Yıllar Sonra Tekrar Gündemde: Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi

“Taksim’i Ne Yapmalı” başlığını taşıyan ve Taksim Meydanı’nın yeniden düzenlenmesine ilişkin projeyi masaya yatıran toplantı 29 Kasım Salı günü, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nde gerçekleşti.

{video475 src=”http://player.vimeo.com/external/32963440.sd.mp4?s=5f0c2f6d8683e93dc20631ffcd86d2ce”}

{video640 src=”http://player.vimeo.com/external/32966282.sd.mp4?s=75cdd2540985a6848730708596e425f6″}

{video640 src=”http://player.vimeo.com/external/32965524.sd.mp4?s=b173bbf09c7dc7dcc6bcd79796fe0939″}

{video640 src=”http://player.vimeo.com/external/32967179.sd.mp4?s=7e044d13c1922e5591af5ecb21c11ed9″}

Toplantıdaki ortak kaygı İstanbul’un mülkiyet hakkının kamunun elinden çıkmak üzere olması ve İstanbul’da gerçekleştirilmek istenen projelere dair olarak hem veri hem de muhattap bulma konusunda ciddi sıkıntıların bulunmasıydı.

Projenin Müellifi Kim?

Nora Şeni’nin moderatörlüğünü üstlendiği tartışmanın ilk konuşmacısı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü profesörlerinden Prof.Dr. Güzin Kaya’ydı. Konuşmasına Taksim’in yayalaştırılmasına ilişkin olarak hazırlanan tanıtım videosu ile başlayan Kaya, projenin 1/5000 ile 1/1000 ölçekte nazım imar planlarının onaylandığını belirterek, 1/1000’lik planlarda yer alan 3 fonksiyona dikkat çekti. Bunlardan ilki Taksim Meydanı, ikincisi Taksim Gezi Parkı ve sonuncusu ise Fransız Konsolosluğu’nun arkasındaki alanda yer alması öngörülen Cami projesi. Kamuya sunulan videoda cami projesinin yer almadığını ancak 1/1000’lik planlarda bahsedildiğini vurgulayan Kaya, 2011 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Taksim yayalaştırma projesini oy birliği ile kabul ettiğini belirtti. Bu projeye göre trafik tamamen yeraltına alınacak, metro ve füniküler çıkışları yanlara kaydırılacak böylece İstiklal Caddesi’nden Tarlabaşı Bulvarı’na kesintisiz erişim sağlanacak, Talimhane yaya bağlantısı sağlanmış olacak, 98.000 m2’lik bir alan yayalaştırılacak ve otobüs durakları meydandan kaldırılacak. Ancak, proje olarak sunulanın “3-4 slayttan ibaret” olduğunu söyleyen Kaya’ya göre, projeye yöneltilmesi gereken asıl soru bir proje olup olmadığı. Müellifinin anonim olması, sorumlusunun İBB olduğu bilinse bile muhattabının kim olduğunun bilinmemesi projeye dair bir tartışma ortamının oluşmasını ve ortak bir görüş etrafında toplanılmasını engelliyor. Kaya’ya göre projeye yöneltilmesi gereken 2 soru var. İlki, proje ve amacı arasındaki çelişkiler, ikincisi ise amacın elde edilişi. Bir yayalaştırma projesi olarak lanse edilen projenin aslında bir kavşak projesi, bir trafik çözümü olmaktan öteye gidemediğini vurgulayan Kaya, meydanın yakın çevresinden koparılarak bir platform haline getirildiğini vurguladı.

Opera ile Caminin Meydan Muharebesi: Taksim

Korhan Gümüş, 1987 ve 1994 yıllarında da ortaya çıkan Taksim Meydanı’na ilişkin projelerde temel beklentisinin her zaman bu projelerin kamu ile paylaşılması gerektiği olduğunu belirtti. Bugünkü projenin geçmişteki projelerle büyük benzerlikler taşıdığını söyleyen Gümüş, sorunun temeli olarak kentlerdeki uygulamalarda günümüzde de hakimiyetini koruyan teknokratik bakış açısına dikkat çekti. Gümüş’e göre kent mekanı hala neo-klasik dönemin izlerini taşıyor. Cumhuriyet modernitesinin simgelerinden biri olan AKM ile tekrar hayata geçirilmesi istenen kışla arasındaki çekişme ise iki farklı ideolojinin Taksim Meydanı üzerindeki iktidar mücadelesinin kentsel mekana yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda Taksim, 1920’lerdeki milli proje ile günümüzdeki milli proje arasındaki mücadeleye ev sahipliği yapıyor ve bu mücadele, kenti müzakereye kapatarak, siyasetin dışına itiyor.

Nurettin Sözen’in belediye başkanlığı yaptığı esnada gerçekleştirilen 2 önemli projeye, Maçka Demokrasi Parkı ve bugünkü projeyle oldukça büyük benzerlikler taşıyan Taksim Meydan düzenlemesine değinen Gümüş, Taksim projesinin karşılaştığı sivil itirazlardan ötürü uygulamaya geçemediğinden bahsetti.

Korhan Gümüş’ün vurguladığı bir diğer önemli nokta ise 1950’lerden bu yana kamusal öznenin, özel sektör tarafından yavaş yavaş kırpılarak kamusal alanın özelleştirilmesi. Bu anlamda en güzel örnek ise Lütfi Kırdar Kongre Merkezini de içine alan Kongre Vadisi olarak adlandırılan proje. Sivil inisiyatifin tamamen kaybolduğu bu projede, denetim tamamen özel sektörün elinde.

Nora Şeni, Taksim için bu oldukça eski ve güncellikten uzak, insanlara ayakta durmaktan başka hiçbir işlevin tanınmadığı modelin neden seçildiğinin sorgulanması gerektiği üzerinde durdu.

Bir Kentsel Simge Olarak Taksim Meydanı

Ardından söz alan Aykut Köksal, yayalaştırma projesi adını taşıyan bu projenin özünde yayayı dışladığına ve kent içinde uygulanan kavşak projelerinin yayanın kent kullanımını sınırladığına vurgu yaptı. Sözen dönemindeki proje ile bugünkü proje arasındaki benzerlik ve farklılıklara da değinen Köksal, Sözen döneminde ortaya konulan projelerin teknokratlar öncülüğünde sırasıyla tüm meydanlar için açılan yarışmalarla elde edildiğini, mevcut durumda ise projenin oldukça radikal bir şekilde başbakanın direktifiyle ortaya atıldığını söyledi.

1950’lerden bu yana İstanbul’da gerçekleştirilen radikal müdahalelerden kronolojik olarak bahseden Köksal, Menderes dönemi ile Bedrettin Dalan dönemine vurgu yaptı. Benzer bir sürecin AKP döneminde de yaşanmakta olduğunu belirten Köksal, bu üç dönemin de ortak özelliği olarak çevre-merkez çatışması üzerinden siyasi aktörlerin iktidara geldiğini, ilk başta demokratikleştirici bir programı yürürlüğe soktuklarını ama sürekli bir muktedir olma meselesi ile karşı karşıya geldiklerini ve İstanbul üzerinden muktedirlik alanlarını genişletme amacı taşıdıklarını öne sürdü. İstanbul üzerinde gerçekleştirilebilecek hiçbir projenin Taksim kadar yankılı olamayacağını söyleyen Köksal, bu durumu Taksim’in simgesel anlamının çok büyük olmasıyla açıkladı.

Mevcut iktidarın uzun zamandır İstanbul üzerine tasarladığı bir projeyi hayata geçirme çabasında olduğunu belirten Nora Şeni, İstanbul’un küresel metropoller arasında konumlandırılmak istendiğini ve projelerin bu bağlamda ele alınması gerektiğini vurguladı.

Yaya ile Araba Barıştırılmalı

Mimar ve karikatürist Tan Oral, projenin eleştirilmesinin yanlış olduğunu çünkü eleştirerek projenin meşruiyetinin sağlandığını, projenin var edildiğini vurguladı. İktidarın hizmet aşkıyla hareket ettikleri söylemine ilişkin olarak, aşkın rızayla olması gerektiğini ancak mevcut durumda hizmetin kentin kullanıcılarının rızası olmadan gerçekleştirilmeye çalışıldığını belirtti. Taksim meydanının aslında sorunsuz bir meydan olduğunu ve yaya ile taşıt arasında gizli bir uzlaşma bulunduğunu söyleyen Oral’a göre ikisinin birbirinden apayrı iki kavram olarak düşünülmesi yanlış. Oral’ın görüşüne göre ise kent içindeki trafik sorununa en etkili çözüm yayalaştırmak değil, akışkanlar fiziğinden hareketle kent içindeki trafiği yavaşlatmak ve yayayla arabayı barıştırmak. Taksim’in trafiğin sıkışmadığı ender alanlardan biri olduğunu dile getiren Oral’ın projeye dair olarak düşüncesi ise hem siyaseten hem de şehircilik açısından alternatif getirmek değil, böylesi bir projeyi kesinlikle yok saymak.

Proje Yapmak ya da Yapmamak

Şehir Üniversitesi, Şehir Araştırmaları Merkezi direktörü Murat Güvenç, mesleki bir eleştiri getirerek, şehircilik mesleğinde belirli tasarım refleksleriyle hareket etmenin her zaman doğru sonuçlar doğurmayabileceğini vurguladı. Otoritenin uygun alanlarda proje üretmek kadar uygun olmayan alanlarda proje üretmemesinin de bir erdem olduğunu kavraması gerektiğini vurgulayan Güvenç, bunun ancak sivil iradenin yapmak ve yapmamak konusunda ikna edici olabilmesi, direnç gösterebilmesi ile sağlanabileceğini belirtti.

Konuşmacıların Taksim ve Taksim Meydanı’na dair olarak genel fikirleri ve İstanbul’daki imar operasyonlarının genel bir kronolojisini içeren toplantıda, iktidarların “Taksim” mücadelesi de kentsel muhalefet, kentsel simge ve kentsel vizyon açısından ele alındı. Toplantı, dinleyenlerin soru, öneri ve yorumları ile devam etti.

Etiketler

1 Yorum

Bir cevap yazın