Festival des Architectures Vives’te İlk Kez Bir Türk Ekip Yer Alacak

2006 yılından beri düzenlenen Festival des Architectures Vives'de bu yıl, Peker Ayan, Simay Çağ ve Bilge Kobak'tan oluşan ekibiyle Atelier DARN da yer alacak.

Atelier DARN, farklı şehir ve ülkelerde çalışmalarını sürdüren mimarlar ve peyzaj mimarlarını çatısı altında birleştiren bir tasarım oluşumu. Türkiye’de lisans eğitimlerini tamamladıktan sonra yüksek lisans eğitimlerini farklı mimari alanlarda Politecnico di Milano’da yaparken tanışan ekip; birlikte üretmeye devam edebilmek adına kurdukları bu oluşuma dünyanın farklı yerlerinden devam ediyor.

Peker Ayan, Simay Çağ ve Bilge Kobak’tan oluşan ekip, Fransa’daki önemli mimarlık ve tasarım festivallerinden biri olan Festival des Architectures Vives isimli festivalde yer almak üzere seçilen 10 ekipten biri oldu.

2006 yılından beri düzenlenen festival için her sene başvuran birçok uluslararası ofis ve ekipten sadece 10 kişi seçiliyor. Seçili ekiplerin tasarladıkları enstalasyonlar festival kapsamında belirlenen avlularda sergileniyor ve binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyor. 18 yıldır düzenlenen bu festivalde, ilk kez bir Türk ekip yer alacak!

Festival, 11-16 Haziran tarihlerinde, Fransa’nın Montpellier kentinde düzenlenecek.

Tasarımcılar projeyi anlatıyor: 

“Festival des Architectures Vives’in ruhuna uygun olarak enstalasyonumuz RHUBARB, geleneksel sınırları aşarak mimarlık, spor, sanat, edebiyat ve çevre bilinci konularını bir araya getirmeyi amaçlıyor. Festivalin uyuyan mekanları yeniden canlandırmaya ve kolektif hayal gücünü harekete geçirmeye yönelik etosunu benimseyen vizyonumuz, izleyiciyi harekete geçiren modüler, uyarlanabilir ve dinamik bir eserdir. RHUBARB, sporlar, takımlar ve temalar gibi değişen diğer sabitler arasında sadece seyircinin sabit kaldığı Olimpiyatların evrimleşen doğasından esinlenerek, seyircilerin aktif rolünü vurgulamaktadır. Kelime anlamı, bir film setinde sahneyi tamamlayan ortamdaki arka plan seslerini ifade eden RHUBARB, oyunlarda duyulan arka plan seyirci sesine benzer şekilde, seyircinin kolektif sesinin hemen göze çarpmayan ama hayati doğasını yansıtmakta ve aynı zamanda “sound sculpture” unsurlarını bir araya getirerek, izleyicinin hareketlerini bir ses deneyimleri senfonisine dönüştürmektedir.

Tasarımımızda seyirci, odak noktasındaki her bir parçayla sembolize edilen sanat eseri haline geliyor. Olimpiyat seyircisini sanat eserinin kendisi olarak görüyor, aktif katılımı teşvik ediyor ve geleneksel sanat-izleyici rollerini tersine çeviriyor. “RHUBARB” izleyici olmadan eylemsiz bir halde, ancak izleyicinin ilk hareketiyle enerjisini büyüleyici bir ses ve ışık gösterisiyle kinetik bir sanat eserine dönüştürüyor. Bu hareket, parçaları iterek veya dokunarak, ellerini üzerlerinde gezdirerek, rüzgar yaratarak vb. şekilde enstalasyonla etkileşime girmek olabilir. Katılımcılar, sanat eserinin içine girmeye ve kavisli formu sayesinde odak noktası haline gelmeye davet ediliyor.

Ayni zamanda, RHUBARB’ın avludaki konumlandırılması, doğal ışık kaynaklarıyla simbiyotik bir ilişki kurmasını sağlıyor. Güneş ışığı farklı konfigürasyonlardan süzülürken, gölgeler sahne üzerinde dans ederek mimari sanatın geçici doğasını vurguluyor. Işık ve formun bu etkileşimi, festivalin mekânları açığa çıkarma ve yeniden hayal etme vurgusunu yansıtıyor.

RHUBARB, çevre dostu malzemelerden elde edilen 3D baskı malzemelerini kullanarak çevresel sorumluluğu benimsemektedir. Sürdürülebilirlik ve çevre bilinci arayışında ana olarak, malzeme sponsorumuz BASF Forward AM tarafından sağlanan filament kullanılmıştır. Geri dönüştürülmüş post-endüstriyel PET atıklarla üretilen endüstriyel sınıf filament Ultrafuse® rPETG, enstalasyonun temelini oluşturarak dayanıklılık sağlıyor. Bu temeli tamamlamak üzere, yeniden kullanılmış plastik şişelerden elde edilen, kendi deneysel filamentlerimizi kullanıyoruz. Ayrıca, yenilikçi bir şekilde benzersiz bir bitki bazlı, biyolojik olarak parçalanabilir 3D baskı malzemesi yaratan bir Fransız şirketi olan NOVINOV ile işbirliği yaparak alternatif çevre dostu uygulamaları da projemize entegre ediyoruz. Bu kolektif yaklaşım, geri dönüştürülmüş plastik, el yapımı filamentler ve bitki bazlı alternatifler gibi üçlü malzemeler aracılığıyla endüstriyel inovasyon ve zanaatkar işçiliğin uyumlu bir birleşimini sembolize etmekte ve sürdürülebilirlik ve inovasyona olan bağlılığımızı temsil etmektedir. Eko-bilinçli uygulamaların dönüştürücü potansiyelini sergileyerek ve daha yeşil, daha sorumlu bir geleceğe olan bağlılığımızı pekiştirerek, sektördeki sürdürülebilirlik vizyonumuza bir atıfta bulunuyor.”

Proje ile ilgili detaylı bilgiye link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Etiketler

Bir yanıt yazın