Eşdeğer Ödül (Öğrenci), Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Eşdeğer Ödül (Öğrenci), Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması

Ahmet Efe Haşılcıoğlu, Arda Mamus, İrem Çakırca, Öykü Solkun, Doğa Solkun'un Keçiören Belediyesi tarafından düzenlenen "Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması" için hazırladığı “BAĞ.” isimli proje öğrenci kategorisinde eşdeğer ödül kazandı.

BAĞ.

HAYAT NEDİR? Hayat bütün coğrafyalarda bir olabilir mi? Hayat ve toplum arasındaki ilişki nedir? Hayat bireysel midir? Hayat olmazsa ne olur? Hayatsız yaşam olur mu? Hayatsız mekân olur mu? Bir mekân nasıl hayat bulur?

Bu sorular, mimariyi yalnızca bir inşa süreci olarak değil, toplumsal bir ‘hayat’ kavramı olarak ele alır. Geleneksel Türk evinde sofa ile dış dünya arasında köprü kuran o eşik, bugün kentsel ölçekte kaybettiğimiz toplumsal “bağ”ın ta kendisidir. Mekânı bir yığından ayıran ve ona anlam katan bu bağın eksikliği, kenti sadece binaların toplamı olan bir bütüne dönüştürür. Bu anlayışın kentsel karşılığı, Ankara’nın kent hafızasında doğayla kurduğu güçlü “bağ” ile yer edinen Keçiören’de algılanır. Keçiören, geçmişte karakteristik (Bağ Evi) konut tipolojisiyle kentsel bir nefes alanı niteliği taşımaktaydı. Ancak 2000’li yıllardan itibaren artan yapılaşma baskısı, bu doğal mirasın hızla sönümlenmesine neden olmuştur. Yapılan analizler, Gökçek Parkı gibi önemli yeşil odakların yaklaşık %25 oranında betonlaştığını ve Bursa ile Kızlarpınarı Caddesi gibi yoğun ulaşım akslarının yaya sürekliliğini ve yeşili kesintiye uğratan fiziksel engellere dönüştüğünü göstermektedir. Proje, bu kentsel ve sosyal kopukluğu eleştirel bir tavırla ele alarak, eski Türk evi plan tipolojisindeki “hayat” kavramını güncel bir tasarım problemi olarak yeniden yorumlamayı ve azalan yeşil dokuyu canlandırmayı amaçlar. Kentsel bellekteki bu zedelenme, sadece fiziksel kayıplarla değil, aynı zamanda yapay temsiliyetler üzerinden kurgulanan müdahalelerle de derinleşmiştir. Özellikle Estergon Kalesi, Şelale ve yerellikten uzak Bağ Evleri gibi kentsel ölçekteki uygulamalar, bölgenin özgün kentsel kimliğini yanlış tanımlayarak kentsel verilerin tarihsel gerçeklikle örtüşmeyen bir biçimde yansıtılmasına neden olmaktadır. Keçiören’in kentsel dokusu üzerine yapılan analizler, bölgenin tarihsel kimliğini oluşturan “bağ” kültürünün bozulmaya uğradığını göstermektedir. İlçedeki yeşil alan yetersizliği, ekolojik sürekliliği engellerken; kuzeyindeki Gökçek Parkı’nın yeşil dokusuna uyum sağlayamamış ve esas işlevini eskisi kadar yerine getiremeyen Fatih Stadı alanı, kentin sosyal ve mekânsal kesintiye uğramasına sebep olmuştur. Alanın geçmişinde görünür olan ancak günümüzde üstü kapatılan Ağılkaya Deresi ana kurguyu oluşturan can suyu omurgasını temsil eder. Mekânsal ve sosyal tıkanıklığa bir yanıt olarak kurgulanan program; sofa (yeni nesil kütüphane), atölye bağ/bağ-daş, adaptif satış birimleri, ticari hayat, kooperatifler, (üretim/satış) ve yeşil bağ amfisi, çocuk oyun alanları, kafe, bağ arşivi/sergileri(sosyal etkileşim) odaklarını bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı üretim, ticaret ve kültürel aktivitelerle birleştirir. Satış stratejisi; üretimden tüketime halkın her aşamayı deneyimleyebileceği ve üreticiyle doğrudan temas kurabildiği, üretime dahil olabileceği bir model üzerine kurgulanmıştır. Kuyubaşı Metro hattı, Fındıklı Sokak ve Fatsa Sokak yönlerinde konumlanan bu strateji; Metro İstasyonu’ndan gelen çeşitli kullanıcıyı ve yerli halkı kapsayarak bölgeyi canlandırmayı ve ticari döngü oluşturmayı hedefler. Bu yaklaşım, ticareti sadece ekonomik birimlerle sınırlı tutmayıp sosyal ve kültürel faaliyetlerle destekleyerek metroyu ve sokakları dinamik bir kamusal alana dönüştürür. Projenin ekolojik, sosyal ve mekânsal döngüleri, Keçiören’in tarihsel bağ kültürünü sürdürülebilirlik odağında birleştirir. Ekolojik döngü; eğimli döşemeler ve su oluklarıyla yönlendirilen yağmur suyunun bitkilendirme alanlarında doğal yollarla arıtılarak üstü kapatılan Ağılkaya Deresi hattını beslemesiyle kentsel su döngüsünün sürekliliğini sağlar. Bu sisteme entegre edilen yerel bağlar, gridal strüktürü bir iskelet olarak kullanarak artan sıcaklık farklarına karşı mikroklimatik bir üst örtü oluşturur. Mekânsal ve sosyal döngü ise bu ekolojik döngünün içinde, kooperatif atölyeleri, tohum takas pazarları ve bağ amfileri aracılığıyla şekillenerek; metro yolcusundan yerel zanaatkâra kadar geniş kullanıcı profilini bir araya getirir.

Tasarımın fiziksel kurgusu, arazinin kot farkını kullanarak topografik uzlaşımlarla alanın üzerinde Gökçek Parkı’ndan uzanan yeşil ve yaya aksını yekpare bir plak sistemi ile devamlılığını sağlar. Mekânın kurucu aksı, kentin dinamik insan akışını temsil eden ve fonksiyonları besleyen “Can Suyu Omurgası”dır. Bu omurga insanları, suyu, yeşili mekanlara dağıtarak hayatları besleyen can suyu özelliğini taşır. Programın merkezinde yer alan “Sofa (yeni nesil kütüphane)”, düşey “hayat” boşluklarıyla doğrudan ilişkili alt ve üst kotlara çalışan sosyal bir buluşma noktası olarak tasarlanmıştır. Geleneksel Türk evindeki kavramların karşılığı olan düşey boşluklar, doğal ışığın, yeşilin ve havalandırmanın alt kotlardaki mekânlara hayat vermesini sağlar. Bu bağ strüktürüyle bir çalışan “Oyunla Bağ-la” kavramı; alanın sportif geçmişi ve kolektif belleğini, çocukların bağları ve kenti oyunla keşfetmesini hedefler. Bu düşey ve yatay keşif ağları aracılığıyla ulaşılan üst örtü sistemi, bir “Seyirgah” özelliği kazanarak kentsel sürekliliği bir keşif haline getirir.

Sonuç olarak bu öneriler, Keçiören’in unuttuğu kentsel ve sosyal bağları yeniden kurma çabasıdır. Geleneksel plan şemalarının sunduğu yerleşim bilgisi, kentin bugünkü erişim ve sosyalleşme problemlerine cevap veren bir çözüm olarak yeniden yorumlanmıştır. Betonlaşan Keçiören dokusu içerisinde açılan bu hayat alanları, kentten sızan insan ve yeşilin sürekliliğiyle beslenerek, kentin geleceğine dair yaşayan, nefes alan ve kendini sürekli yenileyen sürdürülebilir bir hayat vaat eder.

Etiketler

Bir yanıt yazın