklı yapı katmanlarının birlikteliğini dışarıdan görünür kılar. Böylece tiyatro, Beyoğlu’nun mevcut silüeti içinde kendini ayrıştırmadan var olurken, çağdaş ve yalın mimari diliyle kent içindeki varlığını belirginleştirir.

Program Yerleşimleri ve Yeni Karaca Tiyatrosu

Beyoğlu Apartmanı, Fransız Mahkemesi ve tiyatro kütlesinin özgün mekansal nitelikleri ve yeni program içindeki rolleri ayrı ayrı tanımlanırken; aralarında yer alan atrium, bu farklı parçaların birbirleriyle ilişki kurduğu ortak alan olarak kurgulanmıştır. Programın bu dört mekansal bileşen üzerinden dağıtılması, her yapının kendi karakterini korumasına olanak verirken, dolaşımın, karşılaşmaların ve ortak kullanımların bütüncül bir kurgu içinde yeniden örgütlenmesini sağlamıştır.

01 Beyoğlu Apartmanı / Tiyatro Evi

Eski Beyoğlu Apartmanı, bağımsız tiyatro topluluklarının kullanımına açık bir Tiyatro Evi olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Yapının mevcut oda düzeni korunarak tiyatro eğitimi, atölye ve prova süreçlerinin ihtiyaçlarına cevap verecek mekanlar oluşturulmuştur.

1955 tarihli Karaca Tiyatrosu projesinde apartmanın içine yerleştirilen fuaye merdiveni kaldırılarak özgün oda düzeni yeniden ortaya çıkarılmış; döşeme kotları restitüsyon verileri doğrultusunda yeniden düzenlenmiş ve volta döşemeler özgün yapım tekniğine uygun olarak yeniden kurgulanmıştır.

Yapının cepheleri restore edilerek özgün mimari karakteri yeniden görünür hale getirilmiştir. Sokağa bakan cephesi Beyoğlu’nun mevcut kentsel dokusu içindeki yerini korurken, daha önce tiyatro yapısı içinde kalan cephesi yeni atriumun kurulmasıyla yeniden açığa çıkarılmıştır. Böylece apartmanın bir yüzü kente açılan bir dış cephe, diğer yüzü ise atriuma bakan bir iç cephe niteliği kazanır. İki farklı kamusal mekana yüz veren yapı, hem sokak hem de tiyatro içindeki dolaşımın parçası olarak yeniden okunur hale gelir.

02 Fransız Mahkemesi / Sergi Salonu

Fransız Mahkemesi’nin tonozlu mekânı, farklı sergi ve performanslara ev sahipliği yapabilecek esnek bir altyapıyla yeniden işlevlendirilmiştir. İstiklal Caddesi çevresindeki alternatif performans mekânlarının karakterine benzer biçimde, salona doğrudan çıkmaz sokaktan erişim sağlanır. Böylece sokak yalnızca bir ulaşım alanı olmaktan çıkarak etkinlik öncesinde ve sonrasında kullanıcıların bir araya geldiği açık bir fuayeye dönüşür.

Mevcut tonozlu yapıda, eski tiyatronun betonarme taşıyıcı sistemine ait kolonların açtığı boşluklar yapının geçmiş müdahalelerinin izleri olarak korunmuştur. Yeni tiyatro strüktürü, tonozlu yapıya yeni bir müdahalede bulunmadan, çelik taşıyıcıların bu mevcut boşluklara yerleştirilmesiyle kurulmuştur. Böylece yeni strüktür, eski yapının bıraktığı izleri silmek ya da yeni izler oluşturmak yerine onları takip ederek tamamlar. Salonun geometrisi de bu mevcut izlerin belirlediği noktalardan hareketle, ancak kendi dönemini ifade eden yeni bir form olarak şekillenir.

Çıkmaz sokağın sonunda yer alan sanatçı girişi aynı zamanda bu mekâna da hizmet eder. Burada oluşturulan düşey sirkülasyon bağlantısı, sergi ve performans salonunun ana tiyatronun kulis ve servis alanlarını ortak kullanabilmesini sağlar. Böylece Fransız Mahkemesi, gerektiğinde tiyatroyla birlikte, gerektiğinde ise bağımsız olarak çalışabilen alternatif bir kültür ve performans mekânı olarak yapının programına dahil edilir.

03 Tiyatro

300 kişilik izleyici kapasitesine sahip tiyatro; ana sahne, yan sahneler, parter ve balkondan oluşmaktadır. Salon, izleyiciyi sahneye mümkün olduğunca yaklaştıran kompakt bir plan şemasıyla ele alınmış; kapasitenin parter ve balkona dağıtılmasıyla salonun plandaki hacmi küçültülmüştür. Bu sayede tiyatro kütlesi Beyoğlu Apartmanı’ndan geri çekilerek iki yapı arasında atriumun oluşmasına alan açılmıştır.

Salonun kompakt geometrisi ve balkon yüzeyleri, izleyici ile sahne arasındaki görsel ve mekansal yakınlığı güçlendirirken, müzik ve sahne performanslarının gerektirdiği dengeli ses dağılımını ve akustik bütünlüğü destekler. Ana sahne, farklı performans türlerine uyum sağlayabilecek tam donanımlı sahne mekaniği, sahne platformu ve yük asansörüyle desteklenmiştir.

Parter fuayesi girişin bir üst kotunda konumlanırken, salona fuayeye açılan iki koridor üzerinden ulaşılır. Yangın merdivenlerine de bağlanan bu koridorlar, seyirci dolaşımı ile servis ve kaçış senaryolarının birlikte çözülmesini sağlar. Zemin kattan teras kotuna kadar devam eden düşey sirkülasyon ise günlük kullanımda kulis, sahne, balkon ve ışık köprüsü arasındaki bağlantıları kurar.

Salonun sahne arkasında Boğaz’a açılan geniş açıklık, salonun alışılmış kapalı karakterine farklı bir nitelik kazandırır. Performans sırasında karartılabilen bu açıklık, gündüz prova ve sahne tasarımı çalışmalarında doğal ışığı içeri alırken İstanbul Boğazı’nı sahnenin arkasında bir fon olarak görünür kılar.

Yalın bir kabuk içinde ele alınan salonun iç mekan karakteri, ahşap ve antrasit akustik elemanlarla tanımlanmıştır. Bu ahşap paneller, salonun akustik performansını güçlendirirken, mekanın perspektifini derinleştirir.

04 Atrium / Üç Yapı Üç Program Arasında Bir mekan

Atrium, tiyatronun ana dolaşım ve fuaye mekanıdır. Salona ulaşan merdivenleri içine alırken, oditoryum ile Beyoğlu Apartmanı arasında bir boşluk oluşturarak iki yapıyı birbirinden ayrıştırır ve aynı zamanda yeniden ilişkilendirir. Eski Karaca Tiyatrosu’na ait fuaye merdivenlerinin apartmanın içinden çıkarılarak bu alana taşınması, tarihi yapının özgün mekansal düzeninin yeniden kurulmasına olanak sağlamıştır. Çatıdan aldığı doğal ışık ise dar bir çıkmaz sokakta yer alan yapının merkezinde aydınlık, geçirgen ve sosyal bir ortak alan oluşturur.

Atrium zemin katta yapının derinliğine doğru devam ederek ana fuayeye dönüşür. Kafe, vestiyer ve ıslak hacimler gibi tiyatronun ortak kullanımları bu alanda yer alırken; fuaye aynı zamanda karşılaşma, toplanma ve ortak çalışma mekanı olarak kurgulanmıştır. Fuayenin sonlandığı noktada tiyatronun sahne arkası alanları başlar. Sokaktan alt kotta ayrı bir girişi bulunan bu bölümde kulisler, depolar ve oyuncuların sahne öncesinde kullandığı “green room” yer alır. Böylece seyirci ve sanatçı dolaşımları birbirinden ayrışırken, yapının farklı programları kendi kullanım senaryoları içinde çalışabilir.

Ancak atrium, yalnızca bu işlevleri bir araya getiren bir dolaşım ve fuaye mekanı değildir. Kendini öncelikle bir boşluk olarak tarif eder; hareketi içinde barındırır, farklı zamanlarda farklı kullanımlara ve karşılaşmalara olanak tanır. Eski yapıların izleri ile yeni müdahaleler burada doğrudan birbirine eklenmek yerine, aralarında bırakılan boşluk üzerinden ilişki kurar. Eski ile yeni tek bir mimari dil içinde eritilmez; farklılıkları ve aralarındaki mesafe korunarak birlikte görünür hale gelir. Böylece atrium, üç yapı ve üç program arasında kalan bir boşluk olmaktan çıkar; farklı dönemleri, kullanımları ve kullanıcıları bir araya getiren, aralarındaki ilişkileri yeniden tanımlayan bir ara-mekana dönüşür.

Bu ara-mekanın kurduğu ilişki yapı sınırlarında sonlanmaz. Zemin kotunda sokakla kurulan geçirgenlik, kentteki hareketin yapı içine taşınmasına; fuayenin ise sokağın devamı gibi çalışmasına olanak verir. Çıkmaz sokağın sınırlı kamusal alanı yapının içine doğru genişlerken, atrium da tiyatronun içinden kente açılan yeni bir kamusal niş oluşturur. Böylece kamusal hayat yalnızca yapının içinde ya da dışında değil, ikisi arasındaki eşikte kendine yer bulur.

Ara-mekanı tasarlamak, yalnızca bir boşluğu tanımlamak değil, o boşluğun taşıdığı olasılıkları açık bırakmaktır. Bu açıklık, yapının geçmişi, yeni kullanıcıları ve kent arasında farklı ilişkilerin kurulmasına; zaman içinde yeni kullanımlar ve karşılaşmalarla yeniden tanımlanmasına olanak verir. Karaca Tiyatrosu’nda üç farklı yapının arasında açılan bu boşluk, geçmişi yeni olandan ayıran bir sınır değil, farklı zamanları birbirine bağlayan bir aralık olarak çalışır.

Hafıza da benzer biçimde geçmiş ile gelecek arasında açılan bir ara-mekan olarak düşünülebilir. Kent hafızasını korumak, geçmişi olduğu haliyle muhafaza etmekten çok, geçmişin yeni kullanımlar, karşılaşmalar ve anlamlarla yaşamaya devam edebilmesine alan açmaktır.

Yönlendirme Tasarımı: Oya Çitçi

Etiketler

Bir yanıt yazın