Financial Times: İstanbul Modern, İstanbul’un dönüşümünün nedeni ve sonucu

Vincent Boland, İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Financial Times'ta eski bir kentin modern çekim merkezlerini yazdı.

27 Haziran’da yayımlanan yazısında Boland, İstanbul’un özellikle varlıklı ve kültür meraklısı kesimin uzun hafta sonu tatilleri için gözde seyahat destinasyonu olarak yükselişinde, ülkenin ekonomik felaket bölgesinden, bölgesel güç merkezine dönüşmesinde büyük payı olduğunu vurgulayarak, “Boğaz’ın Avrupa yakasında bulunan eski bir gümrük antreposundan dönüştürülen İstanbul Modern’in açılışı, bu dönüşümün hem nedeni, hem de sonucu” olduğu görüşünü yazdı. İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ile görüşen Vincent Boland, modern sanat müzelerinin dünyanın bir kente ve kentin kendine bakışını değiştirdiğini belirterek, düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Tate Modern, Londra’yı sanatsal demodelikten çıkartıp, modernlik tapınağına çevirdi. Bilbao’daki Guggenheim Müzesi, İspanya’nın kuzeyindeki post-endüstriyel kenti dönüştürdü. İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin 2004 yılında açılması, bu eski kentin şehirli küresel seçkinlerin hayal gücüne ve seyahatlerine güç sağlayan şebekeye daha gösterişsiz ama bir o kadar etkili biçimde bağlanmasını sağladı. İstanbul, çok harcama yapan hafta sonu tatilcilerinin ve meraklı kültür gezginlerinin destinasyonu haline geldi. Onları buraya çeken şey kentin ulaşılabilirliği, büyüklüğü, hareketliliği, yabancılığı, samimiyeti ve tarifsiz ‘cool’luğu. Paris’ten daha canlı, Londra’dan daha ucuz ve Barselona’dan daha ‘hip’.”

Boland, Oya Eczacıbaşı’nın İstanbul Bienali’nin Avrupa’nın en büyük ikinci etkinliği haline geldiğini söylerken, müzenin gördüğü ilgiyle, kentin sanatsal bir merkez haline dönüşmesi arasında doğrudan bir bağlantı kurduğuna değindi.

Yazıda, Oya Eczacıbaşı’nın “Birçok ziyaretçimiz İstanbul’a ilk ziyaretlerini yapıyorlar, ama ikinci kez gelenlerle giderek daha sık karşılaşıyoruz” sözleri aktarılırken, son birkaç yıl içinde müzenin çevresinde en az on sanat galerisi daha açılmasının, kentte canlı ve giderek daha çok ilgi gören bir sanat bölgesi yarattığı, ziyaretçi sayılarının gösterişli değil ama teşvik edici olduğu ve bu yıl müzeyi yüzde 22’si yabancı 550 bin kişinin ziyaret etmesinin beklendiği belirtildi.

Bazı İstanbullu’ların bu yeni küresel konumu, İstanbul Bienali’nin giderek artan popülerliğine bağladığını belirten ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdürü Görgün Taner ile de görüşen Vincent Boland, diğer kentlerde giderek kaybolan kentsel özelliklere dikkat çeken Taner’in “Avrupa şehirleri gittikçe sessizliğe bürünürken, İstanbul giderek gürültülü bir hal alıyor; eğer günümüz dünyasını anlamak istiyorsanız, İstanbul’a bakmalısınız” sözlerine yer verdi.

İstanbul’un “beklenmedik şeylerle dolu, şaşırtıcı biçimde çok kültürlü, saldırganca yeni, rahatlatıcı biçimde Avrupalı ama soluk aldıracak biçimde Avrupa’dan uzak, son derece politize olmuş bir kent, ülkenin kültür, toplum, iş, medya, sinema ve sanat başkenti” olduğunu yazan Vincent Boland, kentin bazı sakinlerinin FT.com’un yakın zamanda yaptığı bir ankette “dünyanın en yaşanılası kenti” seçilmesini şaşkınlıkla karşıladıklarını değinerek, bu sonucun kentin belirli bir tür küresel ziyaretçiye cazip gelmesinin kanıtı olabileceğini ifade etti: “Türkiye, en hızlı büyüyen ülkeler sıralamasında Brezilya, Çin, Hindistan, Meksika ve Mısır ile birlikte anılıyorsa, İstanbul da São Paulo, Şanghay, Moskova, Mexico City ve Kahire gibi kentli seçkinlerin yükselen yıldızları arasında anılabilir. Cazibesinin bir kısmını hem Avrupa’da hem de Orta Doğu’da bulunmasından alan İstanbul, genellikle kültürler arasında bir köprü olarak tanımlanıyor. Ama bu son derece şüpheli bir iddia: Modern dönemde Türkiye her zaman Batı’ya, özellikle de Avrupa’ya ait olmakta ısrar etti, oysa gerçekte bir köprü gibi dengede duruyor. Ama bu tartışma da kentin cazibesini artırıyor.”

İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmasının, kültür miraslarına çok ciddi bir yatırım yapılmasını sağlarken, geride konser salonu, kütüphane ya da opera gibi anıtsal bir yapı bırakmadığını belirten Boland, “Onun yerine kentin yükselişini, varolan mirasının önemini ve 21. yüzyıl başının Paris’i olarak statüsünü pekiştirdi” görüşünü vurguladı.

Etiketler

Bir yanıt yazın