1. Ödül, Living Ruins II Competition

1. Ödül, Living Ruins II Competition

Berkehan Cesur, Aybike Kocabaş, Rana Buse Tavşan ve İrem Şentürk tarafından Living Ruins II Competition için tasarlanan proje, birincilik ödülünü kazandı.

Proje Raporu:

Ooze of The Past

Bu tasarım, bir yok oluşun değil; unutulmuş olanın yeniden hatırlanma biçimidir.

Çünkü anlamak, ancak hatırlamakla mümkündür.

Mardin Dereiçi Köyü; mimarisi, bağcılığı, inanç mekânları, taş dokusu, bitkisel peyzajı ve gastronomisiyle çok katmanlı bir kültürel belleğe sahiptir. Zaman içinde bu katmanlar tek tek aşınmış, bütünlük parçalanmış ve köy, fiziksel bir harabeden çok zihinsel bir boşluğa dönüşmüştür. Bu proje, Dereiçi’ni restore etmeyi değil; onun hafızasını yeniden okunur kılmayı amaçlar.

Önerilen açık hava müzesi ve ziyaretçi merkezi, köyün geçmişini nesnel vitrinler ya da didaktik anlatılarla sunmaz. Bunun yerine, köyün mevcut dokusu içinde konumlanan ve ona eklemlenen hatırlama durakları aracılığıyla belleği duyular üzerinden deneyimlenebilir hâle getirir. Bu duraklar, bağımsız yapılar olarak değil; köyün mevcut yollarına, boşluklarına ve yapısal izlerine temas eden sızıntılar olarak kurgulanmıştır.

Proje, köy içinde tanımlanan ana bir rota boyunca konumlanan beş duyusal duraktan oluşur: Görme, İşitme, Dokunma, Koku ve Tat.

Her durak, belirli bir duyunun yoğunlaştığı; ancak diğer duyularla ilişkisini koparmayan mekânsal bir yoğunlaşma alanı olarak ele alınır. Bu alanlar, kimi yerde mevcut bir yapının içine sızar, kimi yerde açık bir avluya dönüşür, kimi yerde ise yalnızca zemin ve duvar ilişkisiyle tanımlanan yarı-açık bir mekân hâlini alır. Dereiçi’nin kültürel ve tarihî katmanları, bu duraklarda yoğunlaşan duyular aracılığıyla ziyaretçiye sezdirilir.

Ziyaretçi bu rotayı deneyimlerken yalnızca beş duyusuyla değil; onları birbirine bağlayan ve yön duygusunu güçlendiren altıncı duyu — sezgi — üzerinden mekânla ilişki kurar. Bu sezgisel yönlendirme, alana yerleştirilen “sızıntılar (ooze)” aracılığıyla sağlanır. Ooze, bu projede tekil bir obje ya da doğrusal bir rota değil; köy dokusu içinde kırılarak ilerleyen, kimi yerde yoğunlaşan, kimi yerde incelerek kaybolan bir sistem olarak çalışır. Herhangi bir tabela, yönlendirme yazısı ya da kalıplaşmış dolaşım şeması kullanılmaz. Bunun yerine, mekâna sızan korten malzemeden tasarlanan lineer strüktürler; duraklanması gereken noktalarda ziyaretçiyi yavaşlatır. Görünürlüğün önceliklendirildiği alanlarda geçirgen yüzeylerle, yönlendirmenin yoğunlaştığı bölgelerde ise kapalı yüzeylerle tanımlanan bir sistem oluşturur. Böylece yön hissi, bedensel bir deneyime dönüşür.

Bu duyusal rotanın başlangıç ve bitiş noktası olan ziyaretçi merkezi, deneyimin eşik mekânı olarak kurgulanmıştır. Girişte yer alan avlu, Süryani manastır geleneğinde görülen ve yaşam döngüsünü simgeleyen su sistemlerinden referansla tasarlanmış; hatırlama sürecini başlatan bir geçiş alanı olarak ele alınmıştır. Merkez; atölye ve sergi alanları, teraslar ve restoran birimlerinden oluşur.

Bu sistem, alışagelmiş müze ve sergi kurgularının aksine ziyaretçiyi sınırlamaz ya da tek bir anlatıya zorlamaz. Aksine, ziyaretçiye mekânla ilişki kurabilmesi için sessiz bir rehberlik sunar. Bu sayede her ziyaretçinin kendi deneyimiyle rotayı algılama biçimi farklılaşır; Dereiçi’ni kendi sezgisel keşfi üzerinden tanımlar ve algılar.

Sonuç olarak bu proje, Dereiçi Köyü’nü sabit bir anlatı nesnesi hâline getirmek yerine; hatırlamanın, algılamanın ve sezgisel keşfin sürekli yeniden üretildiği yaşayan bir açık hava müzesine dönüştürür. Dereiçi, bu tasarımda bir geçmiş olarak değil; duyular aracılığıyla yeniden kurulan bir hafıza mekânı olarak var olur.

Etiketler

Bir yanıt yazın