Zaha Hadid: “Gözlem Yapmak Önemli, Ancak Tasarım için Yeterli Değil”

Tasarım Kentleri sergisi kapsamında düzenlenen Tasarım Sohbetleri'nin ilkinde, serginin küratörü ve Londra Tasarım Müzesi Müdürü Deyan Sudjic ve ünlü mimar Zaha Hadid bir araya geldi.

İstanbul Modern’in Londra Tasarım Müzesi ile iş birliği içinde ve VitrA’nın ana sponsorluğunda gerçekleştirdiği Tasarım Kentleri sergisi kapsamında düzenlenen Tasarım Sohbetleri’nin ilkinde, serginin küratörü ve Londra Tasarım Müzesi Müdürü Deyan Sudjic ve ünlü mimar Zaha Hadid bir araya geldi. Mimarlık eğitimi alan ve Domus dergisinin eski editörü olan Sudjic, mimara çocukluğunu, yetiştiği ortamdaki kültürü, onu bugünkü konumuna getiren etkenleri, ofisini, projelerini, öğrencilerini ve tasarıma yaklaşımını içeren sorular yöneltti.

Tasarıma olan ilgisinin ve mimarlıkla tanışmasının gençlik yıllarından itibaren belirginleştiğini söyleyen Hadid, aslında çocukluk yıllarının da bunda büyük etkisi olduğunu vurguladı. Bağdat’ta doğan ancak ailesiyle birlikte küçük yaşlardan itibaren birçok kez seyahat etme fırsatı bulan mimar, çeşitli kentlerde farklı deneyimler edinmesini tasarımla ve özellikle de mimarlıkla olan yakınlığının en önemli sebebi olarak gösterdi ve henüz çocuk denebilecek yaşlarda odasındaki mobilyaları tasarladığını anlattı: “Ailem tasarımlarımı o kadar beğeniyordu ki neredeyse tüm kuzenlerim için de mobilya tasarlamaya başlamıştım.” Dolayısıyla, tasarıma zaten ilgisinin olduğunu, ama yaşadıklarının ve ailesinin de kendisi için bir avantaj olduğunu ekliyor. Onun için özel bir şehir olma niteliği taşıyan Londra’da bulunması da bu avantajlardan biri.

Mimarlık ilgi alanıyken üniversitede neden matematik eğitimi aldığını soran Sudjic’e cevabı ise, matematiği hala sevdiği şeklinde oldu: “Matematik benim için hep farklı bakış açılarını yakalamak için bir fırsat oldu. Gerektirdiği düşünce ve araştırma aşamalarının zihinsel kazanımlar sağladığına inanıyorum. Ancak matematiği ‘mesleğim’ olarak hiçbir zaman düşünemedim. Tasarım benim için önemliydi…”

Mimarlık eğitimi almaya karar verdikten sonra Londra’daki Architectural Association School of Architecture’da eğitim alan Hadid, mezun olduktan sonra Rem Koolhaas ve Elia Zenghelis ile Office for Metropolitan Architecture’da çalıştı ve 1977’de ortak oldu. Sudjic’in sorularına verdiği cevaplar arasında mimarlık geçmişini de anlatan Hadid, gençlik yıllarında tasarıma duyduğu ilginin gözlemlerine de yansıdığını anlattı.

Deyan Sudjic’in, mimarın çocukluk ve gençlik yıllarında devletlerin mimarlığı kimliklerini simgelemek için bir araç olarak gördüğünü ve Irak’ın da bunun gözlemlendiği ülkelerden biri olduğu şeklinde belirttiği görüşüne Hadid “Aslında bu o kadar da yerel bir durum değildi,” şeklinde karşılık verdi. Bunun şimdi çok farklı olduğunu, insanların yeni bir şeyler beklediğini de ekledi. 70’li yıllar mimarlığının Zaha Hadid’in gözünden incelendiği sohbette Sudjic, söz konusu yıllarda mimarlığa bakış açısını tasarımdan fazla bir beklentinin olmamasıyla ilişkilendirdi. Cevap olarak Hadid, “Evet, öyle görünüyordu, ama aslında gittikçe artan bir ‘alternatif yaşam’ arayışı vardı. Her şey ‘alternatifler’ üzerine kuruluyordu ve bu arayış uzun vadede yeni bir modernizm yarattı.” dedi.

Mimarlığın konstrüksiyondan çok fikirler ve hayal gücüyle ilerlediği dönemi bir “fikirler süreci” şeklinde yorumlayan Hadid, günümüzdeki aşamaya gelinmesinde, bu yıllardaki deneyimlerin, düzenlenen yarışmaların ve gösterilen çabanın önemli payı olduğunu düşündüğünü söyledi. “Geçmişle bugün arasındaki en büyük fark, çizimde kaydedilen gelişmeler,” dedi ve “Çizim teknikleri, üretilen işleri şekillendiriyor. Geçmişte ve bugün çizimde yaşanan süreçlerin farklılığı, tasarlanan yapının katmanlarının farklı algılanmasını sağlıyor, tasarımların farklılığı ve söz edilen ‘teknoloji etkisi’ de büyük ölçüde bundan kaynaklanıyor.” diye ekledi. Sudjic, tam da bu konudan bahsedilirken günümüz tasarımında en sık karşılaşılan cümlelerden birini dile getirdi: “Teknolojinin mimarlığı veya insanların mimarlığı algılama şeklini değiştirdiği tartışılıyor…” Mimara göre, kalıplaşmış bakış açıları artık kırıldı ve binaların artık eskisi gibi “biçimsel” ön, arka ve yan cepheleri yok, parçalara ayrılmış ve “tahmin etme”ye yönelik yaklaşımlar, mekanların bileşenlerinin tamamen farklı ele alınmasına sebep oluyor. Ancak Hadid, tasarım sürecini yanlış algılamak ve tamamen teknolojiye terketmeyi de doğru bulmadığını belirtti. “Teknoloji, tasarımı vurgulamak için kullanılmalı. Ben hala elle çiziyorum…” dedi ve gülerek ekledi: “Ama eskizlerim bazen anlaşılmıyor.”

Mobilyadan kent planlama projelerine kadar farklı ölçeklerde tasarım yapan Hadid, farklı nitelikteki tasarımların ortaya çıkış süreçleri hakkında çalışmaya başladığında odaklandığını ve formun böyle oluştuğunu anlattı. Malzemenin çok önemli olduğunu, çoğu zaman yapılan malzeme araştırmalarının tasarımı etkilediğini belirtti. Sudjic, mobilyalarının çoğunun aynı olduğuna yönelik görüşler olduğunu hatırlattı. Mimar ise tasarımlarının bir bütünün parçaları olduğunu, bu özelliğin benzerlik şeklinde yanlış anlaşılabildiğini ancak detaylı incelendiğinde bütün tasarımlarının birbirinden farklı olduğunu söyledi.

Kent ve mimarlık ilişkisini farklı ölçeklerdeki bu iki yaşam alanı arasında hiçbir sınır olmadığı şeklinde yorumlayan Zaha Hadid, İstanbul Kartal için hazırladığı masterplandan da bahsetti. Oldukça büyük bir alana yayılan projeyi sadece planlama veya mimarlık yaklaşımıyla ele almadıklarını, tasarımın planlama, şehircilik ve mimarlığın birleşiminden oluştuğunu anlattı. Bu nitelikte bir bakış açısına henüz İstanbul’da rastlamadığını da vurguluyor. İstanbul’un topoğrafyasının ve bu topoğrafyaya göre konumlanmış camiler ve diğer yapıların onu çok etkilediğini belirten Hadid, Kartal projesinin çıkış noktasının da özellikle topoğrafya olduğunu anlattı. Kentin iki kıtayı birbirine bağlaması gibi, projenin de farklı nitelikte iki alanı bağladığını ve yeni bir kent olma özellikleri taşıdığını söyledi. Aslında birçok projesinde gözlemlenebilen “topoğrafyayı mekan oluşturan bir öğe olarak görme”yi, küçük ölçekte bir kent planı yaratma isteğini ve geometriyi proje tasarımının diğer etkenleri olarak sıralıyor ve her ne kadar benzetmeler yapılsa da böyle bir kaygısının olmadığını belirtti. Tahmin edilebileceği gibi, Kartal Masterplan Projesi söyleşi sonunda dinleyicilerin sorularında da öne çıktı. Türkiye’deki konutların geleneksel özelliklerini taşımaması nedeniyle projedeki konutlarda kullanıcının mutlu olamayacağı şeklindeki bir dinleyici görüşüne mimarın cevabı mimarlığın sorumluluklarını vurgulayan nitelikte oluyor: “Mimar elbette kent ve kentliler açısından sorumluluklara sahiptir, ancak kimin mutlu olacağına yönelik bir kararı ne ben, ne de siz verebilirsiniz. Tasarım bu kararı vermeyi amaçlayan bir disiplin değil.”

Sudjic, sorularıyla tasarımdan profesyonel hayata geçiş yapıyor. Çok farklı nitelikte ve ölçeklerde projeler ürettiklerini belirten mimar, 20 – 30 yıl öncesi ile bugün arasında büyük farklar olduğunu anlatıyor: “Çok çalışıyorduk, ama süreç çok yavaş işliyordu. Şimdi ise mimarlık okulları hem çok gelişti hem de sayıları oldukça arttı.”

Şu anda Londra’daki Architectural Association School of Architecture’da ders veren Hadid’in öğretmenlik konusunda gülerek söylediği ve dinleyicilerin de gülerek karşıladığı ilk cümle, “Sanırım benden korkuyorlar. Evet, evet bir korku faktörü kesinlikle var” oluyor. Öğretmenliğin oldukça yorucu bir meslek olduğunu fakat araştırma yapmak ve öğrenmek için yarattığı fırsatların öğretmenliği çok sevmesindeki en önemli etken olduğunu anlattı. Okullardaki proje stüdyolarının yaratmak ve üretmek açısından öne çıkan mekanlar olduğunu ekledi: “Gözlem yapabilmek önemli, ancak tasarım için yeterli değil. Yaratmayı öğrenmek gerek…” Hadid’e göre mimarlık öğrencileri ise gerçekten çok çalışıyor: “Gece yarısından sonra içeride ışık yanan bir oda penceresi gördüğümde ‘bu bizden biri olmalı’ fikri aklımdan geçiyordu.” dedi gülerek.

Sudjic, yaklaşık 300 kişinin çalıştığı ofisinde işlerin nasıl yürüdüğünü merak ettiğinde mimar, aslında kimsenin kurallarının geçerli olmadığı ortamlarda, “kaos”un çok heyecan verici tasarımların oluşmasına zemin hazırladığını düşündüğünü söyledi. Ofisinde durumun elbette böyle olmadığını, ancak belli projelerde sürekli aynı kişilerin çalışmadığını ve herkesin farklı nitelik taşıyan projelerde görev aldığını ve bunun tasarımcıların olgunlaşmasında önemli rol oynadığını düşündüğünü belirtti. Konu müşterilerle olan ilişkilerden açılınca ise ilk olarak “Kesinlikle çok profesyonel davranmalısınız,” dedi ve ekledi: “Müşteriler size geldiklerinde çok heyecanlı oluyor, beklemedikleri şeyler yapmalısınız.”

Tasarladığı binaları bittikten sonra gidip gördüğü sorulduğunda “Evet, bazen…” yanıtını verdi. Projeler bitince zamanın geçtiğini anladığını, geriye değil de ileriye bakmak gerektiğini de vurguladı.

Etiketler

Bir yanıt yazın