“Dünyada Anıt Kadar Görünmez Bir Şey Yoktur”

18 Mart’ta İTÜ Taşkışla’da yapılan “Türkiye’de Anma ve Anıtlaştırma Yolları” isimli panelde Çanakkale ve Gelibolu yoğunluklu olarak, dünyadan örneklerle "Anma" pratikleri ve bunun mekana yansımaları genel kapsamıyla ele alındı.

İTÜ BAP Projesi olan Zamanın Mekansal Kurguları: Anma ve Anıtlaştırma Biçimleri ve Anma Mekanları* kapsamında Yard.Doç.Dr. Ebru Erbaş Gürler, Öğr.Gör.Dr. Ebru Yetişkin ve Ar.Gör. Başak Özer tarafından düzenlenen panel, İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Sinan Mert Şener tarafından yapılan açılış konuşmasıyla başladı.

“Borçlu Olan Kitle” – Yaşarken Ölümü Deneyimlemek

Panelin ilk konuşmacısı “Türkiye’de Hafıza’nın Yeniden Üretimi ve Toplumsallaşmanın Denetimi” isimli sunumuyla İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nden Ebru Yetişkin’di. Öncelikle hatırlamanın bir kültür ürünü ve kültürel bir eylem olduğunu söyleyen Yetişkin, kutsal sayılan duygu ve değerlerin yardımıyla oluşan söylemlerle, hafızanın yeniden üretildiğine değindi. Yetişkin’in konuşmasının en dikkat çekici noktası “borçlu olan kitle” anlatısıydı. Gündelik yaşamı sürdürebilmek için kolektif kimliği benimseyen bu kitlenin, kendililik bilincini feda ettiğini; bunun da ölüm tehdidi altında bir yaşam sürdürmekte ve tam da yaşarken ölümü deneyimlemekten duyulan haz duygusuna sahip olduklarını belirtti. Sonuç olarak kendiliğin kurban edilmesiyle oluşan varoluşsal boşluk hissinin, şehitlerle ve anma mekanlarıyla özdeşlelebilmeyi sağladığını anlatan Yetişkin, “borçlu olan kitle”ye dahil olan insan grubunun Gelibolu’ya gelen ziyaretçiler arasında hiç de azımsanmayacak sayıda olduğuna ve sayılarının da son 10 yılda gittikçe arttığına değindi.

Şehitleri Fotoğraf Çekerek Anmak

Panelin ikinci konuşmacısı İTÜ Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Başak Özer oldu. Özer, kendi deneyimlediği Gelibolu’da yapılan turist turlarını örnekleyerek Türkiye’deki anma pratiklerini anlattı. Ziyaretçilerin, rehberlerin anlattıklarını dinleyip, toplu halde bir yerden bir yere sürüklenerek fotoğraf çekme deneyimleriydi bunlar. Anıt, şehitlik ve tabyaları (Özer’e göre en çok peyzajla bütünleşen örnekler) gezerken bile ziyaretçi olarak mekanla iletişim kuramadığından bahsetti. Gelibolu’nun zaten bir bütün olarak dahil olduğu “Kamusal Hafıza Mekanları” konusuna değinen Özer, Çanakkale’de “Ayrılmış ve Etrafı Çevrilmiş” veya “Anıt” oluşumlarının var olduğundan ama gerçek anlamda bir “Kamusal Anma Mekanı” olmadığından söz etti. Bunun da mevcut yapının kentle ve insanla iletişim kuramamasına, yani kamusalla temas etmemesinden dolayı olduğunu söyledi.

Geleneksele “Karşı-Anıt”

Sonraki konuşmacı İTÜ Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Ebru Erbaş Gürler, kitlesel ölümlerin yaşandığı 2. Dünya Savaşı sonrasında savaşın “zafer” vurgusundan çok insani boyutunun önemli hale gelmesine ve “karşı-anıt” kavramına değinerek konuşmasına başladı. Gürler, Gelibolu’daki “Anma Peyzajları”nı anlatırken, Yarımada için açılan Mimarlık Yarışmaları’na değindi. “Çanakkale Zafer ve Meçhul Asker Anıtı Yarışması”yla birinci olan meşhur anıtın, geleneksel anıt anlayışının tipik bir örneği olmasından söz etti. Conkbayırı Mehmetçik Parkı Anıtı’nın ise yazıt olma özelliğiyle geleneksele, yer ile ilşkisinin kuvvetli olmasıyla da karşı-anıt kavramına yaklaştığını belirtti. 1997’deki Gelibolu Yarımadası Barış Parkı Yarışması’na kadar Milli Park’ın bir bütün olarak ele alınmadığından, bu anlamda yarışmanın bir ilk olduğundan söz etti. “Hayata ve barışa…” diye başlayan yarışma şartnamesinin çok kapsamlı hazırlandığını ve Yarımada’yı tüm yönleriyle ele almak isteğinden bahsetti. Barış Parkı Yarışması sonuçlarının uygulanamamasıyla birlikte adaya bütüncğl yaklaşımın yine olmadığından farklı kurumların aynı “geleneksel anıt” kavramını sürdürerek yapı faaliyetlerini sürdürdüklerini söyledi. Gürler, Gelibolu’ya ikinci bütüncül yaklaşımın Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Odak Alanları Fikir Yarışması’yla olduğunu ve jürisinin de Barış Parkı vizyonununa yakın bir yerde durduğunu söyledi, ayrıca Türkiye’deki yarışmaların özellikle zamanla ilgili olan sorunlarına da değindi.


Conkbayırı Mehmetçik Parkı Anıtı Çizimleri

Ölüm ve Acının Dayanılmaz Cazibesi

İTÜ Şehir Bölge Planlama Bölümü’nden Doç.Dr. Zeynep Günay, “Çatışma Mekanı Olarak Miras” isimli konuşmasında “Anlam”, “Değer”, “Miras” ve “Kimlik” gibi kavramlara değindi. Hatırlama eyleminin ideolojilere hizmet etmesi gibi unutmanın da kolektif bir eylem olduğundan bahsetti. Kolektif hatırlama ve unutma araçlarının seçmeci tarih algısıyla oluştuğu ve bilgiyi sürekli kontrol ettiğini söyledi. Değişen anıtlaştırma / miraslaştırma söyleminin gelenekseldeki “zafer” algısından kopup karşı-anıt kavramına gelindiğinde de “karanlık” bir bakıştan kopulamadığını belirtti. Bu tür pratiklerin motivasyonunun “ölüm ve acının dayanılmaz cazibesi” olup olmadığını sorgulayarak, toplumsal travma ve acıların hatırlanma biçimlerine değindi. Acı ve travmalar üzerinden dönen yeni bir turizm ve ekonomi şeklinin geliştiğinden bunun da “Braveheart Etkisi” olarak adlandırdığını söyleyen Günay; örnek olarak tarihle ilgili filmlerin nerede çekildiğinin önemli olmadığından, insanların inanmak istediğine inandığından bahsetti.

“Dünyada Anıt Kadar Görünmez Bir Şey Yoktur.”

Sonraki konuşmacı MSGSÜ Resim Bölümü’nden Yard.Doç.Dr. Can Aytekin, İstanbul’da kendi çizdiği güzargahta belirlediği noktalarda yer alan anıtlardan yola çıkarak hazırladığı “Her Şey Yerli Yerinde” isimli çalışmasının sürecinden bahsetti. Robert Musil’in “Dünyada Anıt Kadar Görünmez Bir Şey Yoktur.” sözüyle başlayan Aytekin, Beşiktaş’taki Barbaros Heykeli’nden başlayarak Şişli’deki Abide-I Hürriyet, Harbiye’deki (şu anda var olmayan) Ermeni Anıtı, Taksim’deki 1750 kg’lık bariyer, Yıldız Parkı’ndaki Güzel İstanbul Heykeli ve son olarak Çayırbaşı’ndaki Cezayirli Gazi Hasan Paşa Anıtı’nın yer aldığı güzergahındaki odak noktalarını anlattı. Barbaros ve Hasan Paşa Anıtları arasında biçimsel benzerlikler yakaladığını; bu altı duraktaki görünen ya da görünmeyen öğeleri (çok da deforme etmeden) tekrar üreterek hazırladığı sergisinden örneklerle konuşmasını sonlandırdı.

Çanakkale Savaşı’nda Bir Ressam: Hayri Çizel

Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nden Sanat Tarihçisi Öğr.Gör. Fırat Arapoğlu, Çanakkale Savaşı’na yedek astsubay olarak katılan ressam Hayri Çizel’in resimlerinin savaş için birer “belge” niteliğinde olduğunu söyledi. “Savaş Ressamlığı” kavramına değinen Arapoğlu, özellikle İngiltere’de 19. yy sonrası görülen ressamların savaşta yaptıkları ve sonrasında final haline getirdikleri resim pratiğinden söz etti. Hayri Çizel’in bu savaş ressamlarından farklı olarak, devlet tarafından görevlendirilmeyen, savaşa asker olarak katılan bir ressam olmasından kaynaklı, kendi insiyatifinde yaptığı çizimlerin elimizde olduğundan bahsetti. Ressamın suluboya tekniğiyle yaptığı çalışmaların; askerleri dinlenirken, uyurken ya da yemek yerken olan zamanlardan oluşması ve savaşın dramatikliğine dair bir şey barındırmaması ilgi çekici bir noktaydı.

Panel, Öğr.Gör.Dr. Ebru Yetişkin’in küratörlüğünde hazırlanan, İTÜ Müzik Teknolojisi Bölümü’nden Anıl gün ve Gökhan Gül’ün “An” isimli ses enstalasyonu ve Ayşe Gül Süter’in “Peace-Poppies” isimli video enstalasyonuyla sona erdi.

Zamanın Mekansal Kurguları: Anma ve Anıtlaştırma Biçimleri ve Anma Mekanları*
İTÜ BAP Projesi

Proje Özeti

Anma mekanları, toplumsal belleğin mekana yansıması ve toplumların toplumların yaşadıkları olayların ve acıların fiziki temsiliyet ile günümüze aktarılma biçimidir.

Araştırmanın temel amaçları, Türkiye’deki “anma”ların mekansal temsiliyetinin ve bu bağlamda anma mekanlarının incelenmesi ve bu temsil şekillerinin Türkiye’deki anma kültürü, anma biçimleri ve anıtlaştırma yolları ile ilşkileri çerçevesinde biçimlenişinin değişiminin ve kentsel açık alanlar ve kullanıcıları üzerindeki etkilerinin ortaya konulmasıdır.

Çalışma alanı Çanakkale olan çalışmada anmalara yönelik ülkemizdeki çağdaş temsillerin, tasarım dillerinin ve başka zaman algılarının da açığa çıkarılması hedeflenmektedir.

Etiketler

Bir cevap yazın