Uğur Tanyeli Mimarlıkta “Yer” Kavramını Tartıştı

MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama bölümünün gerçekleştirdiği Çarşamba Seminerleri'nin bu haftaki konuğu Uğur Tanyeli'ydi.

“Habis Bir Mimarlık Kavramı Olarak Yer” başlığı altında “yer” kavramını tartışan Tanyeli, öncelikle “yer”in son zamanlarda çok olumlu ifade edildiğini ancak problemli bir kavram olduğunu belirtti. İlk olarak modern mimarlığa bir eleştiri olarak beliren 1929 senesine ait bir kartpostal örneğini inceleyen konuşmacı, Weissenhofsiedlung yerleşkesini eleştiren ürünü gerçekleştirenlerin, yerleşkenin Alman topraklarına ait olmadığını ifade etmek istediğini belirterek, modernistlere karşı gelişen yer kavramı eleştirisi üzerinde durdu.

Yer Kavramı Ne Zaman Bir Söyleme Dönüştü?

“Mimaride yer kavramı çok eskiye dayanmıyor. Örneğin 18. yüzyılda “yer”den söz edilmiyor bir mimarlık kavramı olarak. Kabaca 19. yüzyılda tartışılmaya başlandığını söyleyebiliriz,” diyen Tanyeli, premodern dünyada yer kavramının bağlayıcı bir unsur olmadığını ifade etti. Buna örnek olarak İran’da Persepolis kentindeki bir yapıdan söz ederek, “Sfenksler Asurlulardan, kapılar, söve sistemleri Yunanlılardan, sütun başlıkları ise Hindistan’dan alınmış. Darius’un kendi yazdığı metinde de bu yer alıyor. Bu da geleneksel dönemde de yapıların yeri aştığını gösteriyor, hatta yeri aşması hedefleniyor,” sözlerine yer verdi.

Yerin modern anlamının yeni geliştiğine dikkat çeken Tanyeli, 19. yüzyıl itibariyle, tekniklerin gelişmesi sonucu, mimarlığın taşınmasının sorunsuz hale geldiğini belirtti. Bu radikal değişimin mimaride bilgi, biçim ve söylemin mekanda hareket ettirilebilir hale getirdiğini belirten konuşmacı “Başka zaman-mekansallıklardan mimarlıklar alınıp, bambaşka zaman ve mekansallıklar içerisinde yerleştirilmeye başlandı” dedi. Eklektik üslupla birlikte, düşünsel ve sanatsal hareketliliği kısıtlayan öğelerin tümünün bırakılmaya başlandığını ve bunun “modernlik” olduğunu ifade eden Tanyeli, daha öncesinde mimarlığın mekanda hareket ettiğini ancak modern toplum ile birlikte bu durumun dünya çapında bir boyuta taşındığını belirtti.

Yer kavramının değişiminin en belirgin olarak Almanya’da görüldüğünü ancak burada başlayan söylemin sadece yere kodlanmış bir söylem olduğunu belirten Tanyeli, bu toprağa ve topluma bağlı mimari idealin ırkçılıkla paralel bir seviyeye varabileceğini ve bu açıdan oldukça problemli olduğunu dile getirdi. Bu anlayışın Türkiye’ye de taşındığını ifade eden konuşmacı, yer merkezli üertimler açısından Kemalettin Bey ve Vedat Bey’in mimari anlayışlarını ve Cumhuriyet döneminde, yurtdışına gönderilen öğrenciler için yer merkezli söylemle bir mimarlık eğitimi verilen Stuttgard Üniversitesi’nin tercih edildiğini ifade etti.

Marc Augé ve Yerellik

Fransız antropolog Marc Augé’nin 1970’lerde mimarlık camiası tarafından oldukça ilgi gören “Non-Places” isimli kitabı üzerinde duran Tanyeli, konuyla ilgili “Augé modern toplumun getirisi olan havaalanları, süpermarketler gibi yeni yapı türlerinin yerelliğe ve empatik bütünlüğe imkan vermediğini söylüyor. Bu bina ile ilişki açısından sorunlu bir söylem. Empatik bütünlüğü nesne değil, özne tanımlar. Kısacası bunu tanımlayan yer değildir,” dedi.

Yer Merkezli Anlatıları Aşmalı mıyız?

Tanyeli Bilbao’daki Guggenheim Müzesi örneği üzerinden “Amerikalı bir mimar, İspanya’nın Bask bölgesinde bir yapı gerçekleştiriyor. Yapının morfolojisi açısından da uyum yok. Yeri bağlamında problemli bir yapı,” diyerek binanın, Bilbao’daki dokuya uyum sağlamadığı için turist çektiğini ve yer kavramını ciddiye alan mimarlıklardansa, kente daha çok katkı sağladığını ifade etti. Tanyeli son olarak özneyi özne kılanın yeri aşmaktan geçtiğini ve mimarlıkta da bunun düşünülmesiyle bir açılmanın gerçekleşeceğini vurguladı.

Etiketler

Bir yanıt yazın