Eşdeğer Mansiyon, Dışişleri Şehitleri Anıtı ve Anı Mekânı Fikir Projesi Yarışması

Eşdeğer Mansiyon, Dışişleri Şehitleri Anıtı ve Anı Mekânı Fikir Projesi Yarışması

Selçuk Kişmir ve Meltem Çelik Kişmir'in projesi Dışişleri Şehitleri Anıtı ve Anı Mekânı Fikir Projesi Yarışması'nda eşdeğer mansiyon ödülü kazandı.

Cumhuriyet devrimiyle başlayan, modern bir toplum ve buna eşlik edecek kurumların inşası serüveni şüphesiz kolay olmamış, iç ve dış dinamiklerle çok defa sınanan yolculuğumuzda nice zorluk, ve hatta trajedi, yakın tarihimizde yerini almıştır. Yarışmanın merkezine aldığı dışişleri şehitlerimiz de geçen yüzyılın oldukça çalkantılı geçen 70’li ve 80’li yıllarına damga vurmuş, ancak dönemin kalabalık ve zaman zaman karanlık gündemi arasında hatıraları belki bir miktar da ihmal edilmiş kayıplarımızdandır.

Diplomatik misyonlarda Türkiye Cumhuriyeti’nin temsili için yetişmiş bürokratlarımız, aileleri ve çalışma arkadaşlarıyla birlikte çeşitli terör saldırılarına maruz kalmış, bu kanlı süreç uzun yıllar devam etmiştir. Cumhuriyetin, imparatorluktan devraldığı kimi sorunların yeni dönemde de yakıcı meseleler olarak süreceğinin ispatı da sayılabilecek bu silsile, özellikle ASALA terör örgütünün gerçekleştirdiği suikastlerle hatırlanmaktadır. 1973 yılında Los Angeles Başkonsolos Yardımcısı Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’in şehit edilmesiyle başlayan saldırılar, farklı temsilciliklerimizdeki eylemlerle devam etmiştir. 2000’li yıllara kadar uzanan daha yakın tarihli saldırıları da dahil ettiğimizde, resmi görevleri nedeniyle büyük riskler almış, bu uğurda hayatlarını feda etmiş çok sayıda görev şehidini hatırlamak, onurlandırmak ve bunu mimarlık aracılığıyla kalıcılaştırabilme ihtimali, yarışmanın sunduğu çok önemli bir fırsattır.

ÖNERİ TASARIM:

YAS, YAD VE UMUT

Anıtlar ve ilişkili anma mekanları, mimari tipolojiler içinde özel bir kategoriyi tanımlar. Odaklandıkları toplumsal olay, kişi ya da dönemler üzerinden bir anlatı inşa ederken, yalnızca fiziksel ve mekânsal nitelikleriyle değil, aynı zamanda ziyaretçilerde uyandırdıkları duygusal deneyimlerle de öne çıkar. İşlevselliğin ötesine geçerek, kolektif hafızayı canlı tutan bir anlam dünyası yaratma potanisyeli taşırlar.

Yarışma için geliştirdiğimiz öneride, yalın ancak güçlü bir anlatı ile alanın mevcut karakterinden beslenmeye gayret ettik. Anıtın, katmanlı bir duygusal ve fiziksel deneyime imkan veren bir anlatı kurmasını önceledik. Ziyaretçilerin yalnızca seyirci konumunda olduğu pasif birer unsur olmanın ötesine geçebilmesi mühimdi. Bu yolla anıtın merkezine aldığı vak’a, hem fiziksel mekan hem de işaret ettiği semboller yoluyla deneyimin kalbine yerleşebilirdi.

Alan kullanımında, Botanik Park’ın topoğrafik karakter ve mazisini iyi yansıtan mevcut kot ilişkilerini muhafaza ederek, sınırlı bir müdahale ile dönüştürmeyi hedefledik. Giriş alanı bitişiğindeki mevcut terasları malzeme ve birbirleri arasındaki erişim noktasında tekrar ele alıp; anıt kütlesini giriş kotu, teraslar ve park içi sirkülasyonu arasında yeni bir bağlantı olarak hayal ettik.

Anıtın fiziki tasarımını yönlendiren üç temel kavram ya da evreyi; YAS, YAD ve UMUT olarak belirledik. YAS, kayıplarımızı tek tek isimleriyle hatırladığımız, kent ölçeğinden keskin bir kopuşla şekillenmiş bir rotayı temsil ederken; YAD, mekansal bağlamın tam içinde ve bir arada olduğumuz anma alanını; UMUT ise ortak miras ve geleceğimize dair inancımızın temsilini üstleniyor. Bu üç kavramın mekânsal karşılıklarını arayarak, tasarımın bütününde ziyaretçilerin anma sürecini hem bireysel hem de toplumsal düzeyde deneyimleyebileceği bir kamusal alanın ortaya çıkmasına gayret ettik.

İnce bir kesik gibi proje alanına yerleşen paralel iki duvar, cadde kotunda Anıt ve Anı Mekanının fiziki temsili olarak yükselirken; bir yandan da geniş panorama ve açıklığa tezat bir dar geçit olarak, merkezine aldığı trajedi ve kayıpların duygusal anlatısına hizmet ediyor. Parkın genel silueti içerisinde, başka bir dönem ve başka bir işleve ait olduğunu gizlemeden var olmayı ve anıtsallığı ile görünürlüğünü bu yolla kazanmayı hedefliyor. Mevcut ağaç dokusuna müdahale etmeksizin yerleşen bu dar kesik, cadde kotunda zarifçe açılan formuyla kentliyi içine davet ediyor.

Koyu renkli geniş duvarlar, giriş meydanı kotunda bir köprüyle yırtılıyor. İki duvarı delip geçen bu doğrusal açıklıktan kent manzarasına doğru bir seyir balkonu uzanıyor. Bu yolla, alanın kısmi olarak perdelenmiş başkent panoraması kentliye geri verilirken, aynı zamanda şehrin cumhuriyetle özdeşleşmiş yolculuğu da genel anlatının UMUT durağı olarak anlam kazanıyor. Cadde kotunda tanımlı ilişkili meydanın, anma törenleri için bir toplanma alanı olarak da kullanılması öngörülüyor.

Ziyaretçileri duvarların arasından teraslara taşıyan geçitte kayıplarımızın isimleri, şehit edildikleri yer ve tarihler yer alıyor. Bu rotanın ulaştığı mevcut teraslar ise yeniden ele alınmış peyzaj ve malzeme karakteriyle bir anı bahçesi olarak düzenlenip park içinde yeni bir alt odak olarak tekrar tanımlanıyor. ‘Gelecekten Mektup’ isimli bölümde de tariflendiği şekliyle tasarım; ‘sanki açıldığı gibi sessizce kapanıp gidecek bir derin yarık…’ olarak yerleşiyor parkın çeperine. Koyu renkli doğal taşlar ile kaplı anıt kütlesi, aydınlatıldığı saatlerde vadi ve cadde yönünden farklı yüksekliklerdeki bir fener gibi ışıldayarak işaretliyor yerini.

 

Etiketler

Bir yanıt yazın