Katılımcı (Mesaidışı Mimarlık), Torbalı Belediyesi Belediye Hizmet Binası Pazaryeri ve Otopark ile Yakın Çevresi Ulusal Mimari Proje Yarışması

MİMARİ AÇIKLAMA RAPORU

‘KAMUSAL ARAYÜZ: AGORA’

Bugün insanın karşılaşma, paylaşma ve ortak üretme mekanı olarak ele alabileceğimiz ‘kamusal alan’ kavramı, kentlerin tarihsel süreçleri boyunca farklı şekillerde kent hafızasında kendine yer bulmuştur. Bu bağlamda karşımıza çıkan ‘agora’ lar şüphesiz ki bu kamusal alanların fiziksel oluşumu olarak adlandırılabilir. ‘Agora’ kentin farklı aktörlerinin kesiştiği, paylaştığı ve ürettiği bir kamusal arayüzdür. Ne yazık ki bu arayüz bugün ‘kent meydanı’ olarak adlandırılsa da, içinde barındırdığı -ya da barındıramadığı- dinamikler bakımından, kentsel üretim mekanı olmaktan uzaklaşmış durumdadır. Üretim-etkileşim ve paylaşımın bir arada olmadığı bir alandan  ‘kamusal alan (kent meydanı)’ olarak söz edilemez. İşte tamda bu noktada kentin üretim ve tüketim dinamiklerini merkezinde barındıran kamusal alanlardan biri;pazar yerleri karşımıza çıkar. Pazar yerleri merkezinde bulunan üretici-tüketici arası etkileşim pratiği ile günümüz modern toplumunun yozlaşan tüketim algısına karşı duran bir eylem  niteliğindedir. Bu yönü ile pazarlar,  kentin farklı aktörlerinin buluştuğu kamusal arayüz mekanları olarak ele alınabilir. Peki içinde barındırdığı tüm bu dinamiklerle pazar yerleri bugün kentin yeni ‘agorası ‘ niteliği taşıyabilir mi?

‘KENTSEL YAŞAM KORİDORU’

Şüphesiz ki ‘agora’ kavramı, kentte sadece üretim ve tüketimin buluştuğu yer olarak ele alınamaz. ‘ Agora’lar aynı zamanda kentin sosyal, politik ve ekonomik dinamiklerinin merkezini oluşturan mekanlardır. İşte tam da bu noktada tasarımın çıkış noktası; kamuya ait ve kamusal olanın kesişimi ‘agora’nın , bir ‘kentsel yaşam koridoru’ boyunca birleşmesinden bahsedebilir. Bu koridor bürokrasi ile kentliyi aynı kamusal arayüzde fakat farklı seviyeler ve etkileşim alanlarında birleştirir. Bu alanlar tasarımda kamusal tüketim ve etkileşim alanları olarak yer alır. Tüketim alanlarının aktörlerini, pazardaki üretici ve tüketici simgelerken, etkileşim alanlarının aktörlerini ise bürokrasi ve kentli oluşturur. Bu bağlamda aynı ‘saçak altında’ lineer  bir aksta basamaklanan tasarım, sıfır noktasında barındırdığı ‘kent amfisi’ ile, üretim- tüketim- ve etkileşim basamaklarını sosyal anlamda ortak paydada buluşturur. Peki bu basamakları sadece üretici-ürün ve tüketici üçgeninden okumak mümkün müdür?

‘KENT BOSTANI’

Bugün bu üçgenin sadece fiziksel yönden ele alınması, bu kurgudaki etkileşim basamağını yok eder, oysaki ürün kavramı sadece maddesel yönü ile ele alınmaz. Ürün aynı zamanda etkileşim ve paylaşımının ortaya çıkardığı sosyal bir olgudur. Bu noktada tasarımın etkileşim basamağı olan ‘kent bostanı’  kentsel yaşam koridorunun üst seviyesinde kendine yer bulur. Üretici-kentli ve bürokrasinin ortak arayüzde buluştuğu kent bostanı, kentliye sosyal bir paylaşım mekanı sunar. Ancak bu bostanda üretilen ürün yalnızca fiziksel manada sosyal etkileşime etki etmez. Üstlendiği paylaşım rolü ile de bahsi geçen basamakların farklı bir seviyede, belki de son basamağını oluşturur. Tasarım senaryosunda oluşturulmaya çalışılan bu döngü, salt tüketimin gerçekleştiği pazar yerine etkileşim basamağını da ekler.

Tasarım kurgusuna göre, oluşturulan bu kent bostanı geçici pazar yerine, kalıcı anlamda yüklediği paylaşım alanı görevi ile üretim-ürün-tüketim döngüsündeki son basamağı da tamamlamış olur. Tasarlanan bu paylaşım alanı, pazarın etkin olmadığı zamanlarda, alanının bir sosyal-etkileşim alanına dönüşmesini sağlar. Böylece mekânsal sürdürülebilirlik, aynı zaman sosyal anlamda da sürdürülebilirlik boyutu kazanmış olur.

‘KENTSEL PAYLAŞIM ODAĞI’

Kentler ve kent merkezleri kendilerini oluşturan sınırlayıcı eşikler ile birlikte ele alınmalıdır. İzban hattı gibi lineer bir eşik üzerinde yer alan tasarım, şüphesiz ki bu sınırlardan bağımsız düşünülemez. Peki bu sınırlayıcı-ayırıcı-  öge aynı zamanda bir birleştirici görevi görebilir mi? Bu noktada tasarımın ana omurgası olan ‘kentsel yaşam koridoru’, bu sınırlayıcı öğeyi kent bostanı seviyesinde  düşey ‘köprü’ kurgusu yaratarak artık bir eşik olmaktan çıkarır. Böylece bu eşiği hem kavramsal hem de fiziksel yönden sürekli bir mekan haline getirir. Kullanıcıya kesintisiz bir kamusal mekan algısı sunar. Tasarım bu bağlayıcı koridor yaklaşımı ile, izban hattını da aynı karakterde kentsel bir omurga olarak yorumlatır. Böylece gelecek kurgusundaki izban hattı üzerinde yeni ‘paylaşım odakları ‘ için bir öngörü niteliği oluşturur.

‘KENT ODAĞINDA AÇIK ALAN SENARYOSU’

Bugün kent yönetimleri odaklarında bulunan tüm açık-yeşil- alanları ‘kent meydanı’ olarak görmektedir. Oysaki bir kent meydanı ancak üzerindeki kullanıcı ile var olur. Kullanıcının mekanı benimsemesi ise ne yazık ki mekana yüklenen işlevlerden bağımsız düşünülemez. Bu yönü ile tasarım, odağına aldığı açık paylaşım-etkileşim alanı kurgusuna sürekli , geçici ve kalıcı işlevler yükleyerek, orayı gerçek bir ‘kent meydanı’na dönüştürme çabasındadır. Saçak altı ve saçak üstü oluşturduğu yeşil alanları döngüsel kullanım senaryosuna katarak , bu mekanları gerçek kamusal mekanlar haline getirir; kentsel yaşam alanlarına dönüştürür. Böylece kullanıcı/kentli kamusal alan deneyimini farklı seviyeler ve kesişim arayüzlerinde,  kentin farklı aktörleri ile deneyimleme imkanı bulur. Saçak üstü -saçak altı kesişimlerinde oluşan kent bostanı-halk meclisi arakesiti ile kent amfisi-belediye meydanı-pazar alanı arakesiti farklı aktörlerin  buluştuğu sosyal yeşil alanlar haline gelir. Bu yönü ile tasarım, bahsi geçen salt yeşil alan niteliğindeki kent meydanlarını  gerçek kamusal kent arayüzleri haline getirmeyi amaçlar.

Etiketler

Bir cevap yazın