11. Venedik Mimarlık Bienali’nden İzlenimler – 1

11. Venedik Mimarlık Bienali için hazırlanan projeler ana etkinlik mekanları Giardini ve Arsenale'in yanı sıra şehrin farklı yerlerine dağılmış diğer sergi salonlarında 23 Kasım 2008 tarihine kadar görülebilecek.

13 Eylül 2008 tarihinde Teatro Piccolo’da yapılan açılış ve Altın Aslan Ödül Töreni’yle 14 Eylül’den itibaren ziyarete açılan 11. Venedik Mimarlık Bienali için hazırlanan projeler ana etkinlik mekanları Giardini ve Arsenale’in yanı sıra şehrin farklı yerlerine dağılmış diğer sergi salonlarında 23 Kasım 2008 tarihine kadar görülebilecek.

Venedik Lagünü kenarında eski bir tersane olan Arsenale’in doğu bölümünde yer alan önemli binalardan bir kısmı, eski dok ve antrepolar, 1999 yılında “dAPERTutto” başlığıyla gerçekleştirilen 48. Uluslararası Sanat Sergisi’yle birlikte kapsamlı bir restorasyon programından geçirilerek sergi alanına dönüştürülmüş. Arsenale içindeki Corderia, Artiglierie ve Tese, o tarihten bu yana Venedik Mimarlık Bienali’nin sıra dışı sergilerine ev sahipliği yapıyor.

11. Venedik Mimarlık Bienali’nin Arsenale ziyaretçilerini ilk olarak bienalin ana temasıyla aynı adı taşıyan “Orada: Binanın Ötesindeki Mimarlık” sergisi karşılıyor. Frank Gehry, Zaha Hadid, Massimiliano Fuksas, MVRDV, UN Studio, Asymptote Architecture, Nigel Coates, Coop Himmelb(l)au gibi yıldız isimleri tek bir çatı altında toplayan sergi toplam 30 ayrı projeden oluşuyor. David Rockwell, Casey Jones ve Reed Kroloff’un “mimari evrenleri” birbiri ardına sıraladığı film projesi serginin ilk ayağı. Rockwell, Jones ve Kroloff, bu interaktif enstalasyonla, fiziksel kısıtlardan kurtulmuş bir sinema özgürlüğünün, davranışları ve sezgileri nasıl etkilediğini araştırıyor.

Asymptote Architecture’ın takip eden enstalasyonunda ise bilinçaltına yönelik 3 evle geleceğin bir prototipi kurgulanmış. Bir bilimkurgu filminden çıkagelmiş bu pürüzsüz plastik ve loş ışıkla yaratılan evler, arzuları ve korkuları sindirerek, onlara somut ve huzursuz edici bir görünüm kazandırmayı teklif ediyor. An Te Liu tarafından tasarlanan bir başka enstalasyon ise “Cloud (Bulut)” ismini taşıyor. Çok sayıda hava temizleme aletiyle oluşturulan obje, gerçekte korkularımızın en temelinde yatan bakteri, alerjen, rahatsız edici duman ve kokuya atıfta bulunuyor.


Asymptote Architecture

Coop Himmelb(l)au’nun “Astroballon 1969 Revisited Feed Back Space” ismini taşıyan enstalasyonu içine girilebilen dev, şeffaf bir “beyin” balonu. Bu dev balonun içine girip hazırlanan kolları tuttuğunuzda karşınızdaki ekranda kan basıncınız beliriyor. 1969 yılında Coop Himmelb(l)au tarafından kağıt üzerinde tasarlanan ancak dönemin teknolojik olanakları dahilinde hayata geçirilemeyen “Feedback Space” projesi, sınırları kesin olarak belli olmayan fakat içinde çevremizi değiştirebileceğimiz teknolojileri barındıran bir odanın prototipi.

Arsenale’de yer alan bir diğer enstalasyon da “Pritzker Ödüllü İlk Kadın Mimar” Zaha Hadid’e ait. Hadid’in “Lotus” adını verdiği mobilyalar, dinlenme, oturma, saklama ünitelerinden oluşuyor. Eğri çizgileri ve dairesel formlarıyla bu sarı mobilyalar daha ilk gözünüze iliştiğinde bile Hadid’e ait diyebilirsiniz.


Zaha Hadid

Hadid’in tasarımının biraz ilerisinde 13 Eylül Cumartesi günü gerçekleştirilen açılış töreninin hemen ardından 2008 Altın Aslan Yaşamboyu Başarı Ödülü’yle onurlandırılan Frank Gehry’nin enstalasyonu bulunuyor. Gehry, bienal için tasarladığı enstalasyonda, 2008 Serpentine Pavyonu’nun tasarımında da kullandığı uzun ince ahşaplarla adeta bir Bilbao Guggenheim Müzesi iskeleti çıkartmış. Gehry’nin bienal kapsamında 12 Eylül 2008 günü Teatro Piccolo’da yaptığı konuşmasının ardından salondan bir dinleyici kendisine bu enstalasyonun yeni bir projenin habercisi olup olmadığını sordu, ancak Gehry’nin yanıtı, merakla bekleyen dinleyicilerinin beklentilerini boşa çıkarttı: “Hayır, Aaron (Betsky) bienal için bir şey tasarlamamı istemişti ve ben de öyle yaptım.”


Penezic & Rogina Architects

Bienalde, “Dijital çağda büyük kurttan kim korkar?” sorusuyla projelerini adlandıran Penezic & Rogina Architects’in enstalasyonu ise “sadece duvarlardan ibaret olmayan” evlerimizin, su, hava, ısıtma ve soğutma sistemini çıplak bırakan yeni bir ev tasarımıyla karşımıza çıkıyor. UN Studio’nun bienal öncesinde basına yansıyan imajlarıyla merak uyandıran “Değişen Oda”sı ise Arsenale’deki en büyük tek parça objelerden bir tanesi. Minimalist çizgilere sahip “Değişen Oda”nın içinde ziyaretçileri farklılaşan, küçülüp büyüyen imajlar karşılıyor.

Guallart Architects / IAAC / CBA tarafından tasarlanan ve klavyeler aracılığıyla kontrol edilebilen bir dünyanın kurgulandığı “Hyperhabitat”, bienalin görsel anlamda etkileyici bölümlerinden bir tanesi. Enstalasyon ile bilgisayar gücünün sadece iletişimi kolaylaştıran bir araç değil aynı zamanda ilişkileri yönlendiren bir araç olarak da gösterilebilmesi amaçlanmış.

Matthew Ritchie & Aranda / Lasch’ın, Arup AGU işbirliği ile tasarladığı projede yerden, duvarlara hatta mekan boşluğuna taşan bir desen kurgulanmış. Bu dev desenlerin hemen bitişiğinde ise MVRDV’nin artık hayatın içine girmesinin vaktinin geldiğine inandığı “gökarabaları”nın test sürüşü yapılıyor. Philippe Rahm Architects’in biri ısınan diğeri soğuyan iki farklı plakayla yarattığı minimalist nesne ise iklimi yeniden düzenlemeye yarıyor.

Arsenale koridorlarında üzerlerinde “Küresel Fırsatçı” gibi ibarelerin bulunduğu evleriyle tavana asılı cansız mankenler, çöp kovaları, plastik bira kasaları gibi nesneleri görürseniz Droog & Kesselskramer’ın “Yalnız Kasabası”na gelmişsiniz demektir. Teknolojiyle beraber kentlerde iletişimin giderek azaldığına, bu nedenle de 2020 yılında artık herkesin yalnız olacağı gibi bir düşü somutlaştıran kasaba, tercih edilen malzeme, renk ve yerleşimiyle “binaların ötesindeki mimari”yi sorgulayan bienale oldukça sade fakat etkileyici bir yorum katmış.


Droog & Kesselskramer

Arsenale’in en büyük enstalasyonu olan devasa yeşil kutunun tasarımı ünlü mimarlar Massimiliano ve Doriana Fuksas’a ait. Kutunun üzerindeki ufak bölBarkow Leibingermelerden içeriye baktığınızda her gün yanından hiç farketmeden geçtiğimiz günlük yaşamdan basit kesitleri yakalıyorsunuz.

11. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde Greg Lynn Form’un renkli, sürdürülebilir ve birbirinden ilginç oyuncaklarının yanı sıra, Diller Scofidio + Renfro ise iki dev ekranda gösterilen kent imajlarıyla, oturduğunuz yerden görsel bir seyahat imkanı sunuyor.

“Orada: Binanın Ötesindeki Mimarlık” sergisi kapsamında Atelier BOW-WOW’a ait “Furnivehicle”ın karşısında bir başka dikkat çekici enstalasyon yer alıyor: Barkow Leibinger’in metal borular aracılığıyla tasarladığı “Nomadik Bahçe”.


Barkow Leibinger

Arsenale’deki ana temayla aynı adı yaşıyan sergiyi Estonya, Hırvatistan, Costa Rica – Ekvator – El Salvador – Panama – Peru, Şili, Arjantin, Karadağ ve Meksika pavyonları izliyor. Ayrıca Domus Academy ve Everyville Yarışması için ayrılmış iki ayrı bölüm bulunuyor. Domus Academy pavyonunda bienal süresince çeşitli paneller düzenlenecek. Everyville Yarışması için ayrılan alanda ise ödül için aday gösterilen projelere ait detaylı bilgi ve görsele erişmek mümkün.

Estonya’nın Arsenale’de bulunan “Gas Pipe” projesi, aslında bienalin ana mekanlarından bir diğeri olan Giardini’de yer alan geniş sarı bir borunun içindeki kameradan ekrana yansıyan görüntülerden ibaret. Şili pavyonu için hazırlanan ahşap yüksek sehpaların üzerinde Şili mimarisinin önemli eserlerine ait küçük maket örneklerini görebiliyorsunuz.

Hollandalı grafik tasarım firması Thonik’in bienal için basitleştirilmiş semboller, koyu çizgiler ve renkler kullanarak ürettiği grafik kimliklerin üzerine işlendiği büyük Çin el yapımı halılar da Arsenale’daki son pavyonu oluşturuyor. Bienal hakkındaki izlenimlerimizi yarın da size aktarmaya devam edeceğiz.

Etiketler

Bir cevap yazın