Köprüde illüzyon

Temel bir gün kayalıklardan denize girecekmiş. Bakmış çevrede kimse yok, donu ıslanmasın diye çıplak atlamış denize. Denizden çıktığında bir bakmış ki eşyaları yok. Bir süre etrafına bakınıp beklemiş. Yardım edecek kimse yok. Çaresiz koyulmuş yola. İki eliyle önünü kapatarak yürürken, Temel’in bu hâlini gören arkadaşı seslenmiş. “Ula Temel, önünü kapayacağuna yuzuni kapa yuzuni. Orandan seni kimse tanımaz…”

Giderek az içilmiş votka kıvamında görünmeye başlayan İstanbul’da her geçen gün insanı rahatsız eden manzaralar ortaya çıkıyor. İstanbul’un zihni sinir “procelerle” zevksizleştirilmesi, UNESCO ile yapılan pazarlıkla doruğa ulaştı. Dün bizim gazetede yer alan Serkan Ayazoğlu’nun haberine göre Haliç’te yapılan metro köprüsü “ışık oyunları” ile görünmez hâle getirilecekmiş. Tarihî yarımadanın, köprünün siluete zarar vermesi nedeniyle Dünya Kültür Mirası listesinden çıkarılma tehlikesiyle yüz yüze kalması karşısında, yönetenlerin bulduğu son numarayı da öğrenmiş olduk böylece. Yapılan köprüyü görünmez kılmakla ilgili UNESCO ile pazarlıklar sürerken ben en çok bu fikri ortaya atanı merak ediyorum. Merak ediyorum çünkü, bu dahiyane fikri (!) ortaya atan arkadaştan daha ne “proceler” çıkar kimbilir…

Oldubittiye getirilerek, bütün aklı başında mimarların, şehir plancılarının karşı çıktığı Taksim’i yayalaştırma projesinin de bu fikrin ürünü olup olmadığı bilinmez ama vatandaşa şimdiden önemli bir hayat deneyimi kazandırdı. Taksim civarında işi gücü olanlar, her gün olimpiyata hazırlanır gibi zorlu parkurları aşarak varıyorlar gidecekleri yere. Bunu başarabilmek için de insanüstü çaba harcamanın yanında, birtakım özelliklere de sahip olmak gerekiyor. Uzun ve yüksek atlama, yan yan yürüme, sıkışıp kaldığında tekmeyle yolu tıkayan tahta paravanı kırma.. her baba yiğidin harcı değil. Aha burada iddia ediyorum Taksim Meydanı’na sürekli ulaşmak zorunda olan sıradan bir vatandaş dört yıl sonra yapılacak olimpiyatlardan altın madalya ile döner. Böylece kimsenin anlam veremediği trafiği yeraltından verme çalışması da altın madalya ile taçlandırılmış olur…

Taksim Meydanı’nın yeniden düzenlenmesinde benim anlamadığım işlerden birisi de Gezi Parkı’nın üzerine yapılacak Topçu Kışlası. Gezi Parkı’nda bulunan ağaçların kesilmesi bir yana, olmayan kışlayı yapıp ortasına da buz pisti kondurma fikrini ortaya sürenlerle, Haliç Metro Köprüsü’nü ışık oyunlarıyla yok etme fikri aynı beynin ürünü mü merak ediyorum. Olur mu olur, gören de duyan da bizim ata sporumuzun buzda kaymak ve artistik puanlar toplamak olduğunu sanır. Zaten bizim toplumda her mahalleden bir Katarina Witt çıkarma potansiyeli var. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Daha önce müteşebbisler tarafından alışveriş merkezlerinde yapılan buz pistleri ilgisizlikten kapandı.

Çamlıca’ya yapılmak istenen imitasyon cami meselesine girmek istemiyorum bile… Ulu hakan emretti, ne olursa olsun yapılacaktır en güzel terasa o çakma cami. Sultanahmet’in çakmasının Çamlıca Tepesi’ne yapılması bu güzel şehre ne kazandırır orası meçhul, birilerinin gönlü olacak işte.

İstanbul, kendisine karşı yapılan bütün bu kötülüklere karşı nazlı bir gelin gibi ayakta durmaya çalışıyor. Duruyor durmasına da, şehre kötülük yapmaya devam edenler ışık oyunları yaparak köprüleri karartma yerine yüzlerini kapasalar daha iyi olacak. Belli mi olur gün gelir bakarsın birisi tanır bu yüzleri…

Etiketler

Bir yanıt yazın