Olimpik Yalanlar

Deniz Ülkütekin, Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan yazısında İstanbul'un 2020 Olimpiyatları'na adaylığını değerlendiriyor.

İstanbul’da düzenlenecek bir olimpiyatın hayali bile bir sporseveri heyecanlandırmaya yeter. Ancak olimpiyat, pek çok büyük spor organizasyonunun aksine spor dışındaki pek çok kalıcı etikiyi de düzenlendiği şehirlere taşıyor. Öncesinde olimpiyat düzenleyen ve gelecekte olimpiyat hazırlığı yapan şehirler bu dertlerden mustarip. Peki İstanbullu bunların farkında mı?

Olimpiyat beklentisi gerçek mi? İstanbul belki de yedi yıl sonra dünyanın en büyük spor organizasyonuna ev sahipliği yapacak. En ciddi adaylardan olan kentte, organizasyon için büyük bir destek var. Peki olimpiyat bir şehre ve ülkeye ekonomik ve sosyal anlamda neler getiriyor ve götürüyor? Cevabı için geçmişte olimpiyattan ağzı yanan kentlere göz atmak lazım.

Büyük ihtimalle bu yazının savunacağı fikirlere çoğunuz karşısınız. Çünkü istanbul, 2020 Olimpiyat adaylığı için üç aday arasında en çok halk desteğine sahip şehir olarak görünüyor. Halkın olimpiyat düzenlenmesi yönündeki desteği yüzde seksenin üzerinde. Bu rakamın doğruluğunu kabul edersek ortaya şu sonuç çıkıyor, İstanbul tüm soyal ve ekonomik boyutlarıyla fiziksel olarak olmasa da mental olarak olimpiyata hazır. Bu konuyu değerlendirmek içinse öncelikle olimpiyat adaylığının bir şehre ve ülkeye neler getirip götürdüğüne bakmak gerekiyor. Olimpiyat düzenlemek hakkındaki en büyük klişe, organizasyonun ardında altyapı sorunları çözülmüş ve pekçok yeni spor tesisine sahip bir şehir bırakacağı algısıdır. Elbette yerel belediyelerin asli görevlerinden ikisi şehrin altyapısıyla ilgilenmek ve insanların spor yapabileceği alanlar yapmaktır, ama olimpiyat ve benzeri büyüklükte organizasyonlar belli oranda kâr getirecekleri öngörülerek bu işlerin yapılmasına vesile olurlar. Yani bir anlamda belediye ve devlet, bir şirket gibi çalışarak yaptığı yatırımın biran önce getirişini bekler. Kamu harcamalarının herhangi bir kâr beklentisi taşımaması gerektiği yönündeki etik tartışmaları bir kenara bırakalım ve biz olimpiyatların gerçekten beklentileri karşılayıp karşılamayacağına bakalım. Sözü de hemen The Guardian’dan Simon Jenkins’e verelim. “Evet açılış töreni çılgıncaydı, Stratford’da çok güzel tesislerimiz var, ama Londra Olimpiyatları sonrası ortada harcanan 9 Milyar Sterlin’e değecek bir şeyler var mı” diye soruyor. Yanıtı da kendisi veriyor. “Tabii ki yok.” 2004 Olimpiyatları’nı düzenleyen Atina’dan örnek veriyor. “O dönem Atina taze, yenilenmiş ve temiz bir şehir olarak Avrupalı turistlerin kaybolan ilgisini yeniden canlandıracağını düşünüyordu. Ancak beklentiler gerçekleşmedi. “Atina-2004 söz konusu olunca sorun sırf turizmde hedeflerin tutturulamaması değil. Şu sıralar Yunan ekonomsinde yaşanan büyük kaosun en büyük sorumlusu olarak bu organizasyon gösteriliyor. Nasıl gösterilmesin ki? 2004 Atina Olimpiyatları, Yunan ekonomisinin sırtına tam 15 Milyar Dolarlık bir zarar yükledi, ileride Yunan gençlerinin başarılarına evsahipliği yapacağı düşünülen spor tesisleriyse çürümeye yüz tutmuş durumda. Bunlardan en bilineni Pire’deki Fairo Pavyon’u. Çok sayıda spor tesisine ev sahipliği yapabilecek bu tesiste şu sıralar sadece spor salonunun bir bölümü televizyon çekimleri ve konserler için kullanılıyor. Atina olimpiyat ekonomisi tarihinde ekstrem bir facia olarak görülebilir, ama 1984 Los Angeles Olimpiyatları’ndan beri herhangi bir şehrin ekonomik açıdan kayda değer bir kâr elde etmediğini söylemeliyiz. Öte yandan proje başlangıcındaki bütçelerle organizasyon sonundaki masraf arasında yaşanan uçurum her seferinde daha da büyüyor.Burada elbette önceden hesap edilemeyen belli başlı masraf kalemleri mevcut. Örneğin güvenlik. Londra, 1990’ların ortalarından beri düzelmeye başlayan imajını iyice pekiştirmek için geçen yazı büyük bir fırsat olarak görüyordu. Ancak kentin çılgın Belediye Başkanı Boris Johnson’ın yamaç paraşütü gibi branşlarda kendini göstermesi, Olimpiyat Köyü yakınlarındaki binaların çatılarında mevzilenen uçaksavar ve keskin nişancıları unutturmaya yetmedi.

LONDRA BEKLEDİĞİNİ BULAMADI

Londra halkı olimpiyatı istanbul kadar desteklemese de, kamuoyu üzerinde yaratılmaya çalışılan olumlu bir hava vardı. Ancak bu havayı, kentte yaşayan ve organizasyonla gelen çok sayıda kısa ve uzun vadeli sıkıntıya ses çıkaran muhalif kitleler bozdu. Uzun dönemli sorunlardan bahsedersek Londra istanbul için fazlasıyla iyi bir örnek. Şehirdeki olimpiyat bağlantılı pekçok kentsel dönüşüm projesi insanları evlerinden etti. Gazeteci ve aktivist Leah Borromeo’nun dediğine göre çok sayıda mahalle ya yok oldu, ya inşaatların çevresel atıkları sebebiyle yaşanması zor yerler haline geldi, istanbul kentsel dönüşüm sorunlarıyla Londra’dan çok daha içice bir kent, olimpiyatı destekleyen kesimlerin, “esnaf zengin olacak” gibi öngörüleri mantıklı görülebilir, ama söz konusu küçük esnafsa, istanbul’da yapılacak değişikliklerin ardından dükkânlarını ya da evlerini kaybetme ihtimalleri de bir o kadar yüksek, isterseniz işin bir de çevre yönüne bakalım, istanbul 2020 olimpiyatları öncesi en çok tartışılan Haydarpaşa’ya yapılacak geçici bir stat projesiydi. Evet bu stat geçici olacak ama Haydarpaşa Bölgesi ve çevresinde yapılmak istenen ve şiddetle karşı çıkılan projeler için esnek bir geçiş sağlama imkânı olabilir mi? Bu sadece akıldan geçen bir soru, ama bu sorunun geçerliliğini destekleyecek başka bir kanıt daha var. isterseniz Belgrad Ormanları’na gidelim. Resmi internet işteşinde burada yapılacak projelerin, hazırda varolan başka projelerin de hızlanmasını sağlayacağı söyleniyor. Belgrad Ormanı atıcılık ve pist bisikletine ev sahipliği yapacak. Burada kurulacak alanlar, yapılaşmayı da beraberinde getirecek. Ancak bizsize başka bir şeyi hatırlatalım. Üçüncü köprü ve Kanal istanbul projeleri sırasında Mimarlar Odası ve pekçok sivil toplum örgütünün asıl karşı çıktığı şey, istanbul’un kuzeyinde belki de şehrin doğayla tek iletişim noktası olan ormanlık bölge ve su havzaları çevresindeki yapılaşmanın yakın bir gelecekte kenti çevresel bir felakete sürüleyeceği yönündeydi Ancak herkesin bildiği bir şey, spor tesisine karşı çıkmak, köprü ya da ev inşaatına karşı çıkmaktan daha zordur. Öte yandan şehrin yabacılar gözündeki imajının gelişmesi için bir fırsat olabilir diye düşünüyorsanız, bunu 2016 oyunlarını düzenleyecek Rio’nun belediye başkanıyla paylaşmanızda yarar var. Rio, şu sıralar dev bir şantiyeyi andırıyor, ama daha birkaç yıl önce yapılan Joao Havalange Stadı’nın çatısının şiddetli rüzgârda uçması dünya çapında bir hayli espri konusu oldu. Öte yanda, tarihi Maracana Stadı’nda da hummalı bir yenileme çalışması sürüyor. Maliyeti yaklaşık 1 Milyar Dolar’ı bulacak bu yenileme süreci -ki bu paraya yaklaşık on tane modern stad yapmak mümkün- Riolular’ı hiç memnun etmişe benzemiyor. Kentte yine çok sayıda sivil toplum örgütü, Maracana etrafında oluşacak, alışveriş merkezi ve sinema gibi kompleksleri içeren yeni yapılanmanın, tarihi dokuyu yok ettiği görüşünde ve sıklıkla stat çevresinde protesto gösterileri düzenleniyor. Kâr getirmiyor, turist çekmiyor, kentin altını üstüne getiriyor. Peki dünya üzerinde hâlâ olimpiyat yapmaya meraklı kentler neden var? Cevabı meşhur futbol yorumcusu Simon Cuper’den dinleyelim. “Mutluluk siyaseti, büyük organizasyonlar sırasında ülkede bir karnaval havası vardır ve insanlar bir şekilde işlerin yolunda gittiğine ikna olurlar.” Siz ikna oldunuz mu? .

Etiketler

Bir yanıt yazın