Ortak Yaşam Pratiği (Co-Living)

MVRDV’nin HUB ve Bridges ile birlikte geliştirdiği tasarım çalışması sonucunda bir kitap yayımlandı. Kitapta, ortak yaşam pratiğinin geleceğin konutlarını şekillendirme konusunda yol gösterici olabileceğini ortaya konuldu.

Konut sektörü, inovatif düşünmeye ihtiyaç duyulan bir döneme girdi. MVRDV, konut krizine cevap olarak, dinamik yaşam alanları yaratan bu yeni yaşam pratiğine yeni alternatifler sunmak için, çeşitli tipolojileri araştıran ve kataloglayan bir ortak yaşam tasarım çalışması yayınladı.

Geleceğe yönelik yaşam alanları geliştiren HUB ve sürdürülebilir ekonomiye yönelik yatırımlar yapan Bridges Fund Management ile işbirliği içerisinde oluşturulan çalışma kapsamında; paylaşıma, topluluğa, esnekliğe, mobiliteye ve evden çalışmaya yönelik toplumsal yaklaşımları yansıtan, aynı zamanda iklim değişikliği, uygun maliyet ve kötü yönetim sorunlarına yanıt veren yeni çözümler önerildi.

Bu fikir dizisi sayesinde farklı demografik yapılara, yaşam tarzlarına ve topluluklara yönelik ortak yaşam projeleri üzerine çalışan tasarımcılara ve müteahhitlere sunulan seçenekler genişletildi.

Küresel bir kriz olan konut krizi, beraberinde birçok sorun getirdi, bu yüzden yeni düşünme biçimleri ve çözümlere ihtiyaç duyulan bir dönem içerisine girildi. Birleşmiş Milletler’de, sosyal kriz ve iklim değişikliğiyle mücadele ihtiyacı, konut sıkıntısının artmasına sebep oldu. Ancak hala ihtiyaçları karşılamayan niteliksiz yapılar üretilmeye devam ediliyor. Demografik yapılar ve toplumsal tutumlar göz önüne alınarak, piyasayı şekillendiren kişi ve kurumlara, bu sorunların çoğuna veya tamamına yanıt verilebilecek bir fikir kataloğu sunulsa ne olurdu?

Ortak Yaşam Pratiği çalışmasında yeni fikirler üretilirken, ortak yaşamın tarihi de ortaya konuldu. Ortak yaşam modelinin merkezinde, genellikle bir konutta bulunmayan imkanlara erişim sağlayan paylaşımlı tesislerden, sakinlerin ve ziyaretçilerin tanışıp ilişkiler kurabileceği, topluluklar oluşturabileceği doğal fırsatlar yaratmaya kadar, çok çeşitli ortak alan fikirleri bulunduğu ortaya çıktı. Çalışmada; çeşitli stratejiler üzerinden, ortak yaşam modellerinin, farklı biçimler ve büyüklüklerdeki toplulukların ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceği anlatıldı. Bunlar arasında, geniş topluluklar için etkinlik alanları, bahçeler ya da ortak çalışma alanlarını bir araya getirerek bir misafir odası yaratmak gibi startejilere de yer verildi.

Çalışma, HUB ve Bridges’ın giderek büyüyen ortak portföyündeki -çoğunluğu ortak yaşam sisteminde tasarlanan- “ofisten konuta dönüşüm” projelerinden esinlenilerek şekillendirildi. Batı Londra’da 209 konutlu bir ortak yaşam projesi için CDL ile yapılan 88 milyon sterlinlik anlaşmayı duyurmalarının ardından bu iki firma; yakın zamanda, Londra’daki ikonik Barbican semtinin yanında, 174 konutlu “City of London” ortak yaşam dönüşüm projesine başlayacaklarını açıkladı.

HUB’ın yönetici direktörü Damien Sharkey, “Bu çalışma, ortak yaşam pratiğinin -uygun şekilde tasarlandığı takdirde- sağlayacağı sayısız faydanın altını çiziyor ve “uygun şekli” tanımlamamızı sağlıyor. Bazı pazarlarda birleştiren bir tipoloji olarak görülmesine rağmen komün yaşamı, tarih boyunca çok farklı biçimlerde var olmuş. Şu anda odaklandığımız şey ise kavramın modern şehir bağlamındaki rolünü ve tasarım açısından en iyi uygulamalarını tanımlamak. Pozitif etki potansiyeli, sadece sakinlerle sınırlı kalmayıp daha geniş topluluklara kadar uzanabilir, ki bu da tam olarak İngiltere’deki projelerimizde sağlamayı amaçladığımız şey. Bizim gözümüzde, ortak yaşamın yeni yorumu; yüksek kaliteli, iyi konumlandırılmış evlerde, sürdürülebilir ve toplum merkezli bir yaşam tarzı.” diye anlattı.

“Sosyal refah” kavramı kapsamında geliştirilen bu çalışmada; sakinleri tesadüfi karşılaşmalar aracılığıyla tanıştırarak, hem mevcut binaları ve mekanları adapte etme hem de yeni, sürdürülebilir ve dayanıklı yapılar geliştirme örnekleri sunuldu. Sunulan on beş adet tipoloji, çeşitli konut düzenlemeleri ve ortak alanları içeren çeşitli seçeneklerden oluşturuldu. Kolaylık ve maliyet açısından, tekrarlanan hacimlere dayanan her bir tipoloji, geniş bir plan dizisi desteği sunacak şekilde kurgulandı. Her katın farklı bir karaktere sahip olduğu ve birlikte dikey bir topluluk oluşturan “Stacked village” ve her konut seviyesinden paylaşımlı bir alana erişim sağlamak için toplu alanların dikkatlice kurgulandığı “Vibrant Heart” gibi örnekler oluşturuldu. Bu tipolojiler içerisindeki tüm koridorlar, binanın “sokakları” haline getirildi; önceden boş, karanlık, alçak tavanlı olan alanlar için spor salonları, kütüphaneler ve mağaza pencereleri gibi yeni işlevler yaratıldı ve bu alanların dinamik hale getirilmesi hedeflendi.

Toplum yaşamının esnekliğini göstermek amacı güden bu çalışmada; yeni yapıların yanı sıra mevcut binaların nasıl dönüştürülebileceği ve özgün bir yapının karakterini korunurken nasıl işlevli hale getirilebileceği değerlendirildi. Bu yaklaşım, hem konut kriziyle hem de iklim kriziyle aynı anda başa çıkmak için hayati bir öneme sahip olduğu kanıtlandı, çünkü binaların dönüştürülmesinin, mevcut bir yapının yıkılıp yeniden inşa edilmesinden daha az karbon salınımına yol açtığı ortaya çıktı.

MVRDV’nin kurucu ortağı Winy Maas, “Konut sektörünün ihtiyaçlarını ele alırken, toplumun nasıl değiştiğini inceledik ve tek kişilik hanelerin -yani yalnızlığın- artması gibi konular dikkatimizi çekti. Bu çalışmada sunduğumuz fikirler; halkı ortak yaşama davet ederek şehirleri dinamikleştiren ortak yaşam kurgularını gündeme getiriyor.” diye anlattı. “Dünyanın hemen her yerinde şehirler, konut ve iklim krizlerinden etkileniyor. Biz de çalışmamızda buna cevap olarak küresel anlamda uygulanabilir fikirler sunuyoruz.”

Sunulan çalışmada, konunun sınırları genişletildi ve şehirlerin iklim değişikliğinin etkileriyle tehdit edildiği bir gelecek öngörülerek sonuca bağlandı. Bu etkiler arasında, sıcak yaz aylarında konaklanamaz hale getirilmiş veya sel baskınlarına, biyoçeşitlilik kaybına maruz kalmış şehirler gibi alternatif senaryolara yer verildi. Bu tip olası riskler, avantaja dönüştürülerek fonksiyonel yapılar sunuldu. Dikey şehirlerden, tamamen kendine yetebilen bağımsız otonom kulelere kadar, gelecekteki şehirlerin karşılaştığı zorluklar, ilerleme için birer yol gösterici haline getirildi.

Etiketler

Bir yanıt yazın