2020 İstanbul’a verilmeli

Bir olimpiyat heyecanıdır gidiyor. Daha önce de aday olduk, bizi diri tuttular; ama sonra uyuttular, vermediler. Bu kez biz daha inatçıyız.

Tokyo, Madrid ve İstanbul. İnsanın İstanbul derken bile içi ürperiyor ve tüyleri diken diken oluyor. Onun için 2020 İstanbul’a verilmeli, yoksa olimpiyatlar kaybeder.

Sizlere beylik laflar edecek değilim. Hani şu nefret ettiğimiz, ‘verilmez, alınır’ cümleciği. Hayır efendim, maalesef olimpiyatlar alınmıyor, veriliyor. İşin içinde oyun çok. Biz bana göre daha önce de hak ettik ama vermediler. Bu kez ise fazlasıyla hak ettik.

Neden mi? Öncelikle 2002’den bu yana güzel ülkemdeki gelişmeler, spor adına yapılanlar ve spor adına şans olarak gördüğüm bir başbakan var. Sporun içinden gelmiş, konulara vâkıf hem de aday şehrimiz İstanbul’da yerel yöneticiliğin hakkını spor adına da sonuna kadar vermiş biri.

Sonrası mı? Her şehrin bir belediye başkanı var, fakat İstanbul’un önce sevdalısı olan bir başbakanı, sonrasında da bir başkanı var. Bu da mı yetmedi? Bir de Olimpiyat Komitesi Başkanı, dünya beyefendisi Uğur Erdener’i var.

Aslında bir şehrin olimpiyat yapması için bunlar yeter ama, biz abartmayı seven bir milletiz, yetmez dedik ve Hasan Arat gibi bir ismi de sürükleyici lokomotif olarak 2020 Adaylık Komitesi Başkanlığı’na getirdik.

Bizde her şey tamam. Olimpiyatı şu şehir yapsın diyecekler de tamam der mi? Bunun için ölçüleri nedir, deyip bazı incelemeler yaptım. Çok eskiyi görmedim okudum, ama 2004 Atina’da bulundum. Biz komşu ile bir elmanın iki yarısı gibiyiz. Onlar yaptı, biz uçururuz. Sonra Seul’ü inceledim. 2002 Dünya Kupası’na gittiğimde bir de olimpiyat düzenlemiş şehir gözüyle baktım. Seul Stadı’nı gördüm. Eksiğimiz yok, fazlamız vardı.

Şimdi ne demek istediğimi anladınız umarım. Olimpiyat alınmıyor, veriliyor. Seul de, Atina da bunun şahidi. 2020 Olimpiyatları’nı, adaylardan Madrid’i görünce biz daha iyi yaparız diyorum. Şehirde heyecan yok. OIC heyetini protesto eden gruplar var. Sıkıntıları da Avrupa’yı saran mali krizin üstüne bir de olimpiyat yükü yüklenmesin. Yani tamamen duygusal. Tokyo’yu zaten aklıma bile getirmiyorum. Trafik faciası, TV yayın saatlerinin dünya ile uyumsuzluğu cabası.

Peki biz hazırız da vermesi gerekenler verir mi? Hani derler ya ‘isteyenin bir yüzü, vermeyen kazan dibi’ diye aynen öyle. Biz çalıştık, fazlasıyla hak ediyoruz. Vermezlerse onlar utansın.

Etiketler

Bir yanıt yazın