Eşdeğer Mansiyon, Mamak Askeri Cezaevi Değerlendirme Mimari Proje Yarışması

“12 Mart ve 12 Eylül dönemi ile siyasal belleğe iyice yerleşen, 12 Mart dönemiyle birlikte sivilleri de ağırlayan Mamak Cezaevi 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle birlikte ülke gündeminde işkencelerle ve insan hakları ihlalleriyle gündeme taşındı”

12 Mart ve 12 Eylül süreçleri demokrasiye, özgürlüğe ve insan haklarına vurulmuş darbelerdir. Cezaevi kavramını ele alacak olursak, dört duvar içinde kalmaktır esasında. içerdekiler ve dışardakiler olarak ikiye ayrılır ve bunlar arasındaki arayüzdür “duvar” bir nevi sınırdır. İç ile dış arasını koparan bir figürdür. Tüm bu siyasal belleği yaratan Mamak Cezaevi’nin içerisinde ve dışarısındakiler kimlerdi peki? İçeridekiler “Direniş” yakası işçiler, öğrenciler (halkın kendisi) aslında halk iradesi, dışarıdakiler ise onları içeriye koyan durum “Darbe” askeri yaka… Arada kalan ise duvarlar, unutulan gerçek ise “Demokrasi”…

“Doksanlı yılların başında Cumhuriyet Gazetesi’nde bir röportajda ‘demokrasi’ lafına ‘çoğunluk diktatörlüğü’ demiştim. O dönemde çok hayret edilmiş ve tartışma uyandırmıştı, demokrasi kutsal bir kavram, dokunulmaz diye düşünülüyordu. Aslen demokrasi azınlıktaki bir kişinin haklarının korunmasıyla ilgili bir kavram. Diyelim ki tek bir eşcinsel var Türkiye’de, ya da tek bir ateist var, onun hakkını ne kadar koruyabiliyorsan demokrasi ölçüsü öyle oluyor. Yoksa çoğunluk oy vermiş ya da çoğunluğun fikirleri neyse o geçerli olmuş, demokrasi demek o değil ki. Demokrasi kadar da yanlış kullanılan, çarpıtılan kavram yok.” Zülfü Livaneli

hürriyet-darbe-esaret-eziyet-ölüm’ü izleyen ve sonunda yine günümüze aydınlığa yürünen bir yol, ardından yükselişi-demokrasi duvarını-özgürlüğü göreceğimiz bir başlangıç…

Etiketler

Bir cevap yazın