2013’ün En Çok Okunan Görüş Yazıları

Arkitera.com'da 2013 yılının "en"lerini derlemeye görüş bölümümüzle devam ediyoruz.

2013 yılı, Türkiye gündeminin hareketli geçtiği ve birçok anlamda şaşırtıcı olayların yaşandığı bir yıl oldu. Bu hareketli senenin mimarlık ve kente dair gündemi ise arkitera.com’da yayınlanan görüş yazılarına yansıdı. İşte bu görüş yazılarından en çok okunanları sizinle paylaşıyoruz:

Allah’ın İzniyle Yapılan Mimarlık

Simla Sunay Özdemir’in görüş yazısı Gezi Olayları’ndan neredeyse bir ay önce 3  Mayıs’ta yayınlanmıştı. Türkiye’deki inşaat faaliyetlerini ve uygulanan siyaseti eleştiren Özdemir yazısını ”Ben bundan sonra hiçbir çocuğa mimar olduğumu söylemeyeceğim. Susacağım. Bu katliamın karşısında konuşacak nefesim kalmadı artık!” diyerek bitiriyordu. 

Bir Devrimin Mimari Şifreleri

Ömer Kanıpak 17 Haziran’da yayınlanan yazısında Gezi Parkı’yla ilgili mimarlık ve kent konusunu tartışmaya açıyordu. Kanıpak yazısında Gezi Parkı yerine yapılmak istenen Topçu Kışlası’nın bir araç olduğunu söylüyordu ve şöyle açıklıyordu: ”Otoritesini taşa dönüştürmek isteyen bir iktidarın İstanbul’un en önemli noktasına bir bina dikme arzusunun “tarih”i kullanarak meşrulaştırması aracıdır.” 


Parti Bitti

Gezi Parkı’ndaki eylemcilerin polis tarafından parktan çıkarılmasının 10 gün sonrasında yayınlanan yazısına Ertuğ Uçar şöyle başlıyordu: ”Gezi sürecinde ve sonrasında sessiz, veya tepkisini dile getirmekte çekimser kalan kesime bir haberimiz var: Parti bitti. Bu sektörler son 10 yıllık AK Parti macerasına paralel büyüdü, serpildi. Hükümet, ekonomi politikasının bir ayağını biteviye proje olarak belirlemiş, katarını Kadir Topbaş’ın da dile getirdiği gibi inşaat lokomotifine bağlamış gidiyordu.” Uçar, yazısının devamında kentsel rantın, hükümetin kontrolünde olmasının sorunlarını sıralıyordu. 

Bakın Rafa Kaldırın Demedim, Unutun Dedim!

Cemal Saydam’ın Kanal İstanbul Projesi’yle ilgili olan görüş yazısı 23 Temmuz’da yayınlanmıştı. Saydam yazısına, Karadeniz, Akdeniz ve Marmara Denizlerinin sistemlerini anlatarak başlamış, Kanal İstanbul gerçekleşirse bu sistemlerdeki dengelerin nasıl değişeceğini açıklamıştı. Saydam’ın Kanal İstanbul Projesi’yle ilgili görüşünün sonucu açıktı: ”Bakın Rafa Kaldırın Demedim, Unutun Dedim!”


Central Park mı Buyurdunuz?

 Haydar Karabey 13 Kasım tarihli yazısının ilk bölümünde inşaat furyasının ”çılgınca” sürmesini ve projelerin birçoğunun gereksiz olmasını konu ediyor. İkinci bölümde ise, Kadir Topbaş’ın Zeytinburnu’nda yapmak istediği Bölge Parkı ile Central Park karşılaştırmasını eleştiriyor. Karabey yazısını şöyle bitiriyor: ”Birileri ya sayı saymayı, ölçüp biçmeyi bilmiyor ya da bizi kandırıyorlar. İkisi de birbirinden acı. Yerel Seçimler yaklaşırken hesap hatalarından kaçınmak gerektiğini hatırlatayım dedim.”


 Arkitera.com’daki tüm görüş yazılarını buradan takip edebilirsiniz.


Etiketler

1 Yorum

  • ender-cilender-cil says:

    Bu kanal yapıldığında korkulan her iki hatta üç denizin kimyasal ve yapısal kiritiklerinin ne olduğunu ve birbirlerine katacaklarını (olumlu yada olumsuz), halkımızında anlayacağı bir dil ile anlatılması doğru bir davranış olurdu sanki … yada anlatıldı da biz mi takip etmiyoruz gerçekte ?

    Kent, aslında böyle bir yapının etrafında 3. İstanbul olarak olarak yükselecek gibi gözüküyor.

    Sanki İstanbul” un iç içe sıkışmış halinin, kadim ve yaşlı yapılarının getirdiği dekoratif görüntüsünün hemen dibine sıkıştırılan uçuk yapıların artık şehirden daha da dışarı atılması isteniyor.

    Ve malum olduğu üzere 2023 yılında ömrü dolacak olan Montrö anlaşmasının ardından İstanbul Boğazından, kesinlikle yük gemilerinin geçirilmesi istenmiyor ki, bence de çok doğru bir düşünce.
    Zaten son derce sıkışık olan bir iç deniz trafiği varken, biz maalesef buna bir çare bulamıyoruz ve yerli-yabancı yük gemilerinin boğazdan geçmesini kısıtlayamıyoruz.

    Bu tarafından bakacak ve Kanal İstanbul projesinin bu anlamda olumlu bir unsur oluşturacağını düşünecek olursak, sanki İstanbul Boğazı kurtulmuş olacak.

    Peki asıl soru şu ; Kanal İstanbul çevreye ne kadar zarar verecek?

    Akademik çevreler bu soruları ve benzerlerini irdeleyip, nitelikli bir raporlar güruhu hazırlarken gerçekten anlatılması gereken çoğunluk, o bölgede yaşayanlar ve İstanbul” un kullanılcıları olan HALK tır.

    Bu anlamda, bu olumlu yada olumsuzlukların gerekçeleri ile birlikte Hükümet ile karşıt görüşte olanların bu tartışmalarını orta vadeye yayarak belki bir TV kanalında özetler halinde konuşmalarıdır.

    Sonuçlarını ise hem Basın Yayın kuruluşları aracılığı ile hem de ilgili kurumların bültenlerinde yayınlanması ve isteyen herkesin bu yayınlara ulaşmasını sağlamak olmalıdır.

    Halk sanki bu tartışmaların oldukça uzağında görülüyor.

    Saygılarımla…

    Ender ÇİL

Bir cevap yazın