Ertuğrul Emre Hüsrev, Yusuf Çiftci, Ataberk Kahraman, İrem Duymaz, Yasemin Demir ve Nehir Gürkaş'ın "SUYUN İZİNDE: Gençlik Parkı Havuzunun Uyarlanabilir Yeniden Kullanımı" Öğrenci Mimari Fikir Projesi Yarışması için hazırladığı proje birincilik ödülü kazandı.
Gençlik Parkı, Ankara’nın erken Cumhuriyet döneminden itibaren şekillenen kamusal yaşamının en güçlü mekânsal temsilcilerinden biri olmuştur. Ancak zaman içinde parkın suyla kurduğu ilişki, ekolojik bir sistem ve kamusal bir deneyim alanı olmaktan çıkarak kontrol altına alınmış, sınırlandırılmış ve durağanlaştırılmıştır. Proje, Gençlik Parkı’nı sabit programlar ve tanımlı kullanımlar üzerinden değil; zaman, bellek, su ve kamusal karşılaşmalar üzerinden yeniden ele almayı amaçlamaktadır.
Bu yaklaşım, kamusal mekânı yalnızca geçilen veya tüketilen bir alan olarak değil; beklemenin, duraksamanın, karşılaşmanın ve birlikte var olmanın mümkün olduğu bir kamusal organizasyon olarak tanımlar. Güncel kent koşullarında kamusal alanda oturmak, birikmek ve tanışmak giderek zorlaşan pratikler hâline gelmiştir. Bu bağlamda kamusal mekân, nötr bir arka plan olmaktan çok, politik bir eşiğe dönüşmektedir. Proje, bu durumu görünür kılmayı amaçlayarak kamusal mekânı kolay tüketilen değil, zor kuşatılan, zamana yayılan ve kullanıcıyı mekânla ilişki kurmaya zorlayan bir alan olarak kurgular.
Bu kamusal yaklaşım, referans olarak Bernard Tschumi’nin Parc de la Villette projesindeki mekânsal kurgu anlayışından beslenmektedir. Parc de la Villette’te mekân, tekil ve hiyerarşik bir bütünlük yerine; bağımsız sistemlerin üst üste gelmesiyle oluşan açık bir organizasyon olarak ele alınmıştır. Projede de benzer şekilde kamusal modüller, kesin işlevler yüklenen nesneler olarak değil; kullanıcının hayal gücü ve zamansal deneyimiyle sürekli yeniden anlamlanan yapılar olarak ele alınmıştır.
Alan analizleri sürecinde, Gençlik Parkı’nın taşıdığı güçlü tarihsel katmanlar ve kullanıcı belleği belirleyici olmuştur. Özellikle Hermann Jansen’in Ankara için geliştirdiği plan ve bu planın Gençlik Parkı’ndaki mekânsal karşılıkları incelenmiştir. Jansen’in park kurgusunda su, yalnızca estetik bir unsur değil; iklimsel, sosyal ve mekânsal bir düzenleyici olarak ele alınmıştır. Yapılan gözlemler ve kullanıcı anlatıları, parkın geçmişine dair söylemlerin büyük ölçüde özlem duygusu etrafında şekillendiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle proje, geçmişi birebir yeniden üretmek yerine, bu özlemi güncel mekânsal karşılıklar üzerinden yeniden yorumlamayı hedeflemiştir.
Bu doğrultuda projenin temel tasarım kararı, alandaki yapay gölet zemininin kaldırılması ve yerine doğal süreçleri yeniden üreten bir topografya kurgusunun oluşturulmasıdır. Gençlik Parkı’nın tarihsel olarak İncesu Deresi’nin taşkın alanı üzerinde yer alması, bu kararı destekleyen önemli bir veri olarak ele alınmıştır. Yer altına alınmış olan İncesu Deresi ile yeniden ilişki kurulmuş; su, alana doğrudan bir kaynak olarak değil, önce doğal yöntemlerle çalışan bir filtrasyon alanı üzerinden dâhil edilmiştir. Alan bütünüyle bir bioswale gibi çalışmakta; yağmur suları ve yer altı suları toplanmakta, filtrelenmekte ve fazla su kontrollü biçimde tekrar yer altı sistemlerine aktarılmaktadır.
Tasarlanan topografya ve kamusal modüller, suyun farklı seviyelerine göre değişen üç temel senaryoya uyum sağlayacak şekilde kurgulanmıştır: suyun yoğun olduğu durum, suyun azaldığı geçiş hâli ve suyun tamamen çekildiği durum. Bu senaryolar, alanın işlevsizleşmesine değil; farklı mekânsal deneyimler üretmesine olanak tanımaktadır.
Göletin merkezinde konumlanan sahne, alanın geçmişindeki sahne yapısının yeniden yorumlanması olarak ele alınmıştır. Sahne basamakları topografya ile bütünleşerek göl zeminine kadar uzanmakta, su seviyesine bağlı olarak alçalıp yükselen yüzer sahne ise suyun ortasında çeşitli gösterilere ev sahipliği yapmaktadır. Bu yapı, denizi olmayan Ankara için suyla kurulan yeni bir kamusal deneyim üretmektedir.
Kamusal havuz, Ankara’nın iklim koşulları gözetilerek iki kademeli olarak tasarlanmıştır. Yüzeyde ince bir su tabakası oluşturan bölüm, kış aylarında donarak buz pateni gibi etkinliklere olanak tanırken; daha derin olan bölüm yaz aylarında yüzme ve suyla temas imkânı sunmaktadır. Suyun çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan basamaklar ve tırmanış yüzeyleri, alanın dönüşen kullanımına katkı sağlamaktadır.
Alan belleğinde önemli bir yere sahip olan fıskiye, zeminden yükselen bir enstalasyon olarak yeniden ele alınmıştır. Üzerinde su seviyelerini gösteren ölçüler bulunan bu yapı, su çekildikçe yaşayan bir anıta dönüşmekte; suyun tamamen yok olduğu senaryoda ise bir su hatırası olarak varlığını sürdürmektedir.
Tarihi Yunus İskelesi’nin bulunduğu noktada kurgulanan iskele, suya temas, bekleme ve gözlem imkânları sunmaktadır. Suyun çekilmesiyle birlikte iskele, hem üstünde hem de altında meditatif ve duraksama alanlarına dönüşmektedir. İskeleyle ilişkili olarak tasarlanan gözlem kulesi, Ankara Kalesi yönünde uzanan görsel aksı yeniden yorumlamakta; parkı, kenti ve suyu farklı kotlardan deneyimleme imkânı sunmaktadır.
Lunapark aksı üzerinde konumlanan oyun alanı, suyun üzerinde, altında ve çeperinde farklı hareket deneyimleri üretmek üzere kurgulanmıştır. Suyun zamanla azalacağı senaryolar göz önünde bulundurularak kaynağa en yakın noktada yerleştirilen oyun alanı, suyun varlığına göre değişen ama mekânsal sürekliliğini koruyan bir yapı sunmaktadır.
Sonuç olarak proje, Gençlik Parkı’nı sabit bir rekreasyon alanı olarak değil; su, bellek ve kamusal karşılaşmalar üzerinden sürekli yeniden okunan bir kamusal organizasyon olarak ele almaktadır. Kamusal mekânın kırılganlaştığı güncel kent koşullarında, bu alanın yeniden bir araya gelme, bekleme ve birlikte var olma pratiklerini mümkün kılan bir zemin hâline gelmesi amaçlanmıştır.