Ljubljana’nın Endüstriyel Bölgesinde Kentsel Bir Katalizör: DCB Montana

BAX Studio Architecture tarafından Slovenya'da tasarlanan DCB Montana, Ljubljana’daki endüstri bölgesinde sürdürülebilirlik ve mekansal zenginliği ön planda tutarak, bir ofis binasından kentsel bir katalizöre dönüşen bir iş merkezi olarak öne çıkıyor.


Barselona merkezli BAX Studio Architecture tarafından tasarlanan bina, yalnızca bir ofis alanı olmanın ötesine geçerek kentsel bir katalizör işlevi görüyor. Tarihsel olarak iş ve lojistik alanlarıyla ilişkilendirilen bu banliyö bölgesine mimari ve mekansal değer kazandırıyor.

Yapı kompleksi, cadde üzerinde konumlanan üç binadan oluşuyor. Bu binalardan biri mevcut yapı olup, diğer ikisi yeni inşa edilmiş. Yapılar, diyagonal pah kullanımıyla biçimsel bir diyalog kurarken, aralarındaki kamusal alan sayesinde bütünlük kazanıyor.

Üç binadan en yükseği olan, ilk olarak inşa edilen DCB Montana, zemin kattaki teras ve bahçeleriyle çeşitli mikro ortamlar sunuyor. Bu alanlar, bahçe düzenlemeleri ve serpantin banklarla şekillendirilerek kullanıcılar için dinamik bir dış mekan deneyimi yaratıyor.

Yeni bina, zemin seviyesinden itibaren 10 kat yükselen kompakt bir alana sahip ve eşkenar dörtgen formuyla çevresindeki yapılardan daha yüksek konumlanarak bölgenin manzarasına hakim. Zemin katın diyagonal kaydırılması, akışkan bir forma sahip geniş bir atriyuma erişim sağlayarak, binanın merkezinde yükselen ve tepedeki tavan penceresiyle sonlanan bir fuaye oluşturuyor.

Üç kat yüksekliğindeki atriyum, heykelsi bir karakter kazandıran iki büyük pencere ile dış mekana açılırken her iki taraftan doğal ışık alarak iç mekanın aydınlık ve ferah bir atmosfer kazanmasını sağlıyor. Binanın teraslarından ise şehrin silüeti ve Alplerin dağlık manzarası izlenebiliyor.

Bina, zemin üstünde 12.556 m², zemin altında ise üç katlı otopark ile birlikte 8.114 m² alana sahip. Kamusal alan zemin katta konumlanmış olup bir restoran, bir kafe, çeşitli toplantı odaları ve farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilen çok işlevli bir galeri içeriyor. Üstteki dokuz katta ise ofisler ve ortak alanlar yer alıyor.

Merkezi atriyum, bina içindeki insan akışını düzenleyerek farklı işlevler arasındaki etkileşimi en üst düzeye çıkarıyor. Her katta, kullanıcı ihtiyaçlarına göre birleştirilebilen, genişletilebilen veya bağımsız olarak yapılandırılabilen dört ofis modülü bulunuyor.

Hem iç hem de dış cephe kaplaması, yapının kütlesine hafiflik ve zarafet kazandırarak onu daha soyut bir estetikle buluşturmayı amaçlıyor. Dış cephe, koyu cam yüzeylerin farklı açılarda eğimli ve değişken seviyelerde konumlanmış beyaz brizollerle örtülmesiyle dinamizm kazanmış.

İç mekanda ise atriyum etrafında şekillenen dikey fuaye, güneşin hareketine bağlı olarak tonları değişen “L” ve “Y” formundaki yaldızlı anodize alüminyum profillerle kaplanmış. Malzeme ve yüzeylerin özenle ele alınması, detaylandırmadaki hassasiyetle birleşerek mekansal zenginliği yüksek, etkileyici bir mimari kompozisyon ortaya çıkarmış.

Binayı dikey olarak kesen merkezi atriyum, yalnızca mekansal bir odak noktası değil, aynı zamanda havalandırma sisteminin temel bileşeni olarak işlev görüyor. Ofislerin hava dolaşımını sağlayan bu alan, kullanılmış havayı çekerek baca etkisiyle yukarı yönlendiriyor.

Atriyumun tepe noktasında konumlanan gelişmiş iklim kontrol sistemi, havadaki enerji ve nemi geri kazanarak taze havayı ofislere yeniden dağıtıyor.

Etiketler

Bir yanıt yazın