Katılımcı, Trabzon Ortahisar Sanayi Mahallesi Kentsel Tasarım Fikir Yarışması

Zübeyde Yeşilyurt Tunç, Senanur Üstün, Semanur Kekeç, Ayça Güçlü, Ayşe Betül Simsar, Mert Yiğit Cesur, Rümeysa Yazıcı ve Zeynep Öykünaz Temel'in "Trabzon Ortahisar Sanayi Mahallesi Kentsel Tasarım Fikir Yarışması" için tasarladığı proje önerisi.

Proje Raporu:

KENTİ ‘İZ’LEMEK – ORTAHİSAR SANAYİ MAHALLESİ

1. Giriş ve Sorun Tanımı

Trabzon, tarihsel süreçte farklı medeniyetlerin izlerini üst üste biriktirmiş, çok katmanlı bir kentsel belleğe sahip bir kenttir. Ancak Ortahisar Sanayi Mahallesi, mevcut durumda bu kentsel bellekle ilişkisiz, parçalı ve sürdürülebilirlikten uzak bir mekânsal yapı sergilemektedir.

Alan, güçlü ulaşım akslarının kesiştiği ancak kentsel deneyimin henüz başlamadığı bir “geçiş eşiği” niteliğindedir. Yoğun araç baskın kullanım ve hızlı sanayi dokusu, insan ölçeğini geri plana iterek tarihsel silüetin okunabilirliğini zayıflatmış; mekânsal sürekliliği kesintiye uğratmıştır.

Bununla birlikte alanın suyla kurduğu ilişki kopuk, kıyı ile bağlantısı zayıf ve kamusal açık alan sistemi süreksizdir. Bu durum, hem ekolojik hem de sosyal anlamda kentsel bütünlüğün kurulmasını engelleyen temel bir problem alanı oluşturmaktadır.

2. Tasarım Felsefesi ve Temel Yaklaşım

Proje yaklaşımı, transit hareketin salt bir geçiş eylemi olmaktan çıkarılarak mekânsal karşılaşmalar üreten bir kentsel deneyime dönüştürülmesi üzerine kurulmuştur. Tasarım, geçmişe doğrudan bir referans üretmek yerine, zamanın katmanları arasında süreklilik kuran bir mekânsal okuma geliştirmektedir.

Alanı biçimlendiren tarihsel izler ve mevcut yapı formları üzerinden geliştirilen kentsel hafıza, tasarımın temel organizasyon girdisi olarak ele alınmıştır. Mevcut yapı izleri ve form okumaları yeniden yorumlanarak mekânsal sürekliliği destekleyen bir kurguya dönüştürülmüştür. Bu bağlamda alanın yeşil doku ve su ile kurduğu ilişkinin sınırlı, kopuk ve süreksiz yapısı temel tasarım problemi olarak değerlendirilmiş; mavi-yeşil altyapıyı güçlendiren ve kamusal açık alan sürekliliğini yeniden kuran bütüncül bir yaklaşım geliştirilmiştir.

Bu çerçevede tasarım, kentsel ölçek baskısını dengeleyerek insan ölçeğini ön plana çıkaran; hareketi yavaşlatan, duraklama ve karşılaşma anlarını çoğaltan, deneyim odaklı bir mekânsal kurgu üretmeyi hedeflemektedir.

Dört Ana Prensip:

1. Silüetin Onarımı: Değirmendere boyunca kütlelerin kademeli geri çekilmesiyle tanımlanan yapılaşma, topografik akışın sürekliliğini görünür kılarken dere aksının silüet değerini güçlendiren; rüzgâr koridorlarını kesintiye uğratmayan geçirgen bir mekânsal organizasyon önerir.

2. Kentsel Belleğin Sürekliliği ve İzlerin Korunması: Proje alanının geçmişten günümüze taşıdığı çok katmanlı kentsel hafıza, tasarımın temel girdilerinden biri olarak ele alınmıştır. Alanda daha önce varlık göstermiş sanayi yapıları, su değirmenleri, serenderler ve otobüs terminaline ait izler; yalnızca fiziksel kalıntılar olarak değil, mekânsal ve anlamsal referanslar olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, söz konusu izler korunarak yeniden yorumlanmış; mevcut tasarım kurgusu içerisinde süreklilik sağlayacak biçimde görünür kılınmıştır. Öneri, geçmişe ait bu katmanları silmek yerine, onları güncel kentsel yaşamla bütünleştirerek okunabilir kılmayı amaçlar. İzlerin mekânsal karşılıkları; zemin izleri, malzeme farklılaşmaları, iz düşümleri ve açık alan kurguları aracılığıyla yeniden üretilmiş; böylece kullanıcı ile mekân arasında hatırlamaya dayalı bir ilişki kurulmuştur. Bu yaklaşım, alanın yalnızca fiziksel dönüşümünü değil, aynı zamanda kentlinin kolektif belleğinde yer eden imgelerin devamlılığını da gözetir.

Tasarım, geçmişin katmanlarını görünür kılan, onları gündelik kullanımla ilişkilendiren ve kentlinin zihinsel haritasında iz bırakan bir kentsel deneyim üretmeyi hedefler.

3. Mavi-Yeşil Altyapı ve Yağmur Bahçeleri: Proje kapsamında mavi ve yeşil altyapı sistemleri bütüncül bir ekolojik ağ olarak ele alınmış; yağmur bahçeleri bu sistemin temel bileşenlerinden biri olarak kurgulanmıştır. Sert zeminlerden gelen yüzey akışını toplayan ve yerinde sızdıran bu alanlar, doğal drenajı destekleyerek taşkın riskini azaltmakta ve su döngüsünü süreklilik içinde ele almaktadır.

Dere bandı ve açık alanlarla entegre edilen yağmur bahçeleri, yerel bitki türleriyle birlikte çalışarak hem ekolojik performansı artırmakta hem de suyun görünür olduğu nitelikli kamusal mekânlar üretmektedir.

4. Kolektif Yaşam Kurgusu: Proje alanı, bireysel kullanımların ötesine geçen; farklı kullanıcı gruplarını bir araya getiren, etkileşimi teşvik eden ve ortak üretim kültürünü destekleyen bir kolektif yaşam zemini olarak ele alınmıştır. Bu doğrultuda tasarım; kamusal, yarı kamusal ve özel alanlar arasında kurduğu geçirgen ilişkilerle sosyal karşılaşmaları artıran, süreklilik gösteren bir mekânsal organizasyon önerir.

Kolektif yaşam anlayışı, yalnızca açık alanlar üzerinden değil; farklı ölçeklerde kurgulanan sosyal ve üretim mekânlarıyla desteklenmiştir. Kütüphane, atölye alanları, ortak çalışma mekânları, çay evi ve çeşitli kamusal birimler; kullanıcıların bir araya geldiği, etkileşim kurduğu ve mekânla bağ geliştirdiği odaklar olarak ele alınmıştır. Bu birimler, açık alanlarla bütünleşen esnek kullanımlar sunarak gündelik yaşamın farklı senaryolarına olanak tanır.

Yerleşim kararlarında benimsenen yaklaşım, kullanıcıların yalnızca alandan geçip gitmesini değil; burada vakit geçirmesini, üretmesini ve paylaşmasını hedefler. Bu bağlamda proje, barınma, sosyalleşme ve üretim pratiklerini iç içe geçiren; canlı, dinamik ve çok katmanlı bir kamusal yaşam deneyimi oluşturmayı amaçlar.

3. Mekânsal Kurgu ve Deneyim Rotaları

Alan, birbirinden kopuk odakları yeniden ilişkilendiren bir “leke şeması” üzerinden kurgulanmıştır.

Kentsel Eşik -Karşılama: Terminal bölgesi, kentle temasın ilk güçlü okumasının yapıldığı bir kentsel eşik alanı olarak ele alınmıştır. Bu alan, ziyaretçinin kente dair ilk deneyimini yönlendiren, bilgilendiren ve yön bulmasını kolaylaştıran bir ara yüz olarak kurgulanmıştır.

Bu doğrultuda alanda bilgi merkezi, yöresel ürün satış birimleri ve geçici konaklama birimleri konumlandırılmıştır. Bilgi merkezi, kullanıcıya kentsel ve mekânsal yönlenme imkânı sunarken; yöresel ürün birimleri bölgenin yerel üretim kültürünü görünür kılarak mekânsal deneyimi desteklemektedir.

Tasarım yaklaşımı, terminal alanını yalnızca bir geçiş noktası olmaktan çıkararak; kente adaptasyonu kolaylaştıran, yerel değerlerle ilk teması kuran ve kullanıcıyı karşılayan bir ara mekânsal durak olarak tanımlamaktadır.

Kentsel Hafıza Odağı: Değirmendere Köprüsü, araç trafiğinden arındırılarak yayalaştırılmış ve kentsel sürekliliği güçlendiren bir yaya omurgası olarak yeniden kurgulanmıştır. Bu müdahale ile köprü, yalnızca bir geçiş elemanı olmaktan çıkarılarak, durma, gözlemleme ve karşılaşma anlarını destekleyen bir kamusal mekâna dönüştürülmüştür.

Bölgede yer alan eski değirmen izleri ise tasarımın hafıza katmanı olarak ele alınmış; bu izler, topografya ile bütünleşen teraslar ve kamusal oturma alanları üzerinden yeniden yorumlanmıştır. Böylece mevcut izler, fiziksel referans değerini koruyarak güncel kullanımla ilişkilendirilmiş ve kentsel belleği görünür kılan bir mekânsal kurgu oluşturulmuştur.

Kolektif Yaşam Odağı: Eski sanayi yapılarının izlerini taşıyan alan, geçmişin mekânsal hafızasını görünür kılan bir kamusal kurguya dönüştürülmüştür. Açık sergi mekânları, bu endüstriyel mirasın izleri üzerine yerleşerek alanın tarihsel katmanlarını güncel yaşamla ilişkilendirir. Mevcut dokunun içinde sıkışmış olan yurt yapısı ise, önerilen açık ve geçirgen kamusal alanlar sayesinde çevresiyle yeniden bütünleşen bir odak hâline getirilmiştir.

Kültür merkezi, kütüphane, gençlik merkezi, festival ve kermes alanları, pazar alanı ve açık atölyeler; birbirini besleyen işlevler olarak kurgulanmış, günün farklı saatlerinde ve yılın farklı dönemlerinde aktif kalabilen çok katmanlı bir kamusal yaşam senaryosu oluşturmuştur. Esnek kullanım olanakları sunan bu kurgu, kullanıcıların üretim, paylaşım ve sosyalleşme pratiklerini desteklerken, alanı yaşayan ve dönüşebilen bir kentsel odak hâline getirmektedir.

Mahalle Yaşam Odağı: Proje kapsamında rezerv alan, Mahalle Yaşam Odağı olarak yeniden yorumlanmış; mahalle ölçeğinde kamusal yaşamı örgütleyen bir çekirdek olarak ele alınmıştır. Geçmişte terminal yapısının bulunduğu bu bölgede mevcut yapı izleri korunarak, kentsel hafızanın sürekliliği muhtarlık, kent müzesi ve sosyal tesis işlevleriyle güçlendirilmiştir.

Kavramsal yaklaşım doğrultusunda alan; kreş, peyzajla bütünleşen oturma birimleri ve park alanları ile gündelik yaşamı destekleyen kamusal bir açık alan sistemi olarak geliştirilmiştir. Trabzon’un geleneksel serender yapısından esinlenilen yapı ise yeniden işlevlendirilerek mahalle kütüphanesi olarak tasarıma entegre edilmiş, böylece odak hem kültürel sürekliliği hem de sosyal etkileşimi destekleyen bir mahalle merkezi olarak kurgulanmıştır.

Rekreasyon Omurgası: Dere boyunca kurgulanan yeşil koridor, kentsel açık alan sistemini birbirine bağlayan kesintisiz bir rekreasyon omurgası olarak ele alınmıştır. Bu omurga, yaya ve bisiklet hareketliliğini süreklilik içinde ele alarak alan boyunca erişilebilirliği artırmakta ve parçalı açık alanları bütüncül bir sistem içerisinde birleştirmektedir.

Doğal peyzaj ile uyumlu şekilde tasarlanan bu koridor, yalnızca bir ulaşım aksı değil; aynı zamanda dinlenme, karşılaşma ve sosyal etkileşim imkânı sunan lineer bir kamusal açık alan olarak kurgulanmıştır. Böylece dere hattı, kentsel yaşamı destekleyen sürekli bir yeşil bağlantı aksına dönüşmektedir.

4. Konut ve Yaşam Senaryosu

Konut kurgusu, geleneksel “sofa” tipolojisinin mekânsal süreklilik ve sosyal etkileşim üreten yapısını yeniden yorumlayarak, dolaşımı yalnızca bir geçiş elemanı olmaktan çıkaran bir yaşam omurgası olarak ele almaktadır.

Bu yaklaşım doğrultusunda konut blokları, iç avlulu ve lineer-kademeli bir yerleşim sistemiyle tasarlanmış; kütleler arasında oluşturulan boşluklar, yarı açık alanlar ve geçirgen geçişler ile kamusal-özel ilişki dengesi kurulmuştur.

Zemin katlarda kurgulanan ticari süreklilik (TİCK) ile sokak yaşamı desteklenmiş, yapı alt kotlarında kamusal aktivitenin kesintisiz devamlılığı sağlanarak kentsel zemin güçlendirilmiştir.

5. Teknik ve Ekolojik Stratejiler

Sünger Şehir: Proje alanı, yağmur suyunun hızlı tahliyesine dayalı geleneksel sistemler yerine, suyu yerinde tutan ve doğal döngüye entegre eden sünger şehir yaklaşımı ile ele alınmıştır. Bu kapsamda geçirgen yüzeyler, yağmur bahçeleri ve yer altı su depolama elemanlarıyla yüzey akışı kontrol altına alınmış, suyun toprakla buluşması ve gecikmeli drenajı sağlanmıştır.

Bu sistem sayesinde taşkın riski azaltılırken, suyun peyzaj sistemi içinde aktif bir bileşen olarak kalması ve ekolojik sürekliliğin güçlendirilmesi hedeflenmiştir.

Ulaşım: Ulaşım kurgusu, Terminal–Değirmendere–Sanayi aksı arasında tanımlanan hafif raylı sistem üçgeni üzerinden yeniden örgütlenmiş; bu sayede bölgesel erişilebilirlik güçlendirilirken araç bağımlılığı azaltılmıştır.

Yeraltı otopark çözümleri ile yüzeydeki araç yoğunluğu kontrol altına alınmış, zemin kotu yaya öncelikli bir kamusal açık alan sistemine dönüştürülmüştür. Bu yaklaşım, kentsel zeminin yeşil ve kamusal kullanımlara özgürleşmesini sağlayarak süreklilik gösteren bir yaya deneyimi üretmektedir.

Peyzaj: Proje kapsamında peyzaj kurgusu, Trabzon’un nemli iklim karakteri ve zengin bitki örtüsü referans alınarak, endemik türler ve bölgeye özgü fındık koruları üzerinden geliştirilmiştir.
Bu yaklaşım, yalnızca bitkisel bir düzenleme değil; mavi-yeşil altyapı ile bütünleşen, ekolojik sürekliliği destekleyen ve kentsel açık alan sistemini güçlendiren bir peyzaj omurgası olarak ele alınmıştır. Kent ormanı, korular, dere bandı ve açık alanlarla kurulan süreklilik sayesinde alan, doğal ekosistem ile kamusal kullanım arasında dengeli bir ilişki kurmaktadır.

6. Sonuç

Bu proje, Ortahisar Sanayi Mahallesi’ni kentsel bir çöküntü alanı olmaktan çıkararak; çok katmanlı kentsel hafızası, yeniden yorumlanan yapı izleri ve güçlendirilen mavi-yeşil altyapı sistemi üzerinden Trabzon’un yeni, kimlikli ve süreklilik gösteren bir alt-merkezine dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Kentsel eşikler, rekreasyon omurgası, kolektif yaşam odakları ve mahalle ölçeğinde tanımlanan yaşam merkezleri aracılığıyla alan; yalnızca bir geçiş koridoru olmaktan çıkarılmış, durma, karşılaşma ve etkileşim üreten bir kamusal mekânsal sisteme dönüştürülmüştür.

Tasarım; su ve yeşil altyapıyı bütüncül ele alan ekolojik yaklaşımı, endüstriyel izlerin yeniden okunmasıyla desteklenen kentsel hafıza katmanlarını ve insan ölçeğini önceleyen mekânsal organizasyonu bir araya getirerek, alanı 7/24 yaşayan, üretken ve kamusal değeri yüksek bir kentsel odak haline getirmektedir.

Etiketler

Bir yanıt yazın